Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Yusuf YAVUZYILMAZ


KÜRT SORUNU ÜZERİNE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı...


 “ Beklentiler/umutlar ile gerçekleşenler arasında büyük uçurum varsa                                                                                                                            insanlar radikal tutum geliştirirler. Dine yabancılaşmak veya aşırı uçlara                                                                                                                         savrulmak bu radikalliğin hallerindend

(Şaban Ali Düzgün, 21.Yüzyıl İçin Din, Otto yayınları, s: 38)

"Kürtler söz konusu olduğunda tüm sağduyu yok oluyor. Çünkü resmi                                                                                                                      ideolojinin ilkelerinden biri olan milliyetçilik iliklerimize kadar işlemiş durumda."
(Kadir Canatan)          

 

İdeal olarak düşünülen ve uğrunda mücadele edilen ile sahada yaşanan gerçeklik arasındaki gerilim ve uyumsuzluk, Kürt siyasetinde çok büyük tartışmaların yaşanacağının işareti olabilir. Buradan çatışma ya da uzlaşma mı çıkacağı, Kürt sorununun geleceği üzerine belirleyici olacaktır. 

Kürt sorunu etrafında düşünce üreten Kürt aydınları çok köklü bir yanlış üzerinde ısrar ediyorlar. Kürt sorununun nedenleri hakkında sürekli dış faktörleri işaret ederek, asıl ve belirleyici neden olan iç faktörleri ihmal ediyorlar. Bu tutum salt Kürtlere ait bir yaklaşım olmayıp bütün Batı dışı toplumlarda yaygın bir bakış açısıdır. Dış faktörlerin varlığı ve etkinliği unutulmamalıdır; ancak bu durum iç faktörlerin gözden kaçırılmasına neden olmamalıdır. 

Sosyal ve siyasal olaylarda bu çok tercih edilen bir açıklama biçimi olarak öne çıkıyor bu tutum. Siyasal iktidar, kendine dönük eleştirileri iç ve dış düşmanlar üzerinden ifade ederken, İstanbul Belediye Başkanı iktidar tarafından engellendiğini söylüyor. Bunun gibi Kürt aydınları da, Kürt sorununu Amerika, İsrail, Türkiye, Irak, İran ve Suriye üzerinden açıklayarak sürekli dış faktörleri öne çıkarıyorlar. Bu durum sorunun tüm yönleriyle ele alınmasını ve sağlıklı bir analiz yapılmasını da engelliyor. 

Kuşkusuz bir olayın iç ve dış faktörleri vardır. Ancak dış faktörler etkileyici, iç faktörler belirleyicidir. Sürekli dış faktörlere atıf yapmak, içerideki sorunların üzerinin örtülmesine yol açıyor. 

İç eleştirinin bir zaaf olarak görüldüğü İslam dünyasında aynı durum bu dünyanın parçası olan Kürt aydınlarında da fazlasıyla var. İç eleştiriyi davaya zarar veren bir eylem olarak görüyor ve erteliyorlar. İç eleştiriyi göze alanlar ise hain ilan edilip dışlanıyor. 

Kürtlerin sosyal olayları analiz eden bir Malik bin Nebi'si ve önderlik ettiği halkın davasını uluslararası alanda kabul edilebilir bir noktaya taşıyan İzzetbegoviç'i yok maalesef. Kürtler, Türkiye siyasetinin bir birleşeni olarak Türkiye siyasetinin bütün zaaflarını taşıyorlar. Türkiye'de hiçbir kesim kendini merkeze alarak ve özeleştiri yaparak siyaset geliştiremiyor.Bundan dolayı diğerini içine alacak kapsayıcı bir söylem geliştiremiyorlar. Bunu yapamayınca etnik ve dini değerleri araçsallaştıran bir paradigmaya mahkum oluyorlar. Paradigmaya değiştirmek yerine, paradigma dışı söylem ve önerileri dışlayarak meşruiyet alanı açıyorlar. 

