Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Ali BULAÇ


İSİMLERİN MANASI

Ali Bulaç'ın "yeni" yazısı...


Tirmizi ve diğer hadis kaynakları yüce Allah’ın 99 ismini zikrederler:

Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, esSelâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, elMütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Gaffâr, elKahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, el-Basîr, es-Semi’, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, elHayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, etTevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdi, el Bedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr. (Buhari, Devat, 68; Müslim, Zikr, 5, Tirmizi, Devat, 87)

Ancak varlık aleminin kendilerine mazhar ve tecelligâh olan isimler 99 sayı ile sınırlandırılamaz; rivayetin sahih olduğunu kabul edeceksek, bu durumda 99’un kesretten kinaye olup hadisin devamında kulların ilahi isimlere rağbeti yönünde bir teşvikin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, “Şunu bilin ki, Allah’ın 99 ismi vardır” cümlesi “kim bunları sayarsa cennete girer” diye devam eder. Metinde geçen ”ahsa” sıradan bir ezber olmanın ötesinde anlamak ve anladığıyla amel etmek manalarına gelir. Nasıl doğru zikir kalp, dil ve havass-ı selime ile tam uyum halinde maksada uygun yapılıyorsa, ilahi isimler de öyledir, rutin bir tekrar veya hafıza deposunda tutup bulundurmak, bizi isimlerin anlamlarına götürmez.

İsimler, kadim Yunan ve sonraki filozofların felsefenin saydıkları üç ana konusuyla ilgili paradigmayı ifade ederler. Hem Zat hakkında, Zat’ın kendisinin kendini tanıtması hem varlık ve hem bilgi ile değer konularını ihtiva ederler. Tabir caizse ilahi isimler, bütün varlık aleminin arketipleridir. Eğer Müslümanların kendilerine özgü bir felsefelerinden söz edilecekse, bunun menşeini isimlerde bulmak mümkün. (İsimler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, I, 137-143).

Şimdi bunun ne anlama geldiğine bakmaya çalışalım.

Her bir isim Allah hakkında bilgi verir, şu var ki bilgi ismin ihtiva edip ihata ettiği sıfat kadardır. Dolayısıyla Allah hakkında kâmil bilgiyi içermez. Bir isimden hareketle diğer isimlere ulaşabilme başarısı gösterildiğinde Zat hakkında bilgi zenginleşir, kemale doğru yol alır. Her bir isim mümkün bir varlığın hakikatidir.

Kur’an’ın çokça üzerinde durduğu Allah’ı bırakıp başka varlıklara tapma eyleminde, bu eylemin sahipleri varlığın özü olan tek bir hakikate veya tek bir hakikatin boyutuna, onlara bakan yüzüne yönelirler. Ama bunu “Cevamiu’l esma” olan Zat’tan bağımsız düşündükleri ve diğer isimlerle olan zorunlu irtibatından kopardıkları için şirk koşarlar. Tek bir ağaca bakıp ormanın bütününü görmeyen ve inkâr edenin trajik durumu gibi.

Muhyiddin ibn Arabi, “İlah-ı Mu’tekad”a karşı “İlah-ı Mutlak” veya “İlah-ı Meşru” kavramlarını kullanır. İbn Arabi ve Mevlana’nın dikkat çektiği bu kavrama karşı Fatiha’nın ilk ayeti “Alemlerin Rabbi Allah” (1/1) ile Ayetü’l Kürsi’nin “Allah! O’ndan başka ilah yoktur” (2/Bakara, 255) ile “Bütün güzel isimler O’nundur” (7/A’raf, 180) ayetlerinin veciz ifadesi “Tevhid”i koyduğumuzda her şey yerli yerine oturur.

Bu anlatılanlardan şu ortaya çıkıyor: Kişiye ait veya kişinin deneyimleriyle belirlenen bir topluluğun; aileye, hanedana, coğrafi bölge, toprağa veya halka (kavim-ulus) hasredilmiş tanrı tasavvuru yanlış ve batıldır. Tanrı her insanı, her canlıyı ve evrenin tümünü ilmi, iradesi, kudretiyle istila (istiva) eder. Rahmeti ve koruyuculuğu herkesi kapsar. İşte bu insan zihninin oluşturamadığı, oluşturmaya yetilerinin takat yetiremediği “alemlerin Rabbi Allah’tır”! Bu açıdan antropomorfizm (insanbiçimci) tanrı iddiası, boş bir zihin hurafesidir.

Tevhid Bir’i ve Birlik’i ihtiva ve ihata eder: “Dikkat ediniz, halis Din Allah’ındır.” (39/Zümer, 3.)

İlahi isimlerin bilinmemesi ve isimler Allah’a nispet edilirken büyük hatalara düşülmesi birden fazla tanrı tasavvuruna (Politeizm) yol açar. Çok sayıda tanrının varlığını kabul edip de tümünün üzerinde birinin en büyük, en yüce kabul edilmesi demek olan Henoteizm bu yanlış-batıl tanrı tasavvuruna dayanır: “O’nun benzeri gibi bir şey yoktur. (42/Şura, 19, 13/Ra’d, 16; 17/İsra, 42, 23/Mü’minun, 18)

 

Kaynak: mirat haber

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR