Kainatta her şey, belli yasalarla hareket etmekte ve bu yasalar şayet ihlal, ihmal, işgal edildiği takdirde, bir yozlaşma, bozulma, çürüme, çözülme ve yok oluş süreci başlamaktadır.
Bu bir yasa (sünnetullah, Allahın (cc) kainattaki değişmez yasası), tüm canlılar için geçerlidir. Bu kainatta her canlı, kendi ortamı, yaşam koşulları, sınırları, fıtratı çerçevesinde hayatını idame ettirmektedir.
Bu koşul, şart ve ortamlar kaybolduğu zaman, hayatın dengesi, önce yavaş yavaş bozulmaya, sonra çürümeye, sonra da tamamen yok olmaya doğru bir süreç izlenmektedir...
Bu süreç, insan hayatı içinde geçerlidir. İnsanlar da belli şart, ortam, kural, yasa, kanun ve de nizamlar çerçevesinde hayatlarını yaşamakta, idare, ikame, idame ve de iktiza etmektedirler...
İnsanların yaşaması ve doğal olarak hayatlarını sürdürebilmesi için, gerekli olan şartlar, onların fıtrat, yaşayış ve de yaratılışlarına uygun olarak yaratıcı Allah (cc) tarafından belirlenip, oluşturulmuştur.
Kainattaki ısı, ışık, hava, su vb. şeyler, insanın yaşaması için ayarlanıp, belli bir düzen, mizana göre yaratılmıştır. Güneş, ay, yıldızlar, yağmur hep bu sistem ve düzenin bir parçasıdır. Güneşin mesafesi ona göre yapılmış, fotosentez dediğimiz olay bu çerçevede yaratılıp, ayarlanmış tüm bitkiler, böcekler, çiçekler ve de tüm canlılar bir bütünün, sistemin parçası halinde, ama tümü de eşrefi mahluk, halife olan insanın, daha iyi, kaliteli, güzel, mutlu, mesut, fıtrata(yaratılış) uygun yaşaması için yaratılmıştır.
Özellikle meyveler, sebzeler, bitkiler, hayvanlar hep insanın, daha iyi bir hayat yaşaması noktasında görevlendirilmişlerdir.
İnsan belli bir düzen, dizayn ve fıtrat üzere yaratılmıştır. Bu fıtrat, kainatla uyum içinde, yaratıcıyla iletişim halinde ve diğer insan ve canlılarla da ilgi, iletişim, uyum halinde olma şeklinde devam etmektedir.
Ama insan, belli bir süreden sonra, fıtratından kopup, "O" (cc) yaratıcıyı ihmal, inkar, isyan edip, ilgi, ilişki, bağ ve bağlantısını kopardığı vakit, kainattaki yaratılmış olan ve sünnetullah dediğimiz, kanun ve yasalara aykırı bir davranışta bulunduğu takdirde, insanda ki bozulma süreci başlamış demektir...
Bu bozulma, iki türlü bir bozulmadır. Birincisi insanın bedeninin bozulması, İkincisi ise, insanın ruhunun, karakterinin, kalitesinin, kişiliğinin, karizmasının, kimliğinin, aklının, fikrinin, bakış açısının bozulması, yozlaşması, kirlenmesi, fıtratından uzaklaşması ve birçok şeyi birbirine karıştırması sonucunu doğurmuştur...
Bozulan İnsan, önce kendisine, sonra da çevresindekilere ki, bu ister insan, bitki, çevre, iklim, kainat, isterse de diğer canlılar olsun, zarar vermeye başlamaktadır.
İnsanın yaşaması için, birçok ihtiyaçları söz konusudur. Bunlar ruhsal, psikolojik, ekolojik, fiziki, sosyal, ekonomik, doğa hülasa insanın iç ve dış alemiyle ilgili şartlardır.
Toplumlar bireylerden oluştuğu için, bireyin bozulması, ailenin bozulmasına, ailenin bozulması ise toplumun bozulmasına yol açmaktadır. Bu bozulma, çöküş ve çürüme, yavaş yavaş olmakta, insanlar ve toplumlar, bir anda bozulmadığı gibi bir anda da düzelmezler.
Yani, ifsat da bir süreç istiyor, ıslah da bir süreç istiyor. İfsadın başını insanın nefsi ve şeytan çekmektedir. İnsanı bozma işi, öncelikle ve özellikle de, kadını bozma ile başlıyor. Çünkü kadın, hem bireyin, hem ailenin, hem de toplumun inşa, imar, ıslahında en aktif ve çok önemli role sahiptir.
Kadın bozulduğu zaman, doğurduğu çocuk da, eşi de ve çevresi de bozuluyor. Bunlar zincirleme, birbirine sıkı sıkıya bağlı ve bağlantılı şeylerdir...
Bu bozulma sürecinin, en kritik, hassas ve de aktif merkezinde kadın vardır. Bunu bilen şeytan ve dostları ve modern, çağdaş, batıl hayatı tanzim eden, düzenleyen şer güçler, hakim kültür sahipleri kadın üzerinden, birçok fitneyi, fesadı, fıskı, fücuru, günahı, isyanı, insanı bozma ameliyesini ve eylemini gerçekleştirmektedirler.
Kadınları, her alanda baştan çıkarıcı, kadının öncelikle ve özellikle de cinsel kimliğini ön pılana çıkarıp, onun fıtratına uygun olmayan, kadını fıtratına aykırı bir özelliğe, niteliğe büründürerek, özellikle kadını evinden, ocağından, sıcak yuvasından çıkararak önce kadını, sonrada aile ve toplumu dinamitlemişlerdir.
Yine kadını, toplumun önünde bir teşhir malzemesi yapan, şeytan ve dostları, kadını bireyi ve toplumu bozup, dejenere ve ifsat etmek için, kadını arasallaştırıp, onun fıtratını bozarak, ona farklı misyonlar, vizyonlar yüklemişler ve evinin direği, öğretmeni olan, (olması gereken) çocuk ve toplumu yetiştiren kadın, ne yazık ki, kadın olmaktan çıkmış, basit, kullanılıp atılan sıradan bir madde, eşya konumuna düşürülmüştür...
Bunun içinde, kadın düzelirse, dünya düzelir, sözü çok manidar, önemli ve de anlamlıdır...
Toplumsal çöküşün nedenleri ve çözüm yollarını, önümüzdeki yazıda, ele almaya çalışacağı biiznillah...
Selam ve dua ile
Devam edecek...