Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Faysal Mahmutoğlu


Komisyonun Çizdiği Yemi Yol Haritası

Faysal Mahmutoğlu, h24hbr.com’da “Komisyonun Çizdiği Yemi Yol Haritası” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.


Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi komisyonu” katılımcı partilerin raporları ve görüşleri doğrultusunda hazırladığı ‘uzlaşma’ metni iki ret, bir çekimser ve 47 evet oyuyla kabul edildi.

Rapor 7 ana bölümden oluşuyor.

İlk beş bölümde genel olarak Komisyon’un hedef ve çalışmaları, Türk-Kürt kardeşliği vurgulanıyor ki cumhuriyet tarihinde kardeşlik hukuku bu denli ilk kez yazılı bir metne giriyor. İlk kez “Kürtler” ve “Türkler” iki eşit halk olarak bir metinde yer alıyor.

Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil, sınırlarımızın dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının da Türkiye’ye doğru olduğu kabul edilmektedir.”

Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri, kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir.” Kardeşliğin gereği yerine getirilemediği için sorunlu bir kavram olarak duruyor. Onun yerine ‘eşit yurttaşlık’ kavramı daha isabetli ve anlamlı olurdu.

“Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş olmuş ve kaderdaş halklardır.” Burada iki eşit halk vurgusu kanaatimce raporun can alıcı bölümünü oluşturuyor.

Tarihi sürekliliğin merkezinde yer alan kavram kardeşlik hukukudur.” Kardeşlik hukuku anayasal vatandaşlığı zorunlu kılıyor.

“ Biliyoruz ki Selahaddin Eyyubi’yi, Nureddin Zengi’yi anlamadan bu toprakların hakikatini kavrayamayız. Sultan Alparslan ve Sultan Sencer’in yaptıklarının özünü kavramadan ise birlikte yürümenin anlamına ulaşamayız. Hepsi kendi çağlarında adaletin, kardeşliğin, dayanışmanın, paydaşlığın sevinci ve tasayı ortaklaşmanın, hülasa milletçe beraber yürümenin öncüleri, sembol olmuş büyük şahsiyetlerdi.”

Rapordaki bu ortak tarih vurgusu da ayrı bir öneme sahip. Ortak geçmişi ortak geleciğin pusulası olarak sunuyor.

Somut öneriler kısmı altıncı ve yedinci bölümlerinde yer alıyor.

Bu kısımlarda sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri yer alıyor.

Raporda en ‘kritik eşik’ olarak PKK’nın tüm unsurlarıyla silah bıraktığını ve kendisini tasfiye ettiğini devletin güvenlik birimlerince teyit edilmesini şart koşuyor. Yani süreç, sadece beyanlara değil, devletin sahadaki somut tespitlerine dayandırılıyor.

Yasa çıkmadan PKK’nın elindeki bütün silahları bırakması bekleniyor. Eve dönüş yasası çıkmadan PKK mensupları silah bırakıp nereye gidecek? Kaldı ki raporda sadece “suça bulaşmamış örgüt mensuplarının entegrasyonu”ndan söz edildiği görülüyor ki bu da on binlerce militanın ve örgüt yöneticisinin durumunu büyük bir belirsizlik içine sokuyor.

Yasa düzenlemelerle ilgili bölümde ‘toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturulmaması’ gerektiği özellikle vurgulanması ilginç. Burada mağdur ailelerin verebileceği olası bir tepkinin yanında milliyetçi -Şoven hassasiyetler gözetilirken köyleri yakılan, binlerce evladını faili meçhul cinayetlere kurban veren, işkenceye maruz kalan Kürt halkının hassasiyetleri görmezden geliniyor. Kaldı ki 90’lı yıllarda karanlık odaklarca işlenen faili meçhul cinayetlerin failleri, köy yakma olaylarının sorumluları yargı önüne çıkarılmadı. Çok az bir kısmı yargılansa da beraatle sonuçlandı.

Raporda yer alan “vatandaşlık bağının güçlenmesi ve toplumsal dayanışma” için “Geçmişle Yüzleşme” veya “Hakikatleri Araştırma “ gibi bir komisyonunu kurulması gerekir.

Sadece cezalandırıcı adalet yetmez, onurlandırıcı adalete de ihtiyaç var.

Yedinci kısım, demokratikleşmeyle ilgili olarak raporda , ‘şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli‘ deniliyor. ‘AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz’ uyulması, ‘ tutuksuz yargılamaların tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmesi gereğine vurgu yapılıyor ki günümüzde bu kararlara iktidarın istemi doğrultusunda uyulmuyor. Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala AİHM kararlarına uyulmadığı için içerdeler.  Mevcut yasalarda zaten tutuklama hali istisna olarak düzenlenmiş durumda.  Yasalara uyulmadığı için tutuklama fiilen cezai işleme dönüşmüştür. Ayrıca İnsan soramadan edemiyor PKK silah bırakmazsa bunlara uyulmayacak mı? Tüm bu demokratikleşme adımlarının PKK’nın silah bırakma şartına bağlanmasının mantığı ne?

Kayyım uygulamalarıyla ilgili yeni düzenleme öneriliyor ki mevcut anayasaya uyulması durumunda  herhangi bir düzenlemeye gerek kalmayacaktır.

Kamuoyunda aylardır konuşulan “umut hakkı” tek bir cümleyle raporda yer almaması toplumsal hassasiyetin gözetildiği düşünülebilir. Zira toplumsal kutuplaşmanın bu denli derinleştiği, sıradan bir diyalogun “vatan hainliği” ve “teslimiyet” parantezine alındığı bir iklimde “umut hakkı” gibi teknik bir konunun halk nezdinde rasyonel tartışılması neredeyse imkansız hale getirildi.

Umut hakkı’nın açıkça raporda yer almamış olması, bu konunun gündemde olmadığı anlamına gelmez;  bu hakkın zaman içinde AİHM kararları doğrultusunda ele alınacağı ve hukukun gereği olarak kamuoyuna sunulacağın gözüküyor.

Numan Kurtulmuş’un açıkladığı ‘arka kapı diplomasisi’ ile ‘yeni anayasa’ ve ‘iç cepheyi tahkim etme’ söylemi birleştirildiğinde, umut hakkı gibi hassas bir konunun raporda geçmemesini kamuoyunun henüz buna hazır olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Şartların olgunlaşması gerekir.

Rapor, tarafların taleplerini kısmen karşılasa da Kürt sorununun çözümünü dışarıda bırakıyor. Kürt sorunuyla özdeş hale gelmiş anadilde eğitim taleplerini ilanihaye çözümsüzlüğe mahkum etmek akıllıca bir iş değil. Hem Türk-Kürt kardeşliğine vurgu yapıp hem de Kürtlerin anadilde eğitimi yasaklamaya devam etmek kardeşlik hukukuyla da bağdaşmaz.

Raporda Kürt sorununu doğuran kök sebepler dışarıda bırakılmış, sadece silahsızlanmaya, PKK’nın tasfiyesine indirgenen bir yaklaşım sergilenmiş. PKK’nın ortaya çıkışını ve kırk yıldır devam eden çatışmaların Kürt sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı gerçeği de görmezden geliniyor. Bundan dolayıdır ki DEM Partisi haklı olarak rapora şerh düştü.

 Ancak, raporun uygulanabilirliği daha önemlidir. Artık top komisyonda meclise geçmiştir. En önemli görev de iktidarındır.

Komisyonun toplumsal meşruiyeti çok güçlüydü. Birbiriyle taban tabana zıt partiler önemli bir metinde ortaklaştılar.

Öte yandan Kobani’ye yönelik kuşatmanın devam etmesi ve bütün çağrılara rağmen Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmaması raporda zikredilen “kardeşlik hukuku” ile bağdaşmıyor.

Son olarak  ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun sunduğu rapor, her ne kadar yeni bir yol haritası iddiasıyla, meseleyi büyük ölçüde güvenlik parantezine sıkıştırsa da olumlu yönlerine odaklanıp Kürt sorununun çözümü noktasında, barışta ve eşit yurttaşlıkta ısrar etmeye devam etmeliyiz.

Unutmamalıyız ki çözüm, sadece Ankara’nın koridorlarında yazılan raporlarda değil; Edirne’den Hakkari’ye uzanan ortak vicdanın, ‘birlikte yaşama iradesinin’ içinde gizlidir.

Gerçek bir kardeşlik, sadece silahların susmasıyla değil, geçmişin yaralarıyla dürüstçe yüzleşilmesi ve adaletin her birey için eşit tecelli etmesiyle mümkündür.

Ve barış, bu topraklarda yaşayan her bir ferdin kendini ‘ev sahibi’ hissettiği bir demokraside filizlenir.

 

Kaynak: h24hbr.com

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR