Konjonktür dininin rüknü menfaattir. Bu dinin ilahı güç, kıblesi kazanç, ahlâkı ise şartlara göre şekil alan esnek bir faydacılıktır. Bu inanca sahip olan insan, bukalemun gibi renk değiştirir. İnancı sabit değildir; rüzgâra, iklime ve iktidarlara göre şekil alır. Hakikatle değil, fırsatlarla beslenir.
Kur’an bu tipleri çok net tarif eder:
“Onlar, iman ile küfür arasında bocalayıp dururlar; ne bunlara, ne şunlara aittirler.”
(Nisâ, 4/143)
Bu insanları görünce iki yüzlü insanlara rahmet okunur. Çünkü bunların ikiden çok yüzleri vardır. Zira bunlar yalnızca insanlara karşı değil, hakikate karşı da maske takarlar. Kur’an bu çok yüzlülüğü şu ayetle teşhir eder:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatına dair sözü seni imrendirir; kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Oysa o, düşmanlığın en yamanıdır.”
(Bakara, 2/204)
Konjonktür dindarı için doğru–yanlış, helâl–haram, adalet–zulüm sabit ölçüler değildir. Onlar pragmatiktir. Ölçüleri tek bir soruya indirgenmiştir:
“Bana ne kazandırıyor?”
Bugün savunduğunu yarın inkâr edebilir. Dün karşı çıktığını bugün alkışlayabilir. Dün “ak” dediğine bugün “kara” diyebilir. Çünkü onun iman ettiği şey ilke değil, menfaattir. Kur’an bu zihniyeti şöyle ifşa eder:
“Eğer kendilerine bir iyilik dokunursa onunla huzura kavuşurlar; fakat bir imtihana uğratılırlarsa yüzüstü döner giderler.”
(Hac, 22/11)
Bu ayet, konjonktür dindarının imanını tarif eder: Menfaat varsa iman var, bedel varsa iman yok.
Bu dinin ibadeti yalakalık, kıyamı anlamsız ritüeller, secdesi güçlü olana eğilmek, duası ise çıkar beklentisidir.
Kur’an, ibadeti bile çıkar hesabına indirgeyenleri şöyle tanımlar:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yaparlar.”
(Mâûn, 107/4–6)
Onlar Allah’a değil, makama, güce, koltuğa secde ederler. Çünkü secde ettikleri şey, rızıklarını kim veriyorsa odur.
Bunlar bedelsiz cennet yolcularıdır. Bedel gerektiren her hakikat bu inancın dışındadır. Zira bedel, menfaatin düşmanıdır.
Kur’an bu beklentiyi sert bir dille reddeder:
“Yoksa siz, Allah yolunda mücadele edenler ve sabredenler ortaya çıkmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?”
(Âl-i İmrân, 3/142)
Ve yine:
“İnsan, sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacağını mı sandı?”
(Ankebût, 29/2)
Konjonktür dindarı için bedel ödemek akılsızlıktır. Bu yüzden zulüm güçlüden geliyorsa görmezden gelinir; adalet zayıftan geliyorsa ötelenir.
Resûlullah(s.a.v) bu hastalığın toplumları nasıl çökerttiğini şöyle anlatır:
“Sizden öncekileri helâk eden şuydu: İçlerinden güçlü biri hırsızlık yaptığında onu bırakırlar, zayıf biri yaptığında cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma dahi çalsaydı, onun da elini keserdim.”
(Buhârî, Hudûd 12; Müslim, Hudûd 8)
Konjonktür dini toplumda ahlâkî erozyon üretir. Liyakati boğar, karakteri aşındırır, güveni imha eder. İnsanları değerlerine göre değil, işlevlerine göre sınıflandırır. İş bitince insan da biter.
Bu zihniyette insan, tüketilebilir bir araçtır.
Hatta makine çoğu zaman insandan daha değerlidir. Çünkü makine duygusuzdur, yorulmaz, itiraz etmez ve sorgulamaz.
Kur’an, insanı araçsallaştıran bu ianlayışa karşı şunu hatırlatır:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
Oysa sahih ve hakiki din, konjonktüre değil hakikate dayanır. Menfaate göre şekil alan iman, iman değildir; taklittir. Taktiksel bir pozisyondur. Ve her pozisyon gibi, şartlar değiştiğinde terk edilir.
Kur’an bu tavrı açıkça mahkûm eder:
“Onlar Allah’ı bir kenardan ibadet eder gibi ibadet ederler.”
(Hac, 22/11)
Yani konjonktürel din anlayışında iman amaç değil, araçtır.
“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
(En‘âm, 6/162)
Bu ayet, konjonktür dininin tam karşısında duran tevhidî duruşun manifestosudur.
Bundan dolayı ücret karşılığında din yaşanmaz, tebliğ edilmez. iman edilmez.
“Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın.”
(Bakara, 2/41)
Ve yine:
“Onlar Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında sattılar.”
(Tevbe, 9/9)
Hakikat pazarlık kaldırmaz. İman ihale konusu değildir. Bunların asıl imtihanı, menfaatin bittiği yerde kimin ayakta kaldığıdır.
Çünkü hakikat, ancak çıkarın sustuğu yerde konuşur. Menfaat sustuğunda hâlâ hakikatin yanında duranlar, işte onlar imanın ne olduğunu bilenlerdir.
“Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar.”
(İbrahim, 14/27)
Konjonktür geçer.
Güç el değiştirir.
Menfaat biter.
Ama hakikat, bedel ödeyenlerle yoluna devam eder.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

