Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Ömer Naci YILMAZ


RAMAZAN RAHATSIZLIKILARI

Ömer Naci Yılmaz'ın "yeni" yazısı...


Ramazan ayı geldiğinde bu ülkede sadece bir ibadet mevsimi başlamıyor. Aynı zamanda bir zihniyetin de kendini ele verdiği günler başlıyor. Milyonlarca insan oruç tutarken, sahura kalkarken, teravih için camilere koşarken, iftar sofralarında bir araya gelirken bir kesimin bundan rahatsızlık duyması artık şaşırtıcı değildir. Her yıl benzer tepkilerin ortaya çıkması meselenin basit bir “hassasiyet” olmadığını, İslam’la ve Müslüman kimliğiyle derin bir sorun yaşayan bir anlayışın varlığını göstermektedir.

Ramazan, bu toprakların ruhudur. Yüzyıllardır minarelerden yükselen ezanla, mahyalarla, iftar toplarıyla, teravihlerle yaşanmış bir hakikattir. Selçukludan Osmanlıya, oradan Cumhuriyet dönemine kadar bu milletin mayası İslam’la yoğrulmuştur. Dolayısıyla Ramazan’ın kamusal alanda görünür olması bir dayatma değil, bu milletin tarihî ve kültürel devamlılığının doğal sonucudur. Buna rağmen her Ramazan’da aynı çevrelerin sahneye çıkıp rahatsızlık bildirmesi, aslında milletle aralarındaki mesafenin itirafıdır.

İsrail’in özellikle Ramazan aylarında Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarını artırması, Gazze’de saldırılarını yoğunlaştırması tesadüf değildir. Mübarek günlerde Müslümanların kalbini hedef alan bu tavır, küresel ölçekte İslam’a yönelik düşmanlığın bir tezahürüdür. Böylesi bir tabloda dünyanın farklı yerlerinde gayrimüslim toplumların dahi Müslümanların ibadetine saygı gösterdiğini görürken kendi ülkemizde Ramazan etkinliklerinden rahatsız olan bir azınlığın yüksek perdeden konuşması ibretliktir. Sorun, ibadetin kendisi değildir. Sorun, İslam’ın hayatta görünür olmasına tahammül edemeyen zihniyettir.

Özellikle okullarda yapılan etkinlikler üzerinden koparılan fırtına dikkat çekicidir. Öğrencilerin kendi değerleriyle buluştuğu, paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrendiği programlar bir anda “tehlike” olarak sunulmaktadır. Bildiriler yayımlanmakta “Türkiye’nin karanlığa sürüklendiği” iddia edilmektedir. Oysa aynı hassasiyet, belediye işçilerinin aylardır maaş alamadığı, şehirlerin altyapı sorunlarının ayyuka çıktığı, çöp yığınlarının dağlar gibi olduğu günlerde neden gösterilmemektedir? Tepkilerin sürekli manevî değerler etrafında yoğunlaşması, asıl meselenin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yakın tarihimiz, İslam’la kavga eden anlayışların bu ülkeye neler yaşattığını göstermektedir. 27 Mayıs 1960 darbesi millet iradesini askıya almış, seçilmiş bir başbakanı idama götürmüştür. 12 Eylül 1980 darbesi binlerce gencin hayatını karartmış, toplumu korku iklimine mahkûm etmiştir. 28 Şubat süreci ise doğrudan inançlı insanları hedef almış, başörtülü öğrencileri üniversite kapılarında bekletmiş, ikna odaları kurmuş, kamu kurumlarında fişlemeler yapmıştır. Katsayı uygulamasıyla imam hatip mezunlarının önü kesilmiş, gençlerin gelecek hayalleri ellerinden alınmıştır. 27 Nisan e-muhtırası, internet üzerinden yayımlanan bir metinle siyasete ayar verme girişimi olarak tarihe geçmiştir. Bu müdahalelerin ortak paydası, milletin inanç dünyasıyla barışık olmamalarıdır.

Başörtülü öğrencilerin derse alınmadığı, kamu kurumlarında inancı gereği farklı tercihler yapan insanların dışlandığı günler çok eski değildir. Üniversite kapılarında gözyaşı döken genç kızların görüntüleri hafızalardadır. İnancı sebebiyle hor görülen, fişlenen, kariyeri engellenen insanların yaşadıkları hâlâ anlatılmaktadır. Bugün Ramazan etkinliklerinden rahatsız olanların geçmişteki bu uygulamalarla gerçek bir hesaplaşma yapmamış olması, toplumda haklı bir endişe doğurmaktadır. Çünkü hafıza canlıdır ve yaşananlar unutulmamıştır.

Ramazan ayı yalnızca bireysel bir ibadet değildir. Aynı zamanda toplumsal bir diriliştir. İftar sofralarında zengin-fakir yan yana gelir, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılır, mahalle kültürü canlanır. Bu ayda yapılan etkinlikler kimseyi zorlamaz; ancak inananların bir araya gelmesine imkân sağlar. Buna tahammül edemeyen bir anlayışın, toplumun çoğunluğuyla sağlıklı bir ilişki kurması mümkün değildir. İnançla kavga ederek toplumsal barış tesis edilemez.

Türkiye son yıllarda başörtüsü yasağının kaldırılması, imam hatiplerin önündeki engellerin aşılması gibi önemli dönüşümler yaşamıştır: “Bu adımlar bir lütuf değil, gasp edilmiş hakların iadesidir.” İnançlı insanların kamusal alanda var olabilmesi normalleşmenin gereğidir. Buna rağmen her fırsatta “tehlike” senaryoları üretmek, aslında kaybedilmiş bir vesayet düzenine duyulan özlemi ele vermektedir.

Bu ülkede artık darbe bildirileriyle, muhtıralarla, yasaklarla toplum dizayn edilemeyeceği anlaşılmıştır. Millet iradesi defalarca sınanmış, bedeller ödenmiş, fakat sonunda sözün sahibinin millet olduğu görülmüştür. Ramazan üzerinden yürütülen tartışmalar da bu büyük mücadelenin küçük başlıklarından biridir. Saflar nettir: Bir tarafta inancını özgürce yaşamak isteyen milyonlar, diğer tarafta bu görünürlüğü hazmedemeyen dar bir çevre vardır.

Bizim durduğumuz yer açıktır. Bu milletin İslam’la yoğrulmuş kimliğini savunuyoruz. İnancın hayattan dışlanmasına da Müslümanların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesine de karşıyız. Geçmişte yaşanan 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların zihniyetini diri tutmaya çalışan her tavrın karşısındayız. İslam’la kavga sürdüğü müddetçe, bu kavganın fikrî karşılığı da var olmaya devam edecektir.

Ramazan; rahmettir, berekettir, diriliştir. Bu rahmetten rahatsız olanların varlığı gerçeği değiştirmez. Bu toprakların mayası sağlamdır. Minarelerden yükselen ezan susturulamadı, başörtüsü yasakları kalıcı olamadı, vesayet bildirileri milletin iradesini ebediyen teslim alamadı. Bugün de aynı kararlılıkla, inancımıza sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu milletin kalbi Ramazan’la bir başka atar ve bu kalbin ritmini hiçbir ideolojik rahatsızlık durduramaz.

Şunu da açıkça ifade etmek gerekir: Siz bizim değerlerimize saldırdığınız müddetçe biz o değerlere daha da sıkı sarılmaya, onları daha güçlü savunmaya devam edeceğiz. Bu tavırlarınız, siyasal duruşumuzun ne kadar isabetli olduğunu her defasında yeniden ortaya koymaktadır. Çünkü mesele sadece bir ayın etkinlikleri değil, bu milletin kimliğidir. Biz, inancımızı hayatın dışına itmek isteyen anlayışlara fırsat vermemek için duruşumuzu muhafaza edeceğiz. Geçmişte bu toprakların ruhuyla kavga etmiş, milleti kendi değerlerinden koparmaya çalışmış jakoben zihniyetlerin yeniden güç kazanmasına göz yummayacağız. Bu memleketi, kendi kökleriyle kavgalı anlayışlara teslim etmeyeceğiz. Yaşasın İslam, yaşasın Ramazan.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR