İslam dini tecrübesinde Ramazan, çok önemli bir yer tutmaktadır. Af ve mağfiret ayı olarak nitelenen Ramazan’da kötülük kapılarının kapatıldığına, iyilik kapılarının sonuna kadar açıldığına inanılmaktadır. Ramazan, insanın hayatında iyilik kapılarını açması, kötülük kapılarını kapatması için büyük bir imkandır. Ramazan’da her şey insanın etrafında dönmektedir. İnsanın hayatında iyiliğe yer açması, kötülükten sakınması, gene insanın kendi elindedir. Ramazan, önümüze hayatımızda kötülük kapılarını kapatmayı ve iyilik kapılarını açmayı nasıl gerçekleştirebilirim şeklinde çetin bir soru ve meydan okumadır. Hayatımızda iyilik kapılarını açmanın ve kötülük kapılarını kapatmanın yolu ahlaktan, adaletten ve akıldan geçmektedir.
Ramazanın gelişiyle beraber yoğun bir şekilde iftar ve sahurda yenilecek yemekler ve tatlılar gündemin başköşesine oturdu. Ramazan, midenin ağzını sonuna kadar açmak değildir. Ramazanı midenin kapılarını sonuna kadar açmak olarak algılayanlar, insan ve Ramazan olgusunun manipüle edilmesine yol açmaktadırlar. Makul, keyifli ve zevkli yiyeceklerle beslenme ihtiyacımızı karşılamak önemlidir. Temel insani ihtiyaçlarımızın karşılanması, Ramazan ayının bir gastronomik mevsime indirgenmesi anlamına gelmemektedir. Ramazan, midenin kapısını sonuna kadar açmak demek değildir. Ramazan, midenin ağzının fizyolojik ihtiyaçlarımızı tatmin edecek kadar açık olmasını gerektirmektedir. Midenin ağzının sonuna kadar açılması, sınırsız yeme ve içme ile mide, beden ve ruh fesadı diyebileceğimiz tehlikeli bir durumdan sakınmalıyız. Midemizi fesada vermek yerine, midemizi felaha erdirecek daha makul bir yol bulmalıyız. Mide fesadı, bütün kötülüklerin kapısını açacak bir yanlışlık iken, mide felahı ise bütün iyilikleri hayatımıza davet etmek için gereklidir.
Ramazan’da mide kadar önemli olan bir diğer şey, dildir. Ramazan’da ağzımızı nasıl açtığımız büyük önem taşımaktadır. Ağzımızı sonuna kadar açarak her türlü kötülüğü, küfrü, kabalığı ve yozluğu ifade etmek dil fesadına neden olmaktadır. Ağzımızdan adaleti, özgürlüğü, barışı ve yardımlaşmayı ifade eden sahih bir insani dilin çıkması gerekmektedir. Zulmü, köleliği, çatışmayı ve istismar etmeyi meşrulaştıran, yücelten ve yaygınlaştıran bir dil, her türlü yıkımın, yokluğun ve yozluğun kapılarını kapanmamak üzere açmaktadır.
Ramazanda maneviyat kapılarını neye açacağımız ve neye kapatacağımız hususu büyük önem taşımaktadır. Ramazan ayında değişik nafile ibadetlerin daha fazla yapılmasının bu ayın en iyi idrak edilme biçimi olduğuna dair bir yaklaşım bulunmaktadır. Ramazan ayı, nafile ibadetler ayı değildir. Maneviyat, çok sayıda nafile ibadet yapmak değildir. Ramazan ayında ruhumuzu bilgiye, okumaya, anlamaya, anlamlandırmaya, sanata, hikmete ve kardeşliğe açmalıyız. Bütün kainatla ilişkimizi sahih bir şekilde yeniden düzenleyecek, ruhumuzu alemlere açacak yeni bir varoluş için bilgiyle, sanatla, ahlakla, üretmekle ve tefekkürle çaba sarf etmek için seferber olunmalıdır. Bilgi, sanat, ahlak ve tefekkür olmadan maddi ve manevi alemlere ruhlarımızın açılması mümkün değildir.
Ramazan ayında yozluk, yapaylık ve yolsuzluk olarak ifade ettiğimiz 3Y kötülüğünün hayatımızı esir alıp almadığı konusunda kendimizi sahici ve derin bir şekilde hesaba çekmeliyiz. Yalanın, hırsızlığın ve öldürmenin en büyük kötülükler olduklarını yeniden anlamalıyız. Yalanlarla hayatları yapaylaşmış insanların, para, makam ve güç uğruna hayatın, kainatın ve insanlığın köklerini kuruttuklarına ve hayat adına her şeyi öldürdüklerine şahit oluyoruz. Ramazan, yaşama ve yaşatma kapılarını sonuna kadar açmak, öldürme ve yıkma kapılarını sonuna kadar kapatmak demektir. Arınmak, onarmak, yenilenmek ve yapılanmak tecrübesi olan Ramazanın ve orucun yenilenmiş insan olmamıza vesile olması dileğiyle Sezai Karakoç’un “Oruç ve İnsan” şiiriyle anlayalım:
Oruç, ruhun sesi gelir her yıl...
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeye başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan duâlardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen
İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri, göğü, fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslâm baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âb-ı hayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına...
Kaynak: Milat Gazetesi