Siyonist ve emperyalist güçlerin İran’a karşı başlattığı savaş karşısında İran’ın yanında durmak, bir rejimi kutsamak değil; bir coğrafyanın onurunu savunmaktır. Bu bir tercih değil, bir duruştur. Bu bir politika değil, bir tavırdır. Ve her şeyden önce Ortadoğu’nun kaderi hakkında açık bir söz söyleme cesaretidir.
Ortadoğu’da yaşanan hiçbir hadise sadece bir ülkenin iç meselesi değildir. Bu topraklarda dökülen her damla kanın, yerle bir edilen her şehrin ve hedef alınan her devletin arkasında küresel güçlerin kirli hesapları vardır.
Emperyalizmin satranç tahtasında Ortadoğu yıllardır bir piyon gibi ileri sürülüyor; halklar ise bu kirli oyunun bedelini kanlarıyla ödüyor.
Kardeşlik ve komşuluk hukuku yalnızca refah zamanlarında hatırlanan bir nezaket değildir. Asıl kardeşlik ve komşuluk, zor günlerde ortaya çıkar.
Mezhebi farklı olsa da, hataları olsa da İran bizim hem din kardeşimiz hem de komşumuzdur.
Coğrafya bizi birbirimize bağlayan inkâr edilemez bir kaderdir. Bu kaderi emperyalist planların insafına terk etmek sadece İran’a değil, bütün bölgeye ihanet etmektir.
Bugün bazı çevreler İran’ı konuşurken mezhep taassubu üzerinden konuşuyor. Kimileri ideolojik kinleriyle, kimileri dar siyasi hesaplarıyla konuşuyor. Oysa mesele mezhep değildir. Mesele İran değildir. Mesele Ortadoğu’nun parçalanmasıdır.
Bu senaryoyu daha önce de gördük.
Afganistan da gördük.
Irak’ta gördük.
Suriye’de gördük.
Libya’da gördük.
Her seferinde aynı yalanlar söylendi. Müslümanlar bu yalanlara inandı.
Her seferinde “özgürlük” ve “demokrasi” masalları anlatıldı. Müslümanlar buna kandı.
Sonuç ne oldu?
Devletler parçalandı.
Şehirler harabeye döndü.
Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi.
Ama emperyalist başkentlerin kayıtlarında bütün bu felaketler yalnızca bir “jeopolitik hamle” olarak yazıldı.
Şimdi aynı oyun İran üzerinden sahnelenmek isteniyor. Ve hâlâ bunu görmeyenler, hâlâ bu oyunun parçası olduklarının farkında olmayanlar var.
Şunu açıkça söylemek gerekir: İran’ın zayıflatılması sadece İran’ın meselesi değildir. Bu, bütün Müslümanların ve Ortadoğu’nun geleceğini hedef alan bir stratejidir. Bir ülke düşürüldüğünde, sıranın diğerlerine gelmesi sadece zaman meselesidir. Müslümanlar kurbanlık koyunlar gibi sırasını bekleyen kişiler değillerdir.
"Hayat iman ve cihattır.:
Ve cihatla yaşanan hayatın sonu şehadettir.
"Şehadet bir çağrıdır bütün nesillere ve çağlara."
Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırarak hükmetmek emperyalizmin en eski yöntemidir. Devletleri zayıflat, toplumları birbirine düşür, mezhepleri kışkırt ve ardından kurtarıcı maskesiyle sahneye çık.
Bugün bazı Müslümanlar bilerek ve farkında olmadan bu senaryonun gönüllü figüranları hâline gelmişlerdir. İran’a duydukları mezhebi öfkeyle konuşurken aslında Amerika ve İsrail’in bölgesel hesaplarına hizmet ettiklerini görmüyorlar. Dolaylı yollardan emperyalist ABD ve Siyonist İsrail'in uşaklığını ve köpekliğini yapmaktadırlar.
İran’ın hataları elbette vardır. Hiçbir devlet masum değildir. Ancak mesele İran’ın hataları değildir. Mesele, bu hataların arkasına saklanarak emperyalist müdahaleleri meşrulaştırmaktır.
Bugün Ortadoğu’da maskeler düşüyor.
Kimileri emperyalizmin yanında duruyor.
Kimileri bölgenin parçalanmasını alkışlıyor.
Kimileri mezhep nefretini körükleyerek işgal planlarına zemin hazırlıyor.
Mezkûr bu durum artık saklanamaz hâle gelmiştir.
İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş sadece iki devlet arasındaki bir çatışma değildir. Bu, bölgenin bağımsız kalıp kalamayacağına dair büyük bir hesaplaşmadır.
Bu hesaplaşma, güç dengelerinin, ideolojik mücadelelerin ve küresel stratejilerin iç içe geçtiği bir mücadeledir.
Bu yüzden İran’a karşı kör bir düşmanlık, çoğu zaman sadece İran’a karşı değildir. Bu, farkında olmadan emperyalizmin safında yer almak anlamına gelebilir.
Bugün Ortadoğu mezhep savaşlarına değil, emperyalizme karşı ortak bir bilinç oluşturmaya ihtiyaç duymaktadır. Çünkü bu coğrafyada gerçek barış ancak bölge halklarının kendi kaderlerine sahip çıkmasıyla mümkün olacaktır.
Aksi takdirde Ortadoğu, emperyalist planların haritasında parçalanacak yeni ülkelerin, yakılacak yeni şehirlerin ve sürgüne gönderilecek yeni halkların coğrafyası olmaya devam edecektir.
Ve o gün geldiğinde bugün susanlar, namussuzluğu tercih ederek tarafsız olanlar, mezhep kavgalarıyla gerçek meseleyi örtenler, tarihin önünde bu felaketin sessiz ortakları olarak anılacaktır.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

