Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Faysal Mahmutoğlu


ROJAVA TARİH Mİ OLDU?

Faysal Mahmutoğlu, h24hbr.com’da “Rojava Tarih mi Oldu?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.


Kürtler, 19. Yüzyılın sonlarına doğru devletleşme taleplerini bulundukları coğrafyalarda her daim diri tutmuşlardır. Bu uğurda büyük bedeller ödemişlerdir.

On yılı aşkın bir süredir ABD’nin desteğiyle SDG’nin yönettiği ve petrol sahalarını kontrol eden Rojava Özerk Yönetimi, yerini Suriye devlet sistemine entegre olmaya çalışan daha dar bir yapıya bıraktı. Yeni yapı adem-i merkeziyetçi birleşik bir Suriye. Oluşan yeni yapı saha gerçekliğine daha uyumlu ve sürdürülebilir.

Uzun vadeli kontrol etmesi mümkün olmayan alanları kaybetmesi yenilgi anlamına gelmiyor. Hatta Kürtlerin birlik duygusu dahil, kazandıkları çok şey olduğu söylenebilir. Deyrizor ve Rakka, aslında Suriyeli Kürtler için ‘kırmızı çizgi’ değildi, oraları uzun süre elde tutmanın askeri rasyonalitesi yoktu.  Rakka’nın kontrol edilmesi Kürtlerden çok batı için önemliydi. Zira Rakka, Musul’dan sonra IŞİD’in ikinci başkentiydi.

 Asıl motivasyon Kürtlerin ağırlıklı yaşadığı bölgeleri korumak idi.

Kürtler, Deyrizor ve Rakka’yi bir gün Araplara devredeceklerini biliyorlardı. Bunun için savunma hattı oluşturmamışlardı ve çok çabuk çekildiler. Bu gelişmeyi sadece Türkiye medyası kamuoyuna yenilgi olarak sundu. Sadece Türkiye’de zafer havasında coşkuyla kutlandı.

Entegrasyon kapsamında Kürtlerin yönettiği şehirlere gelen Şam yönetimine bağlı asayiş güçlerinde bir zafer sarhoşluğu veya kibir görülmüyordu. Fevkalade saygılı ve sakin hareket ediyorlardı. Görevli albay yaptığı konuşmada Türkiye’de telaffuz edilmeyen Kobani ismini defaatle kullandı.

Halep sonrası Kürtlerin kendi bölgelerine çekilip ‘kırmızı çizgi’ olarak kodlaması dünya genelindeki Kürt kamuoyunun Rojava ile kenetlenmesi, dayanışması,  Şara yönetimini ve uluslararası aktörleri (ABD ve Fransa)  şu gerçeğe ikna etti: Kürtleri tamamen yok sayan bir çözüm, Suriye’de bir iç savaş, bölge için istikrarsızlık anlamına gelirdi.

Halep’te yaşananlar yalnızca Suriye’de değil, tüm Kürt coğrafyasında ve diasporada büyük bir duygusal kırılmaya neden oldu. Bu kırılmanın en görünür sonucu yükselen Kürt milliyetçiliğidir.

Ulusal bilincin gelişmesini ve dayanışma ruhunu tetikledi.

Bu ulusal birlik ve dayanışma ruhu, SDG’nin elini masada tekrar güçlendirdi ve 18 Ocak’taki tek taraflı dayatmayı 30 Ocak’ta karşılıklı bir protokole dönüştürdü.

Şam’ın SDG ile anlaşmaya varmasında Kürt kamuoyunun küresel ölçekli tepkisi yanı sıra Güney Kürdistan siyasi aktörleri, özel olarak Mesut Barzani’nin yürüttüğü çok yönlü diplomatik temaslar belirleyici oldu. Mesut Barzani Orta Doğu’da zamanın ruhunun merkezi yönetimlerde güçlü olmayı dayattığının farkında olarak hareket etti.

Anlaşmanın en önemli yanlarından biri, SDG’nin bir ordu olarak varlığı devam edecek olması oldu. Kürt halkının yaşadığı bölgeleri SDG koruyacak olması önemli bir kazanım.

Kürtlerin dayanışması SDG için salt bir moral kaynağı değil, aynı zamanda siyasi bir caydırıcılık unsuru. Ayrıca Rojava meselesi bugün farklı ülkelerde yaşayan tüm Kürtler için bir ‘onur’ meselesine dönüştü.

Karar vericiler, Suriye Kürtlerine yönelik bir imha operasyonunun tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracak bir toplumsal infiale yol açacağını gördü.

Yeni dönemde Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı Haseke, Kamışlı ve Kobani hattında yerel bir güç olarak varlığını sürdürecektir. Haseke Valiliği ve Savunma Bakan Yardımcılığına Kürtlerin önereceği isimler atanacak. Yeni Vali Nureddin Ahmet İsa büyük bir coşkuyla görevine başladı. Savunma Bakan Yardımcılığı için de isim önerildi.

Öte yandan SDG ile Şam arasında varılan anlaşma, 10 Mart 2025 anlaşmasından geri, Şara’nın 18 Ocak 2026’daki kararnamesinde daha olumlu ve ileri bir anlaşmadır.

Şam ile Kürtler arasındaki anlaşma, askeri ve idari yapıların “entegrasyonu” üzerine kurulu bir pragmatizme işaret ediyor ki Orta Doğu’daki Kürtlerin geleceğini de doğrudan etkileyecek potansiyele sahip.

Kürtler için yeni bir başlangıçtır. Artık siyaset sahnesinde boy gösterecekler.

Esasen Suriye Kürtleri tarihlerinde hiç olmadıkları kadar haklar kazandı, daha da kazanacaklar. Anayasal varlıkları kabul edilmiş, Kürtçe resmi dillerden biri haline gelmiş, Haseke Valiliği üzerinden Kürt bölgesinin yönetimi kendilerine bırakılmıştır.

SDG’nin Suriye ordusuna Haseke merkezli olarak 3 tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep’teki güçlere bağlı bir tugay biçiminde katılım öngörüyor. Ancak bu katılımı taraflar farklı yorumluyor. HTŞ bunun bireysel olacağını vurguluyor. Bu yaklaşım anlaşmanın uygulamasını zorlaştırır.

Aynı şekilde bir taraftan Kürtçe ulusal bir dil olarak tanımlansa da okullarda sadece seçmeli olarak okutulmasına izin verilecek olması sorun. Rojava’daki okulların

Rojava’daki sivil kurumların entegrasyonu 2 Şubat’ta başlatılmış olsa da iki tarafın beklentileri arasında halen ciddi farklılıklar bulunması süreci kırılgan hale getiriyor.

Suriye nüfus olarak Kürtlerin en az olduğu ülke olmasına rağmen Rojava efsanesi nedeniyle en etkili göründükleri ve Kürtleri birleştiren bir sahaya dönüştü.

Bütün bu olumlu gelişmelerin yanında Rojava’daki özerk yönetim (Kuzey Doğu Suriye) bölgesinin fiili olarak çöküşü, Kürtlerin kendi içinde derin bir yüzleşmeyi zorunlu kılıyor. Özellikle Halep’te yaşanan trajedinin yanı sıra kaçırılan fırsatların duygusallıktan uzak bir şekilde aklıselimle masaya yatılma mecburiyeti vardır.  Deyrizor ve Rakka’dan neden çok daha önce çıkılmadı? Bu kadar uzun süre oralarda kalmanın gereği var mıydı?

Küresel ve bölgesel dinamikler kadar, saha gerçekliğini sağlıklı okuyamama ve diplomasi zafiyetinin de muhasebesinin yapılması gelecek açısından elzemdir.

Siyasi olarak ‘Raojava’ ismi hala kullanılsa da, jeopolitik bir güç odağı olarak bir dönemin kısmen  kapandığını söyleyebiliriz. Rojava artık yoluna Kürdi ve Kürdistani bir çizgisiyle devam edecek.

Uluslararası müttefiklerin bir kez daha Kürtleri terk etmesi, desteklerinin koşullu ve geri alınabilir olduğunu göstermiştir. Gerçekçi olmayan beklentiler diplomasiyi ikinci plana ittiği görülüyor.

Anti-devletçi demokratik konfederalizm projesinin özerkliği beslemediği öngörülememiştir.

Orta doğu yeniden dizayn edilirken, güçlü ordulara sahip küresel ve bölgesel güçler, büyük bir bölüşüm ve paylaşım çabasına girmişken, devletsiz bir halk olan Kürtlerin yeniden bir katliam ve soykırıma maruz kalma riski göz ardı edilmemeli.

Yeni Orta Doğu mimarisi ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri üzerine inşa ediliyor. Kenarında ise Türkiye bulunuyor.

Son olarak eski Orta Doğu tasfiye edilirken İran’a yapılması düşünülen saldırı Kürtler açısından yaratacağı sonuçlar belirsiz. Sınırlı imkanlara sahip Kürt siyasal elitlere ve liderlere büyük bir iş düşüyor. ABD ve İsrail’in dayattığı Sünni-Şii çatışmasının dışında kalabilmenin yollarını bulmak zorundalar.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR