Önceki yazıda Kürt sorunun çözümünün aslında mümkün ve kolay olduğuna işaret etmiştim. Sorunu akut hale getiren üç önemli faktör zikredilebilir:
1-Geçen yüzyılın başlarında İslam dünyasını istila eden batılılar, bölgemizde kendi uzun vadeli çıkar hesaplarına göre kağıt üzerinde haritalar çizerken, bölgenin tarihi, demografik ve coğrafi gerçeğine aykırı sun’i devletler icad ettiler; sun’i de olsa Kürtlere bir devleti layık görmediler, otokton bir halkı dört ana parçaya böldüler.
2. Tarih boyunca diğer kavimlerle, hanedanlar ve imparatorluklarla birlikte yaşayan Kürtlerin, bir anda bölgeye empoze edilen ulus devletlerce (Türkiye, İran, Irak, Suriye) kimlikleri ve dilleri yok sayıldı. Aradan geçen bunca zamana ve yaşanan acılı tecrübelere rağmen, hakim devletlerin millici ve milliyetçi iktidar seçkinleri, hala Kürtlerin kavim kimliğini ve ana dilleriyle eğitim görme haklarını tanımamakta ısrar ediyorlar.
3. Söz konusu haksızlıklara baş kaldıran Kürt hareketleri içinde yer alan örgütlerden ve partilerden kimileri silahlı mücadele yolunu seçti, kimileri kanuni/pozitif siyaset yaparak hak arayışına girerken, mukabil çözümü yine ulus devlette aradılar.
Mukabil çözüm arayışında millici-milliyetçi, laik/seküler, sol, sosyalist-Marksist düşünce ve doktrinler başat rol oynadı. Bu süreçte eksik olan şey, bölgenin otokton halkı olan Müslüman Kürtlerin dinlerine, tarihi tecrübelerine dayalı İslami/İslamcı bir çözümün mevzubahis olmamasıdır. Oysa İslami akım ve mücadeleler, Batı tarzı siyasetlerin başladığı 19. yüzyılın ikinci yarısından beri gündemdeki yerlerini koruyorlar, şimdilerde daha da güçlenerek varlıklarını devam ettiriyorlar. Gayet açık ki İhvan’ın Mısır, Tunus ve başka yerlerde; Cemaat-i İslami’nin Pakistan ve Bangladeş’te; farklı İslami akımların ise İran, Lübnan, Yemen, Filistin ve diğer coğrafyalarda emperyalizme karşı yürüttükleri mücadelelere bakıldığında, bu mücadelenin başının İslamcıların çektiği görülecektir.
Aradan geçen zamanda ne dört devletin milliyetçi ısrarı ne Kürt hareketlerinin milliyetçi mücadelesi sorunun çözümünde kalıcı bir çözüm oluşturabildi. Kürt sorunu Filistin sorunu kadar çatışma ve istikrarsızlığın, insan unsuru ve kaynak kaybının sebebi olmaya devam ediyor. Diğer yandan bölge üzerinde tahakküm kurma azminde olan harici güçlerin (Amerika, İsrail, Avrupa) her seferinde bu sorunu manipüle edebiliyor; başarılı olduklarında sonuç Kürtlerin ve bölge halklarının aleyhine oluyor.
7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı ve takip eden olaylar, yeni bir döneme girdiğimizin önemli habercisi. Derin, kapsamı geniş bir sarsıntı geçiriyoruz. Hıristiyan Siyonizm’in kontrolündeki emperyalist Amerika ile Yahudi Siyonizm’inin soykırımcı devleti İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ne ve bölgedeki müttefiklerine karşı başlattığı vahşi savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bölgemizdeki statüko varlığını devam ettiremeyecek. Kürt sorununa kalıcı çözüm arayışına girerken, yeni bir sosyopolitik paradigmanın imkanları üzerinde geniş çaplı ve derinlemesine çalışmalar yapma mecburiyeti var.
Bu konu üzerinde yıllarca çalışan, yazan biri olarak Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı’nın başlattığı yeni çözüm arayışı ile tam da bu bağlamda 1978’de kurulup 1984’ten beri silahlı ayaklanma yürüten PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın öne çıkardığı görüşler ve önerilerin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. Dürüstçe ve ihlaslı niyetlerle çözüm arayışında olan bizim gibi insanlar için –ki bunların Kürt, Türk, Arap, İranlı olması önemli değildir- Öcalan kısaca şu hususların altını çizmektedir:
1. Şiddet ve silahlı mücadele yöntemi sona ermiştir. Silahlı mücadeleye başlama gerekçesini mealen şu iki argümana dayandırıyor:
a. “Silahlı mücadeleye başladığımızda Türk devleti varlığımızı tanımıyordu.
b. Soğuk savaş döneminin belirleyici şartları vardı. Bugün yeni bir safhaya girmiş bulunuyoruz, silahlı mücadele ile bu sorun çözülemez.”
2. Kürt sorununa çözüm ararken dış güçlere (Amerika, Avrupa, Rusya vs.) dayanmak, hangi sonuç elde edilirse edilsin, sonuç Piruz zaferi olacaktır. Abdullah Öcalan, öteden beri anti-Amerikancı ve anti-siyonist-İsrailci olduğunu dile getirmiş, ihsas ettirmiştir.
3. Soruna çözüm ararken din-İslam faktörü, bölgenin tarihi, medeniyet seyri ve inanç kodları görmezlikten gelinemez.
4. Bağımsız Kürt devleti, özerklik-federasyon ve kültüralist haklar nihai çözüm için vazgeçilmez hedefler değildir, aksine “demokratik toplum” çerçevesinde yeni sosyopolitik hedefler üzerinde yoğunlaşmak lazım.
5. Mevcut ulus devlet kodları dışında “Büyük Ortadoğu Konfedarasyonu” bölge halklarını içine alacak kuşatıcı bir şemsiye olabilir.
6. Bu yeni paradigma için referans alacağımız model Medine Sözleşmesi, yani Peygamber’in Medine’de farklı dini ve etnik grupları bir araya getirip gerçekleştirdiği sosyopolitik modeldir.
Yaklaşık yarım asırdır Filistin ve Kürt sorunu başta olmak üzere bölge için üzerinde çalışıp anlatmaya çalıştığım model ile Öcalan’ın bu somut önerileri arasında bulduğum örtüşme noktaları şunlardır:
1. Modern ulus devlet, batı Avrupa’da tarihin bir döneminde ortaya çıkmış ve tarihsel karakter taşıyan bir modeldir, bizim sorunlarımızı çözmeye yetmediği gibi sorunu derinleştiriyor.
2. Her ne olursa olsun, en tabii haklar savunulurken dahi, şiddet ve teröre başvurmak meşru değildir.
3. Müslümanların ve bölge halklarının gerçek düşmanı Amerika ve İsrail’dir, sırtını bunlara dayayan hiçbir hareket, lider kadrosu sofu dindar veya selefi olsa bile gayrimeşrudur.
4. İslam’ın konuyla ilgili hükümleri, tarihi tecrübesi göz önüne alınmadan bu sorun çözülemez.
5. Öcalan’ın Büyük Ortadoğu Konfederasyonu’nun benim zihnimdeki tercümesi İslam Birliği’dir (İttihad-ı Anasar-ı İslam).
6. Elbette meşru, tarihsel ve somut model arayışında referans Hz. Peygamber’in Medine’de gerçekleştirdiği, hayatta iken uyguladığı, Dört Halife döneminde de yer yer uygulanan Medine Sözleşmesi’dir.
Şimdi rahmetli Üstad Said Nursi’nin işaret ettiği noktaya gelmiş bulunuyoruz.
“Eski muhal, ya yeni hal ya izmihlal!”
Zelil bir izmihlale maruz kalmamak için öncelikle zihnini ve duygularını batı tarzı milliliğe ve milliyetçiliğe kaptırmış dindar-muhafazakar, İslamcı veya laik-seküler Türk, Kürt, Arap, Farisi çevrelerin bu konu üzerinde yoğunlaşma zarureti var.
Kaynak: mirat haber

