Mehmet Ali BİLİCİ

Tarih: 04.09.2020 10:27

Kelimelerin Hapishanesi

Facebook Twitter Linked-in

 

Düşünmek insana özgü bir faaliyet. Düşünce; malzemesi kelimeler olan bir ürün (üretim). İnsanın kelimelere ilişkin algısı ne ise, anladığı ve bunun sonucunda ortaya koyduğu fiiller de o doğrultuda olur. İnsan beyni kelimelerin örgüsüyle örülmüş bir hapishanedir. İnsan, kelimelere yüklediği anlamla, bir yerde kendisini ifade edip eşyayı tanımlarken, diğer taraftan, inşa ettiği bu dünyanın mahkûmu olur ve kelimeler onun için, içinde yer aldığı, dışına çıkamadığı bir hapishaneye dönüşür.

İşte bu kelimelerin hapishanesidir.

Bundan kaçış veya kurtuluş var mıdır?

Evet vardır. Şayet olmasaydı, o zaman düşünmek denen faaliyetin ve eylemin bir anlam ve önemi de kalmazdı. Düşünüyor olmanın-düşünüyor olabilmenin farkı ve anlamı buradadır; kelimelerin mahkûmu olmak değil, kelimelere, kelimelerin ürünü olan düşünceye (düşünmeye) hükmetmek.

Burada herkesçe biliniyor olan bir kelimeyi örneklemek isterim; ‘herhalde’1. Galatı meşhur çerçevesinde kabul bulmuştur. Ancak anlamı kullanımın aksinedir.

Kelime ‘her-halde’ şeklinde iki kısımdan oluşur. ‘Her-hal’, Türkçe konuşan veya anlayan herkesin de (düşünürse-düşündüğünde) bilebileceği gibi, kastedilen veya ilgisi bağlamında ‘bütün halleri’ ifade eder.

Herhalde: her şekilde, ne olursa olsun, halin bütününde-her halinde.

Peki, kelime nasıl kullanılıyor?

Günlük dilin bütününde ‘galiba’ anlamında kullanılıyor ve bu anlam kelimenin gerçek anlamına zıt bir anlam. Mutlaka demek olan anlamı, bunun aksi anlamı olan ‘galiba’ya evirilmiş. İşin garibi, bu kelime yabancı ya da anlaşılmaz anlamda bir kelime değil, Türkçeyi biraz anlayan ve konuşabilen herkesçe (düşünürlerse-düşünülürse) rahatlıkla anlamı anlaşılabilir bir kelime. Elbette halkın geneli için böylesi bir çaba beklemek (gerçeğe aykırı olarak) doğru değildir. Peki, fikir insanları-çevreleri için ne demek lazım? Halkla uyuşan-örtüşen, bu dalga ve gidişe ayak uyduran bir seyirde…

Bu basit (gibi) örnek, kelimelerin kullanılan dilde nasıl olduğunu göstermektedir. Eylemlerimizin temelinde kelimelerin gücü olduğuna göre, kelimelere ilişkin yanlışlıklar, fiillerimizin de yanlış olmasına sebep olabiliyor.

Benim için konu ne bu kelime ve ne de birçok yanlış kullanımı olan kelimelerdir. Kelimeler canlıdırlar, onlar hayatımızda aktif yer ve rol alırlar. Onlara giydirilen anlamlar yeterli (bilinçli) bir kavrama içinde değillerse, işte tam bu durumda biz kelimelere değil, onlar bize hâkimdirler demektir.

Kelimelerin mahkûmu olmak budur.2

Bir diğer önemli nokta ise, insanı çevreleyen düşüncelerdir. Neticede insan kendi koşullarının koşullanması altındadır, koşulları tarafından çevrilmiştir. Şayet insan bu düşüncelerin kendi üzerindeki etkisini göremiyor, bu etkinin gücünü hesap edemiyorsa, düşünce adına ortaya koyduklarının özgünlüğü tartışılırdır. Onlar (özgün-bağımsız) bir düşünce olmaktan çok, tesiri altında olduğu düşüncelerin kendisine söylettikleridir. (Özgün) düşünce, var olan düşünceleri tanımak ve onların tesirinin dışına çıkmaktır. Ancak bu durumda özgün bir düşünceden-düşünmekten bahsedilebilir.

Kelimelerin istilası (işgali) altında olmak kaçınılmazdır3. Sorun ve konu; bunun bilincinde olmak, bunun nasıl bir şey olduğunu bilmek-vakıf olmaktır. Bu işgalden kurtulmaktır. Çalıştığımız veya çalıştırdığımız bir makinenin nasıl, neden oluştuğunu ve nasıl çalıştığını bilmek gibidir. Elimizdeki bir bilgisayara ilişkin bilgimizin etkinliği, o bilgisayardan yararlanma imkânı ile eş düzlemdedir. Tanıdığımız kadar istifade imkânı... Beynimiz bir makine değildir ve ondan istifadeyi bir makineye indirgeyemeyiz. Elimizdeki bir makine bize kimi yararlılıklar sunar ve onu-onları kullanmakla daha fazla istifade imkânı elde ederiz. Ve de her bir kimse yeteneği kadar istifade edebilir. Ancak insanın beynini-aklını kullanması, öncelikle onu insan seviyesine yükseltme veya düşürme sorunudur. Aklını kullanırsan insan, kullanmazsan bir çeşit hayvan olursun. İşte, kelimelerin mahkûmiyeti tam burada bize önemli bir ayrım getirmektedir. Kendimizi ve üzerimizdeki koşulların etkisini kavramak ve bunları aşmak, kendimiz olmak; kendimizi gerçekleştirmek.

Bunu yapabildiğimizde artık düşünme imkânını yakalamışızdır. Bu kendini inşa, özgün bir üretim demektir. İçinde yaşanılan zamanı yakalamak, gereğini yapmaya ilişkin yerinde ve uygun çaba gösterebilmek demektir.

At önde olabilir ancak yuları bizim elimizdedir. Zamanda ileri-gerilik de böyle bir şey. Biz ata uymamalıyız-uyamayız. Onu işlerimize koşmak veya en yararlı şekilde koşullamak bizim işimiz. Elbette zamanın üstüne çıkılamaz. Ancak zamanı ayarlamak (bir yerde) elimizde.

Kelimelerin mahkûmiyetinden kurtuluş ve onlara egemen olmaktır. Onlar bize değil, artık biz onlara egemen olmuş oluruz.

 

Mehmet Ali Bilici

Oberhausen – Almanya

 

 

 

1- (herhâlde): 1. Büyük bir ihtimalle: "Bir yerde köfte filan kızartılıyordu herhâlde." O.V. Kanık; 2. Belki: Herhâlde gelirim.

2- Almanya’da bir iş yerinde çalışan Türkiyeli biri ile, çalıştığı iş arkadaşlarından Alman biri arasında ağız dalaşı olur. (Malum olduğu üzere bizim) Türkiyeli sinirlenir ve Almana düz gider, anasına küfreder. Alman gülümser, ‘sen anneme yapamazsın ki’ der. Türkiyeli şaşkın ‘nasıl yani’ der, Alman ‘annem ölü ki’ der. Bağışlayın örnekten dolayı. Alman sağ annesi için de bir tepki göstermez, bırakın (burada olduğu gibi) ölmüş annesi için. Peki bizimkiler! Bizimkiler ölmüş annesine böylesi bir söz karşısında daha fazla bir tepki gösterirler. Kelimelerin gücü… Etkilerini nereden mi alıyorlar? İnanç, kültür, eğitim, sosyal koşullar…

3-… Sözlükler emperyalist birer düşünce abidesidirler. Cemil Meriç, Sosyoloji Notları ve Konferanslar sy. 199,


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —