Kâbe’ye gitmek sadece bir yolculuk değildir.
Bir çağrıya icabettir.
Kalbin, fıtratın en derin yerinden yükselen kadim bir davete “lebbeyk” demektir.
İnsan oraya yürürken yüklerinden soyunur.
Üzerindeki unvanları, alışkanlıkları, korkuları, dünyevî aidiyetleri bir bir döker.
Çünkü Kâbe, maskelerle girilen bir mekân değildir.
Oraya ancak çıplak bir bilinçle, arınmış bir niyetle varılır.
Kâbe’ye giden insan, aslında kendine doğru yürür. Modern dünyanın parçaladığı ruhunu, dağıttığı anlamını, bölünmüş benliğini toparlamak için yürür.
O yürüyüşte aşk başlar.
Ama bu aşk romantik değil; itaatle yoğrulmuş,
tevhidle derinleşmiş,
sorumlulukla ağırlaşmış bir aşktır.
Kâbe’ye varıldığında aşk sessizleşir. Gürültü biter, kelimeler azalır, kalp konuşur.
İnsan orada şunu idrak eder: Ben merkeze gelmedim, merkeze alındım.
Hayatın dağınık yönleri bir eksene bağlanır. Kâbe, sadece taş değil, hayatın merkezidir.
Tavaf, bir ritüel değil,
hayatın Allah etrafında yeniden düzenlenmesidir.
Sa’y, bir koşu değil, Hacer’in çaresizliğinde saklı olan direniş ahlakıdır.
Kâbe’de insan şunu öğrenir:
İman, köşeye çekilmek değildir. İman, hayatın merkezine Allah’ı koymaktır. Ve bu idrak, aşkı bilinçle buluşturur.
Kâbe’den dönmek bir ayrılık değildir. Hasret dönüşte başlar.
Çünkü insan artık eskisi değildir. Ama dünya hâlâ eskisi gibidir. Eski dünyadır. İşte bu çelişki, hasreti doğurur.
Kâbe’ye sırtını dönüp yürüyen beden değildir;
dönmek zorunda kalan hayattır. Kalp orada kalır, ayaklar buraya gelir.
Hasret, burada başlar.
Ama bu hasret kaçış değil, yeniden inşa çağrısıdır.
Kâbe’den dönen insan için iki yol vardır:
Ya hatırayı saklar, ya hakikati taşır. Kâbe aşkı, eğer hayata taşınmıyorsa;
sadece duygusal bir anıya dönüşür.
Kâbe, devrimci bir bilinç üretir. Kâbe’den dönen insan artık;
Zulümle barışamaz.
Adaletsizliği normalleştiremez.
Hayatı Allah’tan bağımsız okuyamaz.
Çünkü Kâbe, tağutların merkezini yıkan bir merkezdedir. Ve orayı gören göz, artık hiçbir putu masum göremez.
Asıl soru şudur:
Kâbe’ye gittin mi?
Yoksa Kâbe senden döndü mü?
Gerçek umre, Kâbe’yi hayata taşımaktır.
Gerçek hac,hayatı Allah’ın etrafında yeniden tavaf ettirmektir.
Kâbe’ye gitmek aşktır.
Kâbe’den dönmek hasrettir.
Ama Kâbe’yi hayatın merkezine koymak,
devrimdir.
Ve bu devrim, sessiz başlar ama dünyayı değiştirir.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

