Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mustafa KOLCU


İMANIN DÖNÜŞTÜRÜCÜLÜĞÜ

Mustafa Kolcu'nun yeni yazısı;


Şüphesiz bu Kur'an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında O’na uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz.”(Zuhruf, 43/44)

Güneşin altında olup ağacın gölgesine sığınmayan sıcaktan korunamaz. Oysa gölge onun sığınağı olabilirdi. Keşke, sıcağın hararetinden şikâyetçi olacağına gölgenin serinliğine talip olsaydı.

Ahiretin haberlerini veren birçok ayet: “Keşke ben…”diyerek başlayan, dinin etki sahasına girmeyenlerin, cehennemin etki alanına girdiklerini anlatır. Bu, henüz ölmemiş olanlar için böyledir. Keşke diyerek başlayan pişmanlıklar hep olagelmiştir; kazandığı mülkü için, büyüttüğü nesli için, geride kalan gençliği için, yaptıkları ve yapması gerekenler için.

İnsan, bu dünyaya adım attığı andan itibaren verdiği her kararla kendini inşa eder. Bu inşa süreci varoluşla başlar, ahirette kemale erer. Alınan kararlar pişmanlıkların veya memnuniyetlerin başlangıcı olurlar. İnsanın verdiği kararlar içinde en önemlisi imandır. Çünkü dünyada verilen hiçbir karar, sonuçları bakımından iman kadar kalıcı değildir. İman, etkisi sonsuzluğa uzanan bir tercihtir. Kur’an-ı Kerim’in bildirdiklerine inanmayanların ise sonunda itiraz edecek bir dayanakları kalmaz; geriye sadece bir kabulleniş ve pişmanlık kalır: “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!” (Mülk, 67/10)

Konumuz iman iddiasında bulunmanın sonuçları üzerinedir. Yaratılış sebebimiz, iradeyi Allah'ın emrine vermektir. İradesi Allah'ın emrinde olan iman ehlinin salih amelleri de güzel ahlaka dönüşecektir. İradeyi Allah'ın emrine vermiş kulun dünya ve ahiret dönüşümü başlamış demektir. Dönüşüm vahyin emrinde olursa iman ehli vahyin boyasıyla boyanmıştır. Nerede görülse bilinir ve sevilir.

Mü'min’in dönüşümüne, sadece dünyada görünenler sevinmez, meleklerde sevinir. Çünkü Rabb’imiz kulunun iradesini sevmiştir. Allah razı olsun duaları boşuna değildir. Bir kişiden Allah razı ise Allah’tan razı olanlarda onu sever: “İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem, 19/96)

Rahman'ın sevgili kulu olmak hep kazandırır, asla kaybettirmez. Sevgili kul olanlar bulundukları her mekâna da kazandırır. Bu sevgi durup dururken değil emekle inşa edilir.  Dönüşümü gerçekleştiren kalbe iman sevdirilmiştir. İmanı sevmek ne büyük nimet ki o nimetin sayesinde kişi her türlü fuhşiyattan uzak durur: “Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm’ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.”(Hucurat, 49/7)

Dönüşüm bütün varlığın yaşam sürecidir. İnsanda ki ruhsal boyutu olan iradeye, diğer varlıklarda içgüdüsel kodlara dayalıdır. İradenin varlığı, sorumluluğu da zorunlu kılar. Sorumluluk dönüşümün bel kemiğidir. Bir duvar için tuğla, çimento, kum, su ve usta olsa da her biri olması gerektiği yerde değilse duvar oluşmaz. Malzemenin çok kaliteli olması da dönüşüm için yeterli değildir. Duvarın inşası irade sahibi ustanın kararına bağlıdır.

Yüce kitap Kur'an-ı Kerim’in değeri müminler için malumdur. Onca ayetin hayata geçmesi irade sahibi insanın kararına göredir. İnsan karar verip iman ettiği vahye tabi olunca: artık hesabın verileceği günüde vereceği makamı da unut(a)maz.Güzel ahlak üzere olmanın gayretinde, hesap günü için ince hesapların içindedir.Dönüşüm vahiyle başlar, vahyin vadettiği cennet ile kemale erer: Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.” (Nazi’at, 79/40,41)

Topraktaki tohum yarılmadan/çürümeden fidana dönüşemez. Maden erimeden faydaya,rızık çiğnenmeden hayata dönüşemez.  Dönüşüm hem kararlılık hem de fedakârlık ister. Bütün varlık gibi insanda dönüşümlerini tamamlayarak ömürlerini dolduruyor.  Her insan yaşamın hesabı için dönmek zorunda bırakılıyor. Hayat dönüşümünün vahyin emrinde tamamlayanların döndükleri yurt çok güzel olacak: “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başkadır.”(Şuara, 26/89)Vahye sırtını dönenlerinde yurdu onları bekliyor olacak: “Onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır.” (Ahzab, 33/64)

İslam olduğunu söyleyip vahyin dışında olan şeylere dönüşenlerin, heveslenenlerin, hayaller kuranların kendilerini sorgulamaları gerekir.Kime benzemek istiyorsun?İmanı ayakta tutan sorgulayan akıldır. İnsan vahye benzemeyen her halini düzeltmenin sorgulamaktan geçtiğini bilmelidir. 

İman atadan devralınan miras değildir. İman bireysel karardır:“Herkes kazandığına karşılık bir rehindir.” (Müddessir, 74/38) İman vahiyle içselleştirilmeden dönüşümü sağlayamaz. Taklit edilen her davranış süreç içinde başka taklitlere evrilir. Başkalarının veya geçmişin inancını geleneksel olarak;doğrulayıp sorgulamadan taklit etmek,  dönüştürmez düşündürmez. 

İçselleştirilen davranışlar eğer vahye dayanıyorsa ilk müminden son mümine kadar aynı kalır. İmanının değerini ancak iman ettiği vahyin haberlerine ikna olan bilir. İkna olan dönüşür. Küfürden imana, riyadan ıhlasa, kötülükten iyiliğe, cimrilikten cömertliğe, ikrardan tasdike, beşerden Âdeme, dönüşür. İkna olan, ikram edilen vahyi hiçbir kıymet adına terk etmez. Çünkü duyduklarına değil ikna olduğuna tabidir.

Evvelin mü’mini de dürüst, şimdinin mü’mini de dürüsttür. Yarının müminleri de öyle olacaktır. Doğru olmaya kararlı olanda eğriliğe meyil olmaz.  Düz ağaçtan eğri tahta çıkmaz. Dönüşüm iç dünyada karara bağlanınca dış dünyamızın işi kolaylaşır. Bir toplumun vahye tutunmuş iman edenleri çoğaldıkça, toplumsal dönüşüm başlar.

Bu dönüşüm sahipleri, hayat yolunun sağına soluna önüne ardına kurulan bütün şer engellerini imana şahit salih amelleri ile etkilenmeden aşar. Vahyin düşmanlarını bilir ve vahye dostluk nasıl olur gösterir.

İnandığı halde İslam'ın hayat önerisine uygun davranmayanların inançları sadece iddiadan ibarettir. İslam’ın çağrısı, kendine sözde taraftar değil özde tabi olacaklaradır.

Geçmişten gelen bütün dini algılarda oluşmuş bölünmüşlük ne yazık ki müslüman tebaanın içinde de oluşmuştur. Dönüşümü, vahyin dışında aranmasının acı sonuçları, birbirini tekfir eden gruplara dönüşmektir. İslam gibi görünen sosyolojik dönüşümler de geçicidir. Sosyolojik dönüşümlerin sık sık göründüğü çağımızda Allah’a sadakatin ne kadar kıymetli olduğu görünmektedir.

İnsan irade kabını, İslam'ın sınırlarında kullanmazsa İslam'ın değerlerini kaybeder. Yuvarlak olsun isteyen köşeli kap kullanmaz. Vahyin bütünlüğü bütün müminleri birbirine benzetir. Dünyanın neresinde olursa olsun, birbirinin ikizi gibidir. Fetih suresinin son ayetinde bütün çağların müminleri nasıl dönüşmüştür haber verilir: “O, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, Allah’ın lutuf ve rızâsına talip olarak hep rükûda ve secdede görürsün. Secdenin tesiriyle yüzlerine simaları oturmuştur; Tevrat’ta onlar için yapılan benzetme budur. İncil’deki misalleri ise bir ekindir: Çiftçileri sevindirmek üzere filiz verir, onu güçlendirir, kalınlaşır ve kendi sapları üzerinde durur. Onlar (müminler) yüzünden kâfirler öfkeden kahrolsunlar diye (böyle olmuştur). Onlar arasından iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara Allah bir bağışlama ve büyük bir ödül vaad etmektedir.”(Fetih, 48/29)

 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR