Mustafa GÜL

Tarih: 25.12.2020 16:44

KUR’AN, “KADINLARI DÖVÜN” DER Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

İstanbul Sözleşmesi’nin tartışıldığı şu günlerde, İslam’da kadın konusu da konuşulmaya başlandı. Bilhassa sosyal medyada, kasıtlı olarak ve dalga için “İstanbul Sözleşmesini kaldıralım, onun yerine şeriatı uygulayıp, kadınları dövmeye başlayalım” diyenlerle karşılaşıyoruz.

Buna da Nisa Suresi’nin 34. ayetindeki vurmak/ dövmek anlamına da gelen “darb, darebe” kelimesini delil olarak gösteriyorlar.

Fakat “d-r-b” kökünden türeyen, Kur’an’da 58 yerde geçendarb /darabe, dövmek/vurmak dışında, geçtiği yere göre farklı anlamlarda da kullanılıyor. Bunlar görmezden geliniyor veya bilinmiyor.

“Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman(veizadarabtüm) inkâr edenlerin size bir kötülük yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur.” (Nisa,4/101). Bu ayette darabe, yolculuğa çıkmak anlamında kullanılmış.

“Görmedin mi Allah nasıl bir örnek (daraballahu meselen)verdi: güzel bir sözü, kökü yerde sabit ve dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.” (İbrahim,14/24)darabe,burada  örnek/misal vermek anlamına geliyor. Türkçemizde, atasözü anlamında kullanılan darb-ı meseli de bu arada hatırlayalım.

“Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar (velyedribne).” (Nur,24/31) ayetinde salsınlar, bıraksınlar anlamında.

“Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarını nice yıllar mühürledik (fedarabna).” (Kehf,18/11) darabna fiili burada mühürledik, perde koyduk, tıkadık anlamlarına geliyor.

“Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (velayedribne).” (Nur,24/31) yedribne emri, vurmak / çarpmak anlamında kullanılmış.

Darb-darabe, yukarıdaki ayetlerde, yolculuğa çıkmak, misal vermek, salmak, mühürlemek, vurmak anlamlarına geldiği gibi,rızkın hayırlısını aramak, yüz çevirmek, mühür kazımak, para basmak, engel olmak, istemek, kışkırtmak, gayrete getirmek, döndürmek, dokumak, tutmak, uzaklaştırmak anlamlarınada gelmektedir.

Bu farklı anlamları taşıdığı halde, asırlar boyu Nisa 34te geçen darb/darabe kelimesinesadece kadınları dövün anlamı verilmiş:

“Baş kaldırmasından(nüşuzundan) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün (vadribuhun).” (Nisa,4/34) (Diyanet Vakfı Meali). Sadece Diyanet Vakfı değil, meal ve tefsirlerin yüzde doksanı DÖVÜN demiş.

Kim dövecek?  Evli olan koca/erkek.

Kimi dövecek? Eşini/hanımını/karısını.

Niçin dövecek? Çünkü kadın geçimsizlik gösteriyor. Baş kaldırmasından korkuluyor. Ayette “nüşuz” kelimesiyle ifade edilen bu duruma dikbaşlı davranmak, kötü niyetler beslemek, fenalık yapmak, serkeşlik yapmak, iffetsiz davranmak, boşanma/ayrılma istemek anlamları verilmiş. Aynı kelimenin Nisa 128. ayette erkekler için kullanıldığını ve kadına güzel konuş, sulh /barış yolunu seç diye tavsiyede bulunuluyor: “Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden, boşanmasından (nüşuzundan) endişe ederse, korkarsa, önce oturup konuşarak anlaşması iyi olur. Zira anlaşma, her zaman en iyi yoldur.” (Nisa,4/128)

Nisa  128. ayette kocanın boşanma isteğinden, 34. ayette ise kadının boşanma isteğinden bahsediyor. Kadın, kocasının kendisini boşayacağını sezdiğinde, ayrılığın olmaması için elinden gelen her türlü çabayı gösterdiği anlaşılıyor. Erkek, eşinin boşanmasından endişe ettiğinde 34.ayet ona yol gösteriyor: Güzel öğüt ver, yatağını ayır. Bundan sonra boşanma isteğinden vazgeçmezse onu DÖV. Bu son tavsiyene kadar mantıksız. Adam, üzüm mü yemek istiyor, yoksa bağcıyı dövmek mi? Hanımını boşanmaktan vazgeçirmek isteyen eş, onu niçin dövsün? Bu durumda boşanma bile gerçekleşmeden, çekip babasının evine gitmez mi? Boşanma isteği suç mu? Suçsa bunun cezası dövmek mi?

Nasıl dövecek? Nitekim Kur’an’da başka suçların cezası belirtilmiş ve ölçüsü söylenmiş. Şu kadar oruç tutacaksın, şu kadar kırbaç vuracaksın, şu kadar yoksulu doyuracaksın gibi. Peki dövmenin bir ölçüsü var mı? Yumrukla mı vuracak, tokat mı atacak? Sopayla mı, kırbaçla mı, süpürgeyle mi, terlikle mi dövecek? Gözünü mü morartacak, çenesini mi kıracak? İz bırakmasın diye kaba etlerine mi vuracak?

Dövün, diyenler bu konuda anlaşamamış olacaklar ki çok farklı ölçüler koymuşlar:

“İz bırakmayacak, kemiğini kırmayacak, herhangi bir uzvunu çirkinleştirmeyecek, dürtmek ve benzeri şekilde olacak…” (Kurtubi)

“Peş peşe aynı yere vurulmayacak, güzellik mahalli olan yere vurulmayacak, kırk vuruştan fazla olmayacak..” (Şafi).

“Asla ölümüne sebebiyet vermeyecek, kamçı ve sopayla olmayacak, bükülmüş mendil gibi şeyle olacak…” (Razi).

Günümüzde dövün diyenler de, içlerine sinmediği için, “hafifçe dövün”; “hafifçe vurun” şeklinde açıklama yapmışlar.

Allah, boşanmak isteyen bir kadını niçin “DÖVÜN” desin? O dönemde kadınları dövmek sıradan bir işti. Hür olsun, esir olsun kadının adı mı vardı? Kur’an, tüm yanlışları, haksızlıkları, zulümleri ortadan kaldırmak için gelmedi mi? “Kadını dövmeye devam edin” der mi?

Bu ayetteki “darabe” kelimesine dövmek, vurmak anlamının dışında, ayetin anlamına uygun olarak, “nihayet onları evden çıkarın”,  “onları gönderin”, “bir müddet ayrılın”, “rahat bırakın” anlamlarını verenler de olmuş.

Ayette esas anlatılmak istenen dövmek değil, geçimsizlik veya boşanma isteği durumunda, barışın sağlanması için izlenecek yoldur.Nitekim devam eden ayette de boşanmanın aşamaları anlatılıyor,  burada da esas niyet ayrılmayı önlemek, barışı sağlamaktır.

“geçimsizlik yaşadığınız veya boşanmak isteyen eşinizle konuşun, güzel öğütlerde bulunun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın ve onu rahat bırakın. Barışıp anlaşırsa başka yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa,4/34).

“Eğer eşlerin arasının açılmasından korkarsanız, tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Barışmak isterlerse, Allah da aralarında barışı sağlar.” (Nisa,4/35)

Görüldüğü gibi, maksat ailenin korunması, barışın sağlanması, ayrılığın önlenmesi. Dövme, işin içine girdiğinde bu nasıl gerçekleşecek? Dövme olayı gerçekleşmişse, erkek tarafının hakemi hangi yüzle barışı savunabilecek?

Kur’an’a göre, geçimsizlik durumunda ve boşanma aşamasında izlenen yol nedir:

1-Önce konuşun.

2-Olmazsa odaları ayırın.

3-O da olmazsa bir müddet ayrı kalın.

4-O da olmazsa her iki taraftan hakemler arayı bulmaya çalışsın.

5-Yine de olmazsa güzellikle boşanın.

Bugün dünyanın her tarafında, çağdaş hukukta da işler böyle yürümüyor mu? Boşanma olayı mahkemeye taşınmışsa, yargıç çiftlerin barışması için çaba sarf etmiyor mu? Yargı öncesi aile büyükleri, evliliğin yürümesi için gayret göstermiyor mu? Evliliğin yıkılmaması için “yalan söylemeye” bile cevaz vermiş bizim geleneğimiz.( Bu söylediklerimiz bizim gelenekten gelen sağlam aile yapımızla ilgili. Son zamanlardaki evlilik ve aile anlayışında bu güzellikler yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Evlilik bir şirket gibi düşünülüyor. Hatta şirketten öte, herkes evde patron. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Ne kadın kocasına dert anlatabiliyor, ne de erkek karısına söz geçirebiliyor. Hatta çocuklara bile laf söylenemiyor, “niçin geç kaldın?” denemiyor. Yargıç boşama konusunda işi ağırdan alsa da, avukatlar ayrılmanın bir an önce gerçekleşmesi için her türlü maharetlerini kullanıyor. Neyse, içinde bulunduğumuz durum çok vahim de, yazımızın konusu bu değil.)

Kur’an’ı en iyi anlayan ve harfiyen uygulayanRasulullah’ın hayatına niçin bakmıyoruz? Niçin O’nu örnek almıyoruz? Eşlerine bir fiske vurduğuna dair bir kayıt var mı? Her ailede olduğu gibi, O da aile içinde sorunlar yaşamadı mı? Şayet ayeti dövme olarak anlasaydı, öğüt ve yatağını ayırdıktan sonra üçüncü aşamada eşini dövmesi gerekmez miydi? Allah’ın emri veya tavsiyesi dövmekse onu uygulamak ilk önce O’nun görevi değil miydi?

Fakat O, ayetleri doğru anladı ve doğru uygulamada bulundu. Sorunları, ayetlerin ışığında çözdü. Önce öğüt verdi, tatlı dille anlattı; sonra yatağını ayırdı; yine olmayınca bütün tarihi kaynaklarda yazıldığı gibi bir müddet ayrı kaldı. 4. aşamaya gelmeden de işler tatlıya bağlandı.

SONUÇ

Kadın, tarihin eski çağlarından beri olduğu gibi, 7.yy.da da sövülüyor, horlanıyor ve dövülüyordu. Ülkemizde ve bütün dünyada bugün de devam ediyor kadına şiddet ve dayak. Bu suçu işleyenler kendilerince bir sebep gösterebilirler. Fakat hiç kimse “İslam’da kadınları dövme vardır” diyemez. Bunun için Nisa 34 ü delil olarak gösteremez.

1-Nisa 34. ayette geçen darb kelimesine “dövün” anlamını vermek, o kadar anlam arasında son seçenek bile olamaz. Kökeninden gelen ve ayetin anlatmak istediği maksada uygun olarak,“ayırmak, bir müddet ayrı kalmak, evden çıkmak, rahat bırakmak” anlamının kullanılması en doğrusudur. Nitekim son zamanlarda dövmek yerine, az da olsa ayetin anlatmak istediği amaca uygun meal verildiğini görüyoruz. Konu bütünlüğüne ters meallerin düzeltileceğini de umuyoruz.

2-Rasulullah’ın uygulamalarında ve kadınlar konusundaki tavsiyelerinde de “dövmek” kesinlikle yer almaz, almamıştır.O, barışın, şefkatin, merhametin, sevginin, adaletin elçisidir.

3-İslam karşıtları, kadınların dövülmesi konusunda saldırıda bulunsa da; onların değirmenine su taşıyan yanlış yorumları ve uygulamaları Müslümanların hayatında görsek de, Kur’an “kadınları dövün” demez, dememiştir. Kur’an, bütün haksızlıkların, zulmün, karanlıkların, kötülüklerin, tahakkümün, kula kulluğun kaldırılması için gelmiştir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —