Ali BULAÇ

Tarih: 10.04.2023 16:53

İsrail Bunu Hep Yapar Ama Hep Yapamayacaktır!

Facebook Twitter Linked-in

Bu sene de Ramazan ayında, İsrail Filistinlilere hayatı dar etti, dünyanın gözü önünde İsrail askerleri Mescid-i Aksa’ya girip ibadet mekanını kirletti, namaz kılanları darbetti, mermi attı, göz yaşartıcı gaz sıktı; bununla da yetinmedi, açık temerküz kampına çevirdiği Gazze’ye ve Lübnan’a saldırdı.

İsrail her Ramazan ayında bunu yapar. Ramazan’da yapar, çünkü bununla Müslümanları aşağılar, beş para etmediklerini göstermek ister, bir avuç yahudinin 1,5 milyar müslümandan daha güçlü olduğunu anlatmaya çalışır.

Vakıa şu ki, mevcut reel durumda hiçbir İslam ülkesi İsrail’i durdurabilecek konumda değildir. 1,5 milyar insan 20 milyon insana boyun eğmiş durumda. Bunun bir dizi sebebi yanında, Müslümanların içinde bulunduğu acıklı durumdur.

Birçok İslam ülkesi Filistin için ağlar ama İsrail ile işbirliği yapar; bu Hüseyin için ağlayıp Yezid’le iş tutma esasına dayanan kadim bir politikadır. Filistin için en yüksek perdeden konuşan İslam ülkelerinin liderleri samimiyetsiz, ikiyüzlü ve palavracıdır. Birer mahalle kabadayısı gibi ülkelerinde dünya lideri olarak atıp tutarlar, dış güçler karşısında süt dökmüş kediye dönerler. Ne karşı koyacak güçleri vardır ne de niyetleri. 2010 yılında büyük bir tantana ile Gazze’ye doğru yola çıkan Mavi Marmara gemisini İsrail askerleri uluslar arası sularda vurdu, 10 müslümanı şehid etti, Türkiye’nin onurunu kırdı, propogandanın ötesine geçmeyen İsrail aleyhtarlığının ne kadar boş olduğunu gösterdi.

İsrail’e hiçbir şey olmadı, 10 şehidin kanı geminin güvertesinde kaldı, bu organizasyonu düzenleyenler olup biteni yalayıp yuttu, hesap vermedi. Hiçbir şey olmamış gibi palavra atmalar, mazlum Filistin halkını sömürmeler devam ediyor.

Filistin için ağlamayan İslam ülkesi yok, sadece ağlamıyor mali/parasal yardım da yapıyor. Ama yardımlar Filistin halkını işgal ve istila sürecinin devamını sağlamak amacıyla bir avuç yöneticiye rüşvet olarak veriliyor. İslam ülkelerinin Filistin için döktükleri timsah gözyaşlarını, attıkları nutukların ve harcadıkları paranın Filistin ülkesine ve mazlum Filistin halkına hiçbir faydası yok! İsrail ve İslam ülkelerinin üzerinde anlaştığı bu düzen sayesinde işgal ve istila, cinayet ve Müslümanların haremine tecavüz sürüp gitmektedir.

Mevcut durumda İsrail cinayetlerine devam edecektir ama bu uzun de sürmeyecektir. Kur’an bakış açısından bu fütursuz, zalimane saldırı ve cinayetler, İsrailoğullarının “Allah’ın haber verdiği ikinci vaadin” yakınlaştığını gösteriyor. Bu son saldırıya ben Kur’an perspektifinden bakmanın daha uygun olacağını düşünüyorum:

4. Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. 5. Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerine gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. 6. Sonra onlara karşı size tekrar ‘güç ve kuvvet verdik’, size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. 7. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi ‘kötü duruma soksunlar’, birincisinde ona girdikleri gibi mescit (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini ‘darmadağın edip mahvetsinler.” (17/İsra, 4-7.)

Ayette geçen “fi’l-arz” kelimesi “yeryüzü” manasına gelebileceği gibi “Filistin/Kudüs” manasına da gelebilir. İlk manada ele aldığımızda, İsrailoğullarının herkesi küçük ve aşağı kavim gören tutumlarının temellendirdiği politika ve bakış açısının yol açtığı uluslararası, küresel sorunlara atıf olur. Bugün Filistin sorunu “Sorunların anası (ümmü’l kazaya)” sıfatını almaya hak kazanmaktadır. Sorunun merkezinde dünyanın çeşitli yerlerinden bölgeye akın eden Yahudilerin Filistinlilerin topraklarını işgal etmeleri; onları evlerinden yurtlarından kovmaları; beş milyondan fazla Filistinli mülteciyi sürgüne mahkûm etmeleri; Kudüs’ün tamamına el koyup İsrail devletinin ebedi başkenti ilan etmek istemeleri ve Mabedi yeniden inşa etmek amacıyla Mescd-i Aksa’yı yıkmaya ilişkin niyet ve planlarını açıkça dile getirip artık sıkça eyleme geçmiş olmalarıdır. Bugün Filistin topraklarını yüzde 78’i Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş bulunmaktadır; geri kalan yüzde 18’lik toprak da paramparçadır.

Bu sorun sadece Arap dünyasında değil, bütün bölgede ve dünyada istikrarsızlığın, barışın bozulmasının; çatışmaların, şiddet, terör ve ihtilafların, toplumsal patlamaların sürmesinin temel sebebidir. Amerikan ve batı karşıtlığının en önemli sebeplerinden biri Filistin’de yaşanan dramdır.

Sürekli işgali eylem halinde tutmak amacıyla güçlü Yahudi lobileri ve Siyonist güç odakları uluslararası siyaseti, medyayı, diplomasiyi, borsaları, piyasaları, üniversiteleri, sinemayı, akademik ve sanat etkinliklerini yönlendirmekte, manipüle etmekte, bir tür temellük ederek tek bir noktada, İsrail Devleti’nin çıkarları ve haksız politikaları yönünde şekillendirmektedirler. Yeryüzünde bozgunculuğun en önemli beslenme kaynaklarından biri Filistin sorunudur.

Arz” kelimesini “semanın karşıtı olmayan” manada bölgeye atıf olarak düşündüğümüzde, bununla Filistin-Kudüs kastedildiği açıktır, zamanımızın en büyük sorunu İsrail’in işgal ettiği Filistin toprakları ve bu yüzden ortaya çıkan temel sorundur.

“İlk va’d” ve arkasından gelen cezalandırmanın Asurlular, Babilliler veya Romalılar eliyle yerine getirildiğine ilişkin görüşler var. Ancak “ikinci va’d“in geleceğe atıf olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, İsrailoğullarının “ikinci kibirli yükselişleri“ne bakmak icap eder ki, -Allah-u a’lem- bu da 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan sürece işaret etmektedir.

Belirgin özellikleri ortada:

İsrail’i 1948 yılında Birleşmiş Milletler kurdu, ama İsrail, BM’nin aldığı hiçbir karara uymadı; 1967 öncesi sınırlara dönüşünü öngören BM Güvenlik Konseyi’nin 242. sayılı kararını ve başka nice kararın hiçbirini tanımadı. BM’ye kayıtlı her ülke milli sınırlarını deklare etmek zorunda, İsrail kuruluşundan başlamak üzere kesin sınırlarını belirlemedi, çünkü sürekli genişleyen bir “işgal devleti” özelliğini korumak istedi. Halen BM’ye kayıtlı 200 küsur devlet içinde sınırları belli olmayan, sınır tayin ve deklare etmeyen yegane devlet İsrail’dir.

İsrail hiçbir uluslararası hukuk ve norma uymadı, nükleer silah bulundurdu, başkaları elinde bulundurma ihtimali var diye gerektiğinde ortadan kaldırılmasını istedi.

Kurucularının ezici çoğunluğu terör ve suikast suçlarına karıştıklarını açıkça beyan etti, kimsenin bunu sorgulamasına izin vermedi. Batılı ülkelerin anayasalarına sadece İsrail’e ve Yahudilere mahsus anayasal yasaklar koydurdu, Siyonist-ırkçı, ayrımcı politikaları eleştirme cesaretini gösteren en yüksek düzeydeki siyasetçilere, diplomat, iş insanı, yazar ve sanatçılara özür diletti. Filistinlilere en ağır zulümleri reva gördü, taş atan çocukları, bebekleri katletti; yaralı taşıyan ambulansları, okulları bombaladı, şehirlerin üstüne fosfor bombaları yağdırdı; 1,5 milyonluk Gazze’yi açık hapishane, Nazi türü temerküz kampına çevirdi, yine de dünyanın küresel güçleri, özellikle ABD ve Batı ülkeleri tarafından hoşgörüyle karşılandı. Her ne yaptıysa “İsrail’in savunma hakkıdır” dendi. Siyonizm bakış açısından Filistin yurdu-Yahudi ilişkisi “İnsansız vatan, vatansız ulus” şeklinde özetlenebilir. Siyonistlere göre binlerce senedir bu topraklarda yaşayan Filistinliler toprak üzerinde siyasi birlik kurmaya ehil insanlar sayılmaz, Yahudiler ise vatansız bir ulustur, onların gelip bu boş topraklara yerleşmeleri eşyanın tabiatına uygun olandır (!) Siyonistlere göre tarihi Filistin toprakları üzerinde yaşayanlar insan değil, Tanrı’nın “seçilmiş kavmi”nin “kendilerine va’id edilen topraklar” üzerinde yaşayan haşarat cinsinden varlıklardır.

İlk büyük fesada cevap olarak verilen bozgunda, güçlü bir topluluk İsrailoğullarının üzerine yürür, yerleşim birimlerine girer, sokak sokak, ev ev baskınlar düzenler, gizlenenleri yakalar, cezalandırır. İsrailoğullarının sebep olabileceği ikinci bozgunculuk (fesad) da aynı akıbetle karşılaşacaktır. Allah-u a’lem, bu “ikinci vai’d“tir.

Yahudi alemi iki gücün kendi içindeki derin çatışmasında hangisinin duruma hakim olmasına bağlı şekil alacaktır. Salih Yahudiler ve katil Siyonistler arasındaki çatışma:

“Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli’nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır” (3/Al-i İmran, 113-114.)

İsrail’in geleceğini ya salih Yahudiler veya peygamber ve çocuk katili  siyonistler belirleyecektir.

İkinci va’id yaklaştıysa, bilin ki bugünkü zelil Müslüman toplumlar ve başlarına musallat olan zorba yönetimler, palavracı liderler olmayacaktır.

Allh’ın va’d ve va’idi haktır, mutlaka tahakkuk edecektir.

 

Kaynak: farklı Bakış


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —