Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Yusuf YAVUZYILMAZ


İRAN VE MEZHEP FAŞİZMİ

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı...


Türkiye’nin konumu, Batı, Amerika ve İsrail ile ilişkileri, NATO’nun üyesi olması onu kilit konuma getirmektedir. Bundan dolayı hem Amerika ve İsrail ile ilişkileri hem de bölge ülkeleri ile arasını bozmak istemiyor. Ancak bu durum birbiriyle çelişkili çok sayıda etkeni bir arada tutmayı gerektiriyor. Türkiye, İran'a saldıran Amerika -İsrail koalisyonunda eleştirilerini İran ve İsrail üzerinden yürütürken Amerika'yı bunun dışında tutuyor.

Öte yandan, Türkiye’nin de aralarında olduğu 12 ülkeden İran’a: "Saldırıları derhal durdur" uyarısı yapıldı. Uyarının içinde Amerika’nın saldırılarını durdurması gerektiğine ilişkin bir ifade yok. Amerika saldırısıyla ölen kız çocuklarına ilişkin bir kınamamın olmaması sivil hedefler konusundaki hassasiyetin de ikiyüzlü olduğunu gösteriyor. İran'a karşı üslerini kullandıran ülkelerin üsleri ve askeri tesislerinin hedef alınması normaldir. Kaldı ki sivil hedefler söz konusu ise Amerika ve İsrail öncelikle kınanmalıdır. İran'a karşı kendi üslerini kullandıran ülkelerin İran’ı kınama hakkı yoktur.

Öte yandan İran’ı destekleme konusunda Türkiye kamuoyunda eleştiriler yapılıyor. Venezuela'yı desteklediğimiz de komünist, İran'ı desteklediğimiz de Şii olmuyoruz. Venezuela ve İran'ı desteklediğimiz de bu rejimlerin yönetim tarzlarını ve geçmişte yaptıklarını onaylıyor da değiliz. İnsanları damgalamak için savunmadığı şeylerle suçlayıp, mahalle kabadayısı gibi "ama sizi şunu söylerken göremedik" gibi üstten konuşup, terbiye sınırlarını aşarak, hesaba çekmek ahlaki bir tutum değildir.

Hiçbir analiz Amerika- İsrail vahşiliğini perdeleyemez. Bundan dolayı öncelikle yangını söndürmek gerekir. İç sorunları bahane ederek sömürgecilik normalleştirilemez, desteklenmez ve mazur görülemez. Sonrasında İslam toplumlarında halkı ezen, edilginleştiren otoriter ve despot yapıların varlığına eğilmek gerekiyor. Bunu besleyen tarihsel tecrübe ve uygulamalarla cesurca hesaplaşmak gerekiyor.

Kendi halkının arkasında durmadığı hiçbir rejim dış saldırılara karşı uzun süre dayanamaz. Özellikle doğu İslam toplumlarının devasa iç sorunları var. İslam toplumlarının enerjisini tüketen bu iç sorunlara eğilmek gerekiyor. Dış sömürüyü lanetler ve karşı çıkarken, iç sömürünün varlığını unutmamak gerekiyor.

Emperyalist saldırılar bittiğinde üzerinde kafa yoracağımız derin ve kadim bir sorunumuz devam ediyor olacak. İslam toplumlarında otoriterleşme, ulusallaşmaya ve çatışmaya yatkın; şura istişare ve şeffaflıktan uzak katı devlet örgütlenmelerinin ardındaki zihniyet nasıl çözümlenecek?

Tarihsel geçmişte yaşanan hatalar üzerinden anlamlı bir gelecek kuramayız. Çünkü hiçbir mezhep, hiçbir devlet, hiçbir örgüt hatasız değildir. Gelinen noktada ya ortak noktalar üzerinden bir ittifakın mümkün yollarını arayacağız ya da karşılıklı hatalar üzerinden birbirimizi yemeye devam edeceğiz. Mezhep ve ulusal değerler üzerinden çatışma üreten topluluklar asla emperyalizme karşı başarılı bir mücadele veremezler. Kendi içinde birliği sağlayamayan bir değerler kümesinin dünyayı etkilemesi mümkün mü? 

Dünyanın diğer insanları mezhepçiliğin olduğu, herkesin diğerini küfürle itham ettiği; zulmün, adaletsizliğin, liyakatsizliğin, yarı askeri ve askeri rejimlerin, hanedanlıkların kol gezdiği; hukukun üstünlüğünün olmadığı, şura, istişare, kolektif iradenin yok olduğu; ekonomide sömürünün kol gezdiği, gelir dağılımının adil olmadığı bir dünyadan niçin etkilensinler? İslam dünyasının, sömürgeci saldırganların karşısında bile birbirini suçlayan ve birlik ruhundan uzak bir görüntüsü var. 

İslam ülkelerinin İran konusunda takındıkları tavır ahlaki ve İslami değerlere uygun değildir. Katar gibi İran'a saldırılar yapılan Amerika üssüne sahip ülkeler, İran'ın kendilerine dönük saldırılar yapmasını normal karşılamalı. Düşünün bir savaştasınız ve Müslüman bir ülkenin üslerinden düşman uçakları sizi bombalamak için kalkıyor ve yakıt ikmali yapıyor. Bu hem stratejik hem savaş hukuku hem de ahlaki açıdan kabul edilebilir değildir.

Batı mezhep savaşları ve iki büyük dünya savaşı geçirdi. Neredeyse herkesin herkese düşman olduğu bir durumdan Avrupa Birliği kurarak barış sağlamayı başardılar. İslam dünyası ise hala Cemel, Sıffin, Kerbela, Emevi, Abbasi, Osmanlı ve İran üzerinden çatışma üretmeye devam ediyor. Son üçyüz yıldır İslam dünyasının en önemli sorunu, sorun çözme yeteneğini kaybetmesidir.Bu büyük ölçüde mezhepçiliğe dayanıyor. Mezhepçi bir kafa yapısı dini mezhep üzerinden anlıyor. Oysa din ilahi, mezhepler insan zihninin müdahil olduğu beşeri yapılardır. Zamana, mekana toplumsal yapıya göre mezhepler farklılaşırlar. Çünkü mezhepler içtihat alanına ait yapılardır. Mezhep savaşlarında her iki tarafın da hataları vardır. Şiilik Safeviliği, Sünnilik Emevi tecrübesini eleştirmek zorundadır. Öte yandan her mezhepten yararlanılacak içtihatlar vardır. Bu anlamda hiçbir mezhep tümden dışlanmamalıdır. Örneğin Haricilik, kendi dışında kalan diğer Müslümanları küfürle itham etmiştir. Bir anlamda Kur'an ayetlerini sloganlaştırarak tekfir geleneğini başlatmıştır. Ancak halifenin Kureyşli olma şartına karşı gelerek liyakat şartını getirmiş ve koşulları uyan herkesin halife olabileceğini savunmuştur.Görünen o ki, mezhep içinde kalarak dini değerlendirmek sağlıklı bir yöntem değildir. Yapılacak olan dinin değişmez değerleri üzerinde ittifak etmektir. Mezheplere göre değişken konular üzerinden giderek tekfir yapılamaz. Çünkü mezhep, doğası gereği dinin yerini tutamaz.

Mezhepler alimlerin içtihatları üzerine kurulan yapılardır. İçtihat doğası gereği yanılgıya açıktır. Çünkü tarihsel, bilgisi sınırlı, hata yapabilen insan tarafından üretilmiştir. Mezheplerin temeli olan içtihatlar mutlak bilgi içermez. Bu bakımdan hiçbir mezhep din ile eşitlenemez ve onun yerini tutamaz. Bundan dolayı mezhepler üzerinden tekfir yapılamaz. Kaldı ki farklı yorumlanan ayetler üzerinden de tekfir yapılamaz. Yani tefsir üzerinden de tekfir yapılamaz. Maturidi'nin dediği gibi " Tevil varsa tekfir yoktur. Hariciler ayetleri kullanarak tekfir yapıyorlardı. Hatta " Hüküm Allah'ındır " ayetini temel alarak Hz. Ali'yi kafir ilan etmişlerdir. O zamandan beri ayetlerin bağlamından kopararak tekfir faaliyetinde kullanılması gibi olumsuz bir miras bırakmışlardır. Ancak hilafet konusunda en rasyonel tavrı onlar göstermişlerdir. " İmamlar Kureyş'dendir' hadisini kabul etmemiş adalet ve liyakati öne çıkarmışlardır.

"Mezhepçilik fitnesini körükleyip duranları birkaç gruba ayırmak mümkün.

1. Cahiller, bu cahiller onlara zehir enjekte eden cemaat liderlerinin etkisinde Amerika ve İsrail’e hizmet ediyorlar.

2. Her şeyin farkında ama dinlerini mezhebe dönüştürmüş Ehl-i dalalettekiler. Bu evsaftaki grupların başında fanatik Selefiler, önemli tarikat ehli ve cemaat grupları gelmektedir.

İlk gruptakiler gaflet, ikinci gruptakiler dalalet içindedirler." (Ali Bulaç, Mezhepçi Tehdit ve Sünnici Mezhepçilere Bir Soru, Haber duruş, 19.03.2026)

İran'a karşı, Amerika- İsrail ve bölge ülkelerinin koalisyonu şeklinde girişilen emperyalist saldırı halkı Müslüman olan ülkelerinin ve halklarının tarihsel zaaflarını gün yüzüne serdi. Kur'an açısından bakıldığında bu noktada derin bir iman probleminin olduğu bir gerçektir. Ne yazık ki, günümüz Müslümanlarının ezici çoğunluğu imanlarının kendilerine yüklediği sorumluluğun gereklerini yerine getirmiyorlar; getirmekten kaçınıyorlar. Kuran'daki şu uyarı ne kadar önemlidir: " Ey iman edenler iman ediniz. "( Nisa /136) 

İran ile Amerika ve İsrail arasındaki savaşta, İran'ın yenilmesi, Amerika ve İsrail'in kazanmasını isteyen bir kesim var. Bunlar arasında ilahiyatçılar da bulunuyor. Bu ilahiyatçıların birincil önceliği İran'ın kazanması durumda Şia mezhebinin öne çıkmasının doğuracağı sonuçların önlenmesidir. Ne yazı ki bazı ilahiyatçılar Şia tehlikesine (!) karşı olduğu kadar Amerikan sömürgeciliğine İsrail saldırganlığına, Amerika ile işbirliği yapan Arap ülkelerinin tavrına, Arap ülkelerinde bulunan Amerika üslerinden kalkarak Müslüman bir halka bomba yağdıran uçakların varlığına, ülkelerindeki askeri veya yarı askeri sultanlıklara itirazları yok. Sömürgeciliği değil de mezhep kaygısıyla zalimleri değil de mazlumları eleştirmek nasıl bir zihin yapısıdır?

"Müslümanları büsbütün zayıflatmak, böylece güçsüz bırakmak için çok elverişli, çok tehlikeli bir araç olan, görünürde bir Sünni- Şii çatışması var. Ama temelde, iki mezhep arasındaki inanç farklarını kullanarak İsrail'in ve süper güçlerin Ortadoğu'ya hakim olma ve onu istenilen şekilde yönetme, zenginliklerine el koyma kavgası yaşanıyor. " ( Ahmet Yaşar Ocak, Tarihçinin Yolculuğu, Timaş Yayınları, s: 109)Mezhebini savunmak isteyenlerin çabaları sonucu üretilen mezhep kavgalarının, son tahlilde emperyalizme araç olmaları ne kadar trajik bir durumdur. İsrail ve Batı emperyalizminden çok Sünni ve Şii düşmanlığı yapanlar emperyalizm için en kullanışlı araçlardır. Mezhepçiler, kullandıkları dil ve tavırlarının emperyalizmin amaçlarına hizmet ettiğinin bile farkında değil.

Amerika ve İsrail'in İran'a saldırmasının ardından ortaya çıkan mezhepçilik tartışmasında, Türkiye'de aydınlar ile siyasal iktidar arasındaki ilişkiye vurgu yapan, önemli bir gelişme de yaşandı. Tartışmaya Erdoğan'ın dahil olmasıyla süreç faklı bir boyut kazandı. Görünen o ki, Türkiye'de önemli bir aydın grubu, olaylara tepkisini siyasal iktidarın duruşuna göre belirliyor. Ak Parti’nin iktidar sürecinde İslamcı kökenden gelen aydınların iktidarla kurduğu sorunlu ilişkiyi ortaya çıkarması bakımından uyarıcı oldu. Aslında bu Müslümanların tarihinde sıklıkla görülen bir çelişkidir. Aydınlar bu tarihsel süreçte ikiye ayrıldı. 

1- Siyasal iktidarın uygulamalarını savunmaya çalışan, devletten topluma doğru fikir üreten alimler ve aydınlar. 

2- Siyasal iktidarla aynı düşünce geleneğine sahip olsa bile, ilmin onurunu koruyan bir noktada duran aydınlar.

Kuşku yok ki, siyasal iktidar alimlere reddedemeyecekleri ekonomik, bürokratik ve siyasal imkanlar sunar. Buna ancak Ebu Hanife gibi ilmin onurunu korumaya çalışan alimler direnebilir.

Müslüman halkların büyük ölçüde mezhepçi, devletçi, otoriter, milli menfaatleri her şeyin önüne koyan siyasal algıları İslam açısından derin bir iman ve ahlak sorununa işaret ediyor. Biz ise halkı mezhepçi, harici, dışlayıcı, ötekileştirici, halklardan; devletçi, otoriter, ulusalcı devletlerden İslami bir duruş bekliyoruz. Ne yazık ki, Kuran'ın istediği imanın sorumluluğunu yüklenmiş sorumlu müminlerin, ahlak ve adalet tarafında duran devletlerin varlığının az olması sosyolojik bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.

Hiç kuşku yok ki, İslam dünyasının devasa iç sorunları var. Yolsuzluk, liyakatsizlik, adaletsizlik, denetime kapalı otoriter yönetim biçimleri, insan hakları ihlalleri, mezhepçilik ve ulus devletin getirdiği milli menfaatler etrafındaki anlaşmazlıklar bu iç sorunların başta gelenleridir. Ancak şu an en öncelikli sorun Amerika ve İsrail'in İslam topraklarına olan vahşi saldırısıdır. Öncelikle bu sömürgeci güçlere karşı mücadelenin koşulları düşünülmeli, egemen sömürgeciye karşı çıkılırken, mazluma amasız ve hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan destek verilmelidir.

İslam dünyası, yaşanan tarihsel süreçte iç çatışmaların yarattığı sonuçlardan hiç ders çıkarmamışa benziyor. Mezhepçilik yapmayın çağrılarına karşı hala birbirlerinin hataları üzerinden ayırımcılık yapmaya ve düşmanlık üretmeye devam ediyor. Batı dünyasının yaptığını yapamıyor, sorunlarını aşarak birlik üretemiyor. Müslümanların iç enerjisini tüketen çatışmaları derinleştiriyor. Öyle görülüyor ki, Cemel, Sıffin, Kerbela'dan hiç ders alınmamış. Gerçek şu ki, İslam dünyası Şiisi, Sünnisiyle perişan bir durumda. Ancak şu an sömürgeciler haksız olarak bir ülkeye saldırıyor. Sorun Şiiliği savunmak değil, egemene, saldırgana karşı durmaktır. Olay zulme karşı çıkmaktır. 

Şu an karşı karşıya olduğumuz sorun iç eleştiri yapmakla ilgili değil. Zaten son üç yüz yıldır bu eleştiri yapılıyor. Madem Şiiliği karşı bir antipati var, o zaman bu zaaflar konusunda Muhammed İkbal, Fazlurrahman, Seyyid Kutub, Mâlik bin Nebi, Aliya İzzetbegoviç, Mehmet Akif Ersoy, Nurettin Topçu gibi Sünni entelektüellerin yorumlarına bir bakmakta yarar var. 

Müslümanlar ekonomik politik ve askeri yönden tarihlerinin en kötü durumlarını yaşıyorlar. Buradan çıkış üzerine ne yapılması gerektiğini düşünmek yerine düşmanlıkları derinleştirmeye çalışıyorlar. İslam dünyasının geri kalmasından Şii ve Sünni Müslümanların tamamı sorunludur. Şu an Suriye yönetiminin İsrail karşısındaki tavrını eleştirenleri Esedçi olmakla suçlayan politik seviyesizlikten bir şey beklemek boşuna. Bu yüzden Amerika ve İsrail'in saldırılarına karşı, İran'ı Şiilik üzerinden suçlayan ve ABD ve İsrail'e eleştirel bir cümle kuramayan Sünni ülkelerin tavrı görmezlikten geliniyor. İslam topraklarına yapılan saldırıda öldürülen masum insanları savunmak İran rejiminin ihlallerini savunmak anlamına gelmediğini anlayamıyor insanlar. Bugün İran'ı savunan insanlar, mezhepçiler tarafından İran'ın Suriye'de yaptıklarını savunmakla suçlanıyorlar. Dün İran'ın Suriye'de yaptıklarına karşı durduğumuz gibi bugün İran'a saldırıya karşı duruyoruz. Eleştirel tutumumuza devam ediyoruz; ancak asla Müslüman kardeşlerimizin geçmişte yaptıkları hataların arkasına sığınarak, sömürgecilerin İslam topraklarında giriştiği alçaklığı hoş görme zilletinde düşmeyeceğiz.

İslam dünyası kendi içindeki farklı yorumları rahmet olarak değil, çatışma aracı olarak kullandığı müddetçe iç çatışmaları, bölünmeleri, düşmanlıkları önleyemez. Bir medeniyetin en büyük zaafı, kendini tüketen iç çatışmaların yoğunluğudur. Medeniyet içi tarihsel krizleri aşmak, belli bir olgunluk seviyesini gerektirir. Kendinden farklı düşünen öteki Müslümanı düşmanıyla bir tutma yaklaşımı salt bir düşünce farklılaşmasıyla kalmayıp birbirini tüketen bir çatışmaya dönüşüyor. Ulus devlet formu ulusalcı ve milliyetçi yapısıyla farklılıkları derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda milli menfaatler kavramıyla düşman üretiyor.

Öte yandan her kriz, siyasal ve sosyal yönden öğretici sonuçlara gebedir. Bakalım İslam dünyası karşılaştığı bu krizden düşmanlıkları çoğaltarak mı, yoksa birlik olmanın imkanlarını arayacak bir yaklaşımın temellerini atarak mı çıkacak?

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR