Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


ESAT HOCALAR


Tarihin Tozlu Bir Sayfası & Faysal–Weizmann Anlaşması’nın 107. Yılı

Ortadoğu’nun bugününü anlamak, dünün tozlu ama belirleyici sayfalarına bakmayı gerektirir. Faysal–Weizmann Anlaşması, bölgenin kaderini şekillendiren kritik kırılma noktalarından biri olarak 107 yıl sonra hâlâ konuşulmayı hak ediyor.


Bir Masa, İki İdeoloji

 

Tam 107 yıl önce, 3 Ocak 1919’da, Ortadoğu’nun kaderini etkileyecek bir girişim sahneye konuldu. Bir masanın iki ucunda, Arap ırkçısı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal ile Dünya Siyonist Örgütü’nün başkanı Siyonist başı Weizmann oturuyordu. İmzalanan dokuz maddelik belge, tarihe “Faysal–Weizmann Anlaşması” olarak geçti.

Bir yanda Arap ırkçılığının yükselen yıldızı, diğer yanda Siyonist Yahudi ırkçılığının hayalini kurduğu yurdun mimarlarından biri…

 

Kâğıt Üzerindeki Kusursuz Mutabakat 

Kâğıt üzerinde bakıldığında, metin adeta kusursuz bir mutabakatı andırıyordu:

Araplar, Filistin’de Yahudi göçünü ve yerleşimini destekleyecek; Yahudiler ise Hâşimî ailesinin liderliğinde kurulması tasarlanan büyük Arap devletini iktisadî ve siyasî olarak destekleyecekti.

 

Masada Olmayan Asıl Güç

Ancak dönemin ruhunu belirleyen asıl güç masada değildi. Birleşik Krallık, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından bölgenin kaderini çoktan belirlemişti. Osmanlı İmparatorluğu, içeriden ve dışarıdan ihanetlerle çökertilmiş; Ortadoğu büyük güçlerin vaatleriyle yeniden şekillendirilmeye başlanmıştı.

Arap ırkçısı Faysal, babası Şerif Hüseyin’e İngiltere’nin Mısır Yüksek Komiseri Henry McMahon aracılığıyla gönderilen mektuplarda vaat edilen “bağımsız Arap Krallığı” hayaliyle hareket ediyordu.

Siyonist başı Weizmann ise Balfour Deklarasyonu’nun soyut bir beyan olmaktan çıkıp fiiliyata dökülmesini istiyordu.

 

Kısa Süren Bir İttifak

İki taraf, kısa bir süre için birbirini “müttefik” olarak gördü. Ancak bu ittifak, tarihin en kısa ömürlü diplomatik girişimlerinden biri olacaktı. Çünkü gerçekler masada konuşulanlardan çok farklıydı.

İngiltere ve Fransa, daha 1916’da imzaladıkları gizli Sykes–Picot Anlaşması ile Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaşmıştı bile. Arap bağımsızlığı vaatleri, yerini manda rejimlerine bıraktı.

 

Faysal’ın Yalnızlığı

Faysal, 1920’de Şam’da kısa süreli bir krallık ilan ettiyse de, aynı yıl Fransızlar tarafından sürgüne gönderildi. İngilizler, Osmanlı’ya karşı kullandıkları Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’la artık ilgilenmiyor, onu yalnızlığa terk ediyordu.

Arap ırkçısı Şerif Hüseyin, kazandığı itibarı Osmanlı Devleti sayesinde elde etmiş olmasına rağmen tercihini İngilizlerden yana kullanmış; oğlu Arap ırkçısı Faysal da babasıyla aynı akıbete sürüklenmişti: ortada kalmak.

 

Geçersizlik Şerhi ve Büyük Yanılgı

Anlaşmanın Arapça ekinde, Faysal’ın kendi el yazısıyla koyduğu şart son derece açıktı:

“Araplara vaat edilen tam bağımsızlık gerçekleşmezse bu anlaşma geçersizdir.”

Faysal, bu kayıtla işini sağlama aldığını düşünüyordu. Ancak siyasi kaderini bağladığı devletin kimliği ortadaydı: Kendi müttefikine, hatta kendi devletine ihanet edebilen bir güç, yarın ona da aynı muameleyi yapabilirdi.

İngiltere bu şerhi kabul etti; çünkü zaten o bağımsızlığın gerçekleşmesine niyeti yoktu. Nitekim bağımsızlık hiçbir zaman gerçekleşmedi ve anlaşma hukuken yürürlüğe girmedi.

 

Bir Belgenin Ardında Kalan Miras

Buna rağmen belge, Ortadoğu’nun 20. yüzyıldaki trajedisinin önemli parçalarından biri olarak tarihteki yerini aldı.

1948’de İsrail kurulduğunda, Hâşimî ailesi hayal edilen büyük Arap imparatorluğu yerine yalnızca Ürdün’ü – ve kısa bir süre için Irak’ı – elde tutabildi.

Anlaşma, Arap dünyasında sıkça “ihanet” olarak anıldı. Oysa daha çok, büyük güçlerin oyununda her iki tarafın da kandırıldığı nahif ve illüzyonik bir uzlaşma girişimiydi.

 

Çölün Ortasında Çekilen Hatıra Fotoğrafı

Son yıllarda sosyal medyada sıkça dolaşan o meşhur fotoğrafı hatırlayalım: Solda Arabistanlı Lawrence, ortada Arapçı Faysal, sağda sadık danışmanı Rüstem Haydar. Akabe civarında, çölün ortasında çekilen bu kare, çoğu zaman anlaşmanın yapıldığı an sanılır.

Oysa metin Londra’da imzalanmıştır. Buna rağmen fotoğraf, dönemin ruhunu çarpıcı biçimde yansıtır: umut, ittifak ve derin bir vehim…

 

Tozun İçinde Kalan Hakikat

107 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında şu açıkça görülür:

O masada oturanlar, kimi zaman ihanetle, kimi zaman iyi niyetle, kimi zaman da zorunlulukla bir hayali paylaştılar. Ancak Ortadoğu’nun kaderi ne Faysal’ın ne de Weizmann’ın elindeydi; çoktan Londra ve Paris’te çizilmiş haritalarda belirlenmişti.

Tarih bize şunu öğretir: Kâğıt üzerindeki sözler ne kadar parlak olursa olsun, arkasında gerçek güç dengeleri yoksa kısa sürede toza dönüşür.

Arapçı Faysal – Siyonist başı Weizmann Anlaşması da tam olarak böyle bir toz tanesidir: Bir an için ışıldamış, ardından rüzgârla savrulmuştur.

 

Ama unutmayalım:

O toz hâlâ havadadır.

Bugünkü çatışmaların, krizlerin ve tartışmaların arasında sessizce dolaşmaktadır.

 

****

Kaynakça (Seçme)

Isaiah Friedman, Filistin: İki Kere Vaat Edilmiş Bir Toprak mı? 

David Fromkin, Tüm Barışları Sonlandıran Bir Barış

Eugene Rogan, Osmanlıların Düşüşü 

Margaret MacMillan, Paris 1919 Balfour Deklarasyonu (1917)

McMahon-Hussein Yazışmaları (1915-1916) 

Sykes-Picot Anlaşması (1916)

 

****

English the bibliography:

Isaiah Friedman, Palestine: A Twice-Promised Land?

David Fromkin, A Peace to End All Peace

Eugene Rogan, The Fall of the Ottomans

Margaret MacMillan, Paris 1919

Balfour Declaration (1917)

McMahon–Hussein Correspondence (1915–1916)

Sykes–Picot Agreement (1916)

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR