Murat Yiğit

Tarih: 29.12.2020 08:11

ÖZLEMİN YANSIMALARI

Facebook Twitter Linked-in

 

 

İnsanoğlu sadece etten kemikten yaratılmamış olduğu hepimizin malûmu. Diğer canlılardan biz Âdemoğullarını ayıran önemli özellikler bahşedilmiş. Bunların başında düşünme melekelerinin gelişimi olduğunu söyleyebiliriz.

Düşünme yetisiyle beraber duygularda belirgin özelliklerimizdendir. Duygular; bilincimizle algılayabildiğimiz ve oluşturabildiğimiz olaylardır. Bunun sonucunda, haz ya da sıkıntı duyduğumuz oluşumlar bizi konumlandırır. Bütün duyguların ilk önce dış dünya algımızın filtresinden geçmesi gerekir. Yüksekten düşmek çocuklar için korku oluşturmaz. Bir Alzheimer hastası bir insan içinde korku bir anlam ifade etmez, zira tehlikelerin farkında değildir. Bu yüzden algı, duygularımızın oluşumunda önemli bir etkendir.

Duygular ve motivasyon birbiriyle ilintilidir. Kabaca, duygularımızın harekete geçmesi için motivasyon besleyici özelliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Öfke duygusunun dışa vurumu ise sesini fazlaca yükseltmek, saldırmak ve olduğu yeri terk etmek gibi tezahür edebilir.

Duyguların en güzeli belki de en ıstırap vereni özlemdir. İnsanlar için en vazgeçilmez duyguların başında belki de özlem gelmektedir. Edebi metinlere ilham kaynağı olan özlem, şiir, hikâye gibi hayata dair destanlarda belirginleşir. Şarkı sözlerine konu olmuş, sinema ve tiyatro gibi sanatın görsel alanlarında da kendine yer bulmuştur.

Özlem, kimi zaman sevgiliye beslenen his olmuştur. Kimi zaman kalbimizin damıttığı naif duygularına ilham olmuştur. Can Yücel’in dediği gibi: “Özledim seni / Ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir / Beynimi uyuşturuyor nicedir” dizelerinde hayat bulan özlem, insanın aklının bulanmasına, düşünmesinin engellemesine, buhranlar içine girmesine sebebiyet veriyor.

Nurullah Genç’in kaleminde ise sitemlerin kaynağı oluyor:

“Sevda ırmağında sular alçaldı / Son bahar uğradı yüreğimize / sararttı gülleri, yaseminleri / Bana özlemin kaldı”

Özlem, sevmekten, sevilmekten bile daha önemli bir his olabiliyor. Bu sebeple vuslat ile beraber kullanılır. Hep kavuşmayı hayal eden bir kişinin vuslata ermesi ise özlem duygusunun en güzel halidir.

Çoğu kez sitemlerimizin başlıca nedeni de olabiliyor özlem. Serzenişlerimizin, şikâyetlerimizin temelini olabiliyor. Osman Yüksel Serdengeçti’nin dizelerinde bu serzeniş hayat buluyor: Bir candır bu, bir andır bu / Giden gelmez, bir handır bu / Dağ taş değil, insandır bu / Gelsen de bir, gelmesen de.”

Özlem, tutku ile birleşince kordan bir ateşe dönüştüğüne şahit oluyoruz. Öyle ki, diğer bütün duygular anlamsızlaşabiliyor. Turgut Uyar’ın dediği gibi; “sana olmayan özlem bir şeye benzemiyor.”

Bazen özlem duygusu manevi bir anlamla, maddeyi görmeyerek, manaya özlem haline gelebiliyor. Ervah-ı ezelde lev-hi kalemle yazılan kaderimizin peşinden giderken, darul bekaya özlemimiz, mana âlemine yol azığımız olabiliyor. Mevlana hazretleri “bu vakitte gönle hüzün ve özlem düşerse, dile de sabır ve dua düşer.” demiş.

Tasavvufta “hasret insan özünün, kendi diyarına olan çekilişidir.” şeklinde görülmüştür. Allah, insanı yarattıktan sonra ona kendinden ruh verdi. Şimdi ömür içinde durup hissettiği özlemlerin hepsi, ilahi yönüne vurgu yapılan ruhun kendi aslına olan özlemidir.

Divan edebiyatında da özlem, şiirlerin ana kahramanı olarak sahne alır. Fuzuli bir beytinde “öyle zaif kıl tenimi fırkatinde kim/ Vaslına mümkün ola yetürmek saba beni”. (Onun ayrılığından beni o kadar zayıflat ki sabah rüzgârı beni ona kavuşturabilsin)  demiştir. Özlem o kadar benliğini sarıyor ki vuslat uğruna eriyip, bitmeyi dahi göze alabiliyor.

Özlem, kimi zaman cefa çekmek anlamına da gelir. Çekilen bunca acının nedeni vuslat arzusudur. Nihayetinde vuslat yoksa hiçbir nimet kıymete haiz değildir. Ünlü divan şairimiz Baki bu konuda şöyle der: “Hep senin içündür, benim dünya cefasın çektiğim / Yoksa ömrüm varı sensiz neylerim dünyayı ben”

            Özlem, beklemenin izdüşümüdür çoğu zaman. Duyduğumuz özlemin verdiği ıstırap Necip Fazıl’ın dizelerinde şöyle can bulmuş: “Ne hasta bekler sabahı, / Ne taze ölüyü mezar. / Ne de şeytan, bir günahı, / Seni beklediğim kadar.”

Özlem sebep her ne ise bizi eksik bırakan nesne oluyor. Fransızcada özlem kelimesinin etimolojisine baktığımızda eksik bırakmak fiiline rast geliriz. “Onu özlüyorum” değil de “O beni eksik bıraktı” denilmekte.  Bura açıdan bakıldığın da, bizi tam olmayı engelleyen bir duygu olduğunu söyleyebiliriz.

 “özledim” kelimesi bazen sayfalarca yazılardan veya edilen kelamlardan daha etkileyici olabiliyor. Anlatamadığın, kursağında düğümlenen sözcüklerin yerini alabiliyor. Cemal Süreya’nın dediği gibi “Özledim. Söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin.”

Özlem, ebediyete intikal edenlere karşı beslenen bir duygu olduğunda ise yüce yaratıcıya sitemlere neden olmaktadır. Başa gelen bu musibetin çekilir gibi bir dert olmadığını haykırırız çoğu zaman. Bunu en güzel örneğini ise Abdülhak Hamit Tarhan’da görürüz: “Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben? / Ayrı yaşayım mı sevdiğimden? / Verdin bana böyle bir mûsibet,/ Ettin beni düşmen-i muhabbet.”

Kültürümüz hasret, ayrılık ve gurbet üzerine yoğrulmuştur. Bu duygular aslında girift bir halde kültürümüzde yer bulmuştur. Özlem, kâh sevgiliye duyulan hasret kâh memleket özlemiyle görülür edebi metinlerimizde. Özdemir Erdoğan’nın “bir gurbet yarası var hepsinden derin, söyleyin memleketten bir haber mi var?” derken, gurbettin ağır yükü olarak işaret ettiği sıla hasretidir aslında. Sıla’dan gelecek bir haberin özlemini görüyoruz.

Barış Manço ‘dağlar dağlar, kurban olam yol ver geçem sevdiğimi son bir olsun yakından görem” dizelerinde özlemin dayanılmazlığını haykırıyor. Dağlara, inceden bir sitem yolluyoruz beraber.

Kültürümüzün önemli yapı taşlarından biri olan türkülerimizde ise özlem duygusuna bir de hasret ateşinin hiç sönmeyecek olması da eklenir. Böylece daha bir acıklı hale gelen sözlere de önemli ölçüde yer verilmiştir. Acılarımızın hiç dinmediği, gidip de bir daha dönmeyenlerin acısını… Beklesek de gözlesek de hiç gelmeyecek olanların acısını yüreğimizde hissettiklerimize en iyi örnek türkülerimizdir. Yemen türküsü akla ise ilk gelenlerden “Şu yemen elleri ne de yamandır, Ah o Yemen’dir gülü çemendir, giden gelmiyor acep nedendir” dizeleri asla gelmeyeceklerin acılarına, özlemlerine yakılan bir ağıt olarak kalıyor duygu dünyamızda. Gönlümüzde hiç kapanmayan bir yaranın acısı gibi sürekli taze tutulan bir his olarak bizimle yaşamaya devam ediyor.

Özellikle duyguların ilmek ilmek işlendiği bu coğrafyada, hislerin en özelidir özlem. Bazen en naif duyguların güzel bir şiir olarak karşımıza çıkıyor. Bazen de notalara dökülüp musikinin en güzel haliyle bir melodi olarak ruhumuza dokunuyor.

Özlem, biz insanoğlunun büyük yolculuğunun nihayete ermesine, vuslata kavuşmasına tanıklık eder. Bizi biz yapan en insani duygu belki de özlemdir. Firkate neden olan tüm hasretlerin vuslatla sonuçlanması insanoğlunun en nihai istekleri arasında daima yer alacaktır.

Not; Murat kardeşim "Haber Duruş" ailesine goş geldiniz. İnşallah sizden istifade edeceğimize inanıyorum. Selam ve dua ile..


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —