İslam toplumlarında zamanla bazı günler ve geceler, asli maksadının ötesine taşınarak neredeyse “kurtuluş garantisi” gibi algılanır hâle gelmiştir. Kandiller, mübarek geceler… v.b
Bu zaman dilimleri, insanları Allah’a yaklaştırması gerekirken çoğu zaman bir “vicdan rahatlatma aracı”na dönüşmüştür.
Beraat gecesi de bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Bugün birçok Müslüman için beraat;
Bir gece dua etmek,
Birkaç rekat namaz kılmak,
Ertesi gün yine eski hayatına dönmek,
Ve kendini “temize çıkmış” hissetmek anlamına gelmektedir.
Oysa Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnet, bize bambaşka bir beraat anlayışı sunmaktadır.
“Beraat” kelime olarak;
Temize çıkmak, sorumluluktan kurtulmak, arınmak anlamlarına gelir.
Ancak Kur’an’da beraat, tek bir geceye indirgenmez.
Gerçek beraat, hayat boyu süren bir teslimiyetin sonucudur.
Kur’an şöyle buyurur:
“Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.”
(Ra’d, 11)
Bu ayet bize şunu öğretir: Değişim gecede değil, bilinçte başlar.
Bir gecelik ibadetle değil, bir ömürlük istikametle gerçekleşir.
Modern Müslümanlıkta yaygın bir hastalık oluşmuştur. O da "Özel gün dindarlığı” hastalığıdır.
Parçalı dindarlık.
Yani: Kandilde dindar,
Ramazanda dindar,
Cuma günü dindar,
Diğer zamanlarda dünyevî.
Bu anlayış Kur’an’a aykırıdır.
Allah(c.c) şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! İslam’a bütün olarak girin.”
(Bakara, 208)
İslam, hafta sonu dini değildir. İslam, gecelik bir arınma projesi değildir. İslam'da ruhbanlık yoktur. İslam, hayatın tamamını kuşatan bir teslimiyettir. Tevbe bir geceye sığdırılamaz niteliktedir.
Toplumda yaygın bir düşünce vardır:
“Bu gece tevbe edelim, affoluruz.”
Oysa Kur’an, tevbenin şartlarını açıkça ortaya koyar:
“Tevbe, ancak bilmeden günah işleyip sonra hemen tevbe edenler içindir.”
(Nisa, 17)
Samimi tevbe; Günahı terk etmeyi, pişmanlığı, dönmemeyi, ıslahı gerektirir.
Sadece dil ile yapılan, hayata yansımayan tevbe; tevbe değildir.
İslam’da farz ibadeti bellidir. Ramazan orucu farzdır.
“O ayda oruç tutmanız farz kılındı.”
(Bakara, 183)
Bunun dışında tutulan oruçlar nafiledir. Ancak bugün bazı nafile ibadetler neredeyse farz gibi algılanmakta ve yaşanmaktadır.
Müslümanlar nafile ibadetle farz olan ibadet arasındaki nitelik farkını bilmeyecek kadar dinin tanımından uzaklaştılar.
Ramazan’a gösterilmesi gereken hassasiyet, diğer günlere gösterilmektedir. Bu, ibadetin ruhunu zedeleyen çarpık bir anlayıştır. Farzı ihmal edip nafileyle kurtuluş aramak, kendini aldatmaktır.
Maalesef günümüzde paradokslar dini ve çelişkili dindarlıklar yaşanmaktadır. Günümüzde birçok “dindarlık anlayışı sahih değildir.
Kişi farz olan Namazı kılmaz ancak hafta da bir Cumaya gitmezse suçluluk hisseder.
Beş vakit namazı terk eder, ama kandil gecelerini kurtuluş ve arınma gecesi görür.
Bu, parçalanmış bir bilinçtir.
Hafızdır ama Kur’an hayatına inmez. Kur’an’ı ezberlemiştir, ama ticaretinde, ahlakında, ilişkilerinde Kur’an yoktur. Kur'an hafızıdır ama Kur'an muhafızı değildir.
Kur’an bunun için indirilmemiştir.
“Bu, insanlar için bir rehberdir.”
(Bakara, 185)
Kur’an, hafızaya değil hayata inmelidir.
Kandil geleneği, zamanla:
Törensel, şekilci, ritüelci bir yapıya bürünmüştür.
İslam’da kurtuluş, ritüelle değil bilinçle olur.
Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur:
“Allah sizin suretlerinize değil, kalplerinize bakar.”
(Müslim)
Ancak kandillerde kalpler değil, merasimler merkezdedir.
Gerçek beraat anlayışı şunları gerektirir:
1.Hesap Bilinci:
Bu geceyi “temize çıkma” değil, “hesap verme provası” olarak görmeliyiz.
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.”
2.Hayatla Yüzleşme:
Haramdan vazgeçiyor muyum?
Kul hakkı üzerimde var mı?
Müslüman kardeşimin derdiyle dertlene biliyor muyum?
Zulme ortak mıyım?
Zulme sessiz kalıyor muyum?
Bunları sormadan yapılan ibadetler, eksiktir.
3.Süreklilik:
Beraat bir başlangıçtır, final değil.
“Rabbimiz Allah’tır deyip dosdoğru olanlara korku yoktur.”
(Ahkaf, 13)
Dosdoğruluk süreklidir.
Bu geceyi şöyle değerlendirmeliyiz:
1- Samimi muhasebe yaparak.
2- Günahları terk etmeye niyet ederek
3- Hak sahipleriyle helalleşerek
4- Hayatımıza Kur’an’ı indirerek
5- İslami sorumluluğumuzu yeniden kuşanarak
Aksi hâlde bu gece, sadece “duygusal bir mola” olur. Kopuk gönüllerin mesajlaşması olur. Kapitalist sistemin cirosunda yükselme olur.
Hülasa Beraat bir gece değil, bir duruştur.
Beraat; Bir kandil değildir,
Bir af belgesi değildir,
Bir garanti değildir.
Beraat; Allah’a teslim olmuş bir hayatın adıdır.
Gerçek beraat, Tevhidle yaşayanların, Ahlakla direnenlerin, Adaletle duranların, Samimiyetle yürüyenlerin nasibidir.
Bu gece bize şunu sormalıdır:
“Ben gerçekten Allah’ın tarafında mıyım, yoksa sadece dindar görünenlerden miyim?”
Cevap hayatımızdadır.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

