Papa’nın Geliş Tarihi Üzerine Bazı Mülahazalar
Tarih bazen insanın karşısına öyle ironik çakışmalar çıkarır ki, “Bu kadar da olmaz” dedirtir. Son günlerde sosyal medyada konuşulan konu da tam olarak böyle bir tesadüf üzerinden şekilleniyor.
Erhan Afyoncu’nun dikkat çektiği bir ayrıntıya göre; söz konusu Türkiye ziyareti, Birinci Haçlı Seferi’ni fiilen başlatan konuşmanın 930. yıldönümüne denk geliyor. Hatırlayalım:
27 Kasım 1095’te, Clermont Konsili’nde yapılan o meşhur konuşmayla Haçlı Seferleri başlamıştı. Aradan tam 930 yıl geçiyor ve 27 Kasım 2025’te Papa Francis’in Türkiye’ye gelmesi konuşuluyor.
Tarih bazen hakikaten çok ironik şakalar yapıyor.
Buradan hemen “Haçlı zihniyeti geri mi geliyor?”, “Bu bir mesaj mı?” gibi reflekslere savrulanlar oluyor. Oysa meselenin bir de soğukkanlı, aklı başında okunması gereken bir yönü var.
Şunu teslim etmek gerekir: Günümüz papaları, özellikle Papa Francis, Haçlı Seferleri retoriğinden bilinçli biçimde uzak durmaya çalışıyor. Hatta zaman zaman, “Haçlı Seferleri esasen siyasi savaşlardı” benzeri açıklamalar yaparak bu tarihsel yükü minimize eden bir dil kullanıyor. Yani 930. yıldönümünde gelip “yeniden başlatalım” diyecek bir atmosfer de, bir zihniyet de ortada yok.
Buna rağmen şu soru da ister istemez insanın zihnine düşüyor:
Bu tamamen bir tesadüf mü, yoksa sembolik bir tarih mi seçildi?
Açık konuşmak gerekirse, elimizi koyabileceğimiz hiçbir somut veri yok. Ziyaret tarihinin Türkiye’nin daveti, diplomatik takvim ve muhtemelen Bartholomeos’un 2025 yılına denk gelen bazı yıldönümleri çerçevesinde planlanmış olması son derece makul bir ihtimal. Zaten bu tür üst düzey ziyaretler genellikle 1–2 yıl önceden planlanır. “930. yıl” gibi oldukça niş bir detayın diplomatik takvimi belirleyen ana unsur olması da pek kuvvetli görünmüyor.
Öte yandan şu da bir gerçek: Dini figürler söz konusu olduğunda, sembolik tarihler bazen özellikle kaçınılır. Yani eğer “27 Kasım tepki çeker” diye düşünülseydi, ziyaret bir gün ileri ya da geri alınabilirdi. Alınmamış olması, insanı iki ihtimal arasında bırakıyor:
Ya gerçekten fark edilmedi,
ya da fark edildi ama önemsenmedi.
Ben şahsen ikinci ihtimali daha güçlü görüyorum. Çünkü Vatikan protokolünde tarih bilen de, sembolleri tartan da çoktur; 1095 Clermont’un ne ifade ettiğini bilmemeleri mümkün değil. Demek ki bilindi ama “bunu bir mesaj olarak okumaya gerek yok” denildi.
Sonuç olarak tablo bana şunu söylüyor:
%55 ihtimalle tesadüf ve diplomatik takvim,
%45 ihtimalle “farkındayız ama sorun etmiyoruz” yaklaşımı.
Buna karşılık, bilinçli bir gövde gösterisi, özel bir siyasi-dini mesaj veya bilinçli bir Haçlı göndermesi olduğu kanaatinde değilim. Öyle olsaydı bu ziyaret çok daha gürültülü, çok daha provoke edici bir çerçeveyle yürütülürdü.
Ama yine de kabul edelim:
Tarih bazen öyle bir tebessüm eder ki, insan kendi kendine “Yok artık…” demekten alamaz kendini.
Bu da onlardan biri işte.