Malik bin Nebi " Bizi neden sömürüyorlar" sorusunun, "Neden sömürüye açık bir yapımız var" sorusuyla yer değiştirmesi gerektiğini savunuyordu. Sorunun iç ve dış bedenleri olsa da çözüm bizim tavrından kaynaklanacaktır.

Bir sorunu dış faktörlere transfer ederek açıklamak psikolojik açıdan rahatlatıcıdır. Ancak bu tutum, kendi sorumluluğunu sürekli öteleyerek sorunun çözümünü giderek zorlaştırmakta ve karmaşıklaştırmaktadır.Oysa yapılması gereken şimdiye kadar denenen ancak sonuç alınamayan girişimleri tekrarlamak değildir. Zamanın ruhu değişmektedir. Dünya ve Türkiye siyaseti değişirken, Kürt siyaseti değişmeden kalamaz. 

Her yeni dönem, iç ve dış dinamikler bakımından, yeni riskler ve imkânlar barındırır. Elbette sorunu çözümlemeye çalışırken, Türkiye, Ortadoğu ve dünya siyasetindeki değişimler göz önünde bulundurulacaktır. Ancak yinede asıl çözümlenmesi gereken iç faktörlerdir. 

Asıl yüzleşmemiz gereken sorun da şu: Bunca yaşanan olaydan sonra Kürtler siyasal olarak neden bu kadar çok parçalanmış durumdadır. Daha da önemlisi bir siyasal birlik oluşturmak yerine neden daha çok bölünüyorlar ve zaman zaman çatışıyorlar. Bu anlamda karşımıza zor sorular çıkıyor: 

1-Bölge dinamikleri göz önüne alındığında en gerçekçi çözüm nedir?

2- Türkiye söz konusu olduğunda ne tür bir çözüm önerilebilir?

3- Türkiye içinde ve dışında aynı model mi geçerlidir?

4-Kürtlerin en büyük siyasal partisi olan DEM çözümün neresinde durmaktadır?

Olaylar Suriye'de SDG yönetim anlayışını ve siyasal ufkunun tartışılmasını ve eleştirilmesini engellememelidir. Sosyal olaylarda dış faktörlere aşırı vurgu, iç faktörlerin ihmal edilmesiyle sonuçlanır.

Türkiye toplumu siyasal anlamda bir geçiş dönemini yaşıyor. Osmanlı sonrası kimlik arayışı sonuçlanmış, toplumun tüm kesimlerini kuşatıcı bir kimlik üzerinde anlaşılmış değildir. Cumhuriyet modernleşmesinin laik, seküler Türk çerçevesinde tanımlanmış kimlik önerisi toplumun çoğunluğu tarafından kabullenilmiş değildir. 

Seküler Türk kimliği temelinde diğer kimliklerin kriminalize edilmesi zaman içinde bastırılan kimlikleri ötekileştirmiştir. Bugün tarihsel süreçte ötekileştirilen bir kimliğin ( Kürt kimliğinin) nasıl tanımlanacağı sorunu var. Asıl sorun seküler milliyetçi bir eğitimden geçmiş zihinlerin çoğulculuk kabul etmeyen/ edemeyen/ etmeye hazır olmayan ideolojik kodlarıdır. Bu kodlarla yetişmiş önemli bir kitle var. Kürtleri Ermeni ve İsrail ile işbirliği içinde gösteren anlayış, ötekileştirilen Kürt kimliğinin neden ötekileştirilmemesi gerektiği sorununa cevap üretmeye çalışıyor. Toplumun bilinçaltında negatif imgeler olan Ermeni ve Yahudi imgeleri ile Kürt imgesi özdeşleştirilmeye çalışılıyor.

" ... dinin gerek Roma'da, gerek Çin'de gerek İslam dünyasında, gerekse Osmanlı toplumunda ve günümüz Türkiye'sinde pek çok defalar toplumsal kesimler arası reel çatışmaları maskelemek üzere çimento olarak kullanıldığı durumları bulabiliyoruz. Örneğin Kürt sorununu adalet zemininde bir çözüme kavuşturmadan ' Hepimiz Müslümanız, fitne çıkarmayalım' diyerek Kürtlerin hak taleplerini gayrimeşru ilan eden bir İslam anlayışının yukarıdaki ayetin kapsamına girdiğini görebiliyoruz" (Ankebut 25.ayet) ( Esat Arslan, 21. Yüzyıldan Kuran'a Bakış, Mana yayınları, s: 156)

Fitne kültürüyle tartışmadan uzak tutulmaya çalışılan toplumsal sorunlar katlanarak devam ediyor. Sorunların din üzerinden anlamlandırılmaya ve etkisizleştirmeye çalışan bakış açısı da sorunlu bir noktada duruyor. Çünkü din eşitsizlik ve haksızlıkları meşrulaştırıcı bir söylem içinde sunulamaz. "Örneğin zengin- fakir çatışmasının olduğu ve fakirin sömürüldüğü bir toplumda ' Hepimiz, Müslümanız, kardeşiz. Kavga etmeyelim. Allah böyle takdir etmiş. Bu hiyerarşiyi kabul edelim' düşüncesi üzerine inşa edilmiş bir din, tahrif edilmiş bir dindir. Kuran'a göre tahrif edilmemiş hak din ise zekâtın kurumsallaştığı ve Haşr Suresi 7. ayetin işaret ettiği üzere refahın sadece bir kesim arasında dolaşan bir talih olmaktan çıktığı ve herkesin refahtan pay aldığı bir toplumdur. "( Esat Arslan, 21.Yüzyıldan Kuran'a Bakış/ Estetik Boyut, s: 156) Öncelikle hedef herkesin kimlik farkını gözetmeksizin adil bir siyasal model yaratma olmalıdır. 

Öte yandan Suriye'de silahlı güçlerin dışında kalan sivil halkın zarar görmemesi için her türlü önlem alınmalıdır. Sivil toplum örgütleri mağdur durumda olan insanlara ilaç ve gıda yardımı yapmalıdır. Çünkü İslam geleneğinde çatışmaya doğrudan katılmayan kadın, yaşlı, din adamı, çocuk gibi sivil unsurlar savaş ve çatışma dışı tutulmalıdır. Bu yüzden Suriye'de ateşkesin uzatılması olumludur.

Kurulması muhtemel bir Kürt ulus devletinin emperyalizme ve İsrail'e uşaklık edeceği dillendiriliyor. Tabi ki Barzani de böyle konumlanıyor. Bu iddia üzerinde düşünelim. Soruyu genelleştirelim: Ulus devletler Batıya ve İsrail'e uşaklık mı yapıyor? Yoksa bu sadece Kürtlere ait bir özellik mi? Ya da Osmanlı sonrası İslam dünyasında kurulan ulus devletler Batıya uşaklık etsin diye mi kuruldu? Ulusalcı akıl ne kadar ilginç çalışıyor; hem kurulan ulus devletlerin emperyalizme karşı direniş için tek çare olduğunu savunuyor, hem de Kürt ulus devletinin emperyalizme uşaklık edeceğini. Ulus devlet sorun ise kuşkusuz herkes için sorundur. Ben ulus devletin İslam açısından sorunlu bir örgütlenme olduğunu düşünüyorum. Ancak her halk için meşru kabul edilen bir örgütlenmenin Filistin ve Kürtlerden esirgemesini ve tehdit olarak algılanmasını anlayamıyorum. Sanki Amerika ile bir tek Barzani işbirliği yapıyor. Diğer ülkelerin hiçbirinde Amerikan üssü yok, Amerika ile anlaşmaları yok.

Ortadoğu konusundaki asıl sorun Kürtlerin, Filistinlilerin ve bölgedeki diğer ulus devletlerin bağımsız politika üretmedeki yetersizliğidir. Bundan dolayı herkes uluslararası siyasetin koridorlarında kendine bir çıkış yolu arıyor. Onların önerdiği çözümü kabullenmek zorunda 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR