Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


İKRA KİTABEK

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

      İnsan sorumlu bir varlık, bu sorumluluğu ise imandan kaynaklı bir sorumluluktur...

      İnsanı yoktan var eden Yüce Rabbimiz, onu eşrefi mahluk (yaratılmışların en üstünü, en nitelikli ve özelliklisi olarak yaratmıştır)...

      O'na birçok özellik ve nitelik vermiştir... Akıl, fikir, irade, duygu ve düşüncelerini ifade etme ve tefekkür etme, inşa, imar vb. gibi...

      İnsan yaratıldığı zaman, dünyaya masum olarak gelir... Tüm kötülük, karanlık ve kirlerden korunmuş, tertemiz ve fıtrat üzere dediğimiz bir şekilde dünyaya gözlerini açar...

      Dünya serüveni ve sürgününde iyi kötü, tatlı acı, inişli çıkışlı, kolay zor, darlık bolluk ve hastalık sağlıktan müteşekkil bir hayat yaşayacaktır ve de kendisine ayrılan süre, ömür bittiği zaman da bu dünyadan ayrılacaktır...

     Doğum, hayat ve ölüm her yaratılmışın karşılaşacağı bir gerçektir...

       İnsan, belli bir yaşa kadar yaptıklarından sorumlu tutulmamaktadır...

        Ancak, ergenlik ya da buluğ çağı dediğimiz 13-14 yaşından itibaren, insanın imani ve islami görev ve sorumlulukları başlamakta ve yapması, bilmesi, inanması, dikkat etmesi ya da bilmememesi, yapmaması, söylememesi gereken hususlarla ilgili sorumluluğu başlamaktadır ve insan her yaptığı, söylediği ve bildiğinden sorumludur...

       Bu açıdan da, insanın her yaptığına, inandığına ve söylediğine dikkat etmesi ve yaptığının, söylediği yaptığı, inandığı değerlerin bir gün hesabını vereceği duygu ve düşüncesi şuurunda bir hayat yaşaması gerekmektedir...

      İnsanın yapmış olduğu, söylemiş olduğu ve inandığı tüm ilke, prensip, duygu, düşünce, amel ve eylemlerini kayıt altına alan ve zamanı geldiğinde kendisinin karşısına ikra kitabek (oku kitabını) yaptığın amellerini burada eksiksiz bir biçimde görmektesin, şahit olarak da senin nefsin yeter denilecektir...

       Müslüman bir kişinin, her yapmış olduğu amel ve eylemi bu inanç, ölçü ve çerçevede yapması ya da iman ve tevhide aykırı bir amel ve eylemde bulunmaması gerekir...

         Bizi yaratan Rabbimiz (cc) yaptığımız ve yaşadığımız her şeyden bizleri sorumlu tutmuş ve bizler dağların, göklerin, güneşin ve benzeri büyük mahlukatın kaldıramayacağı derecede büyük olan, bir sorumluluğu (halife olma) biz yüklenmişiz...

        Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Dediler ki: “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi (halife) kılacaksın? Oysa bizler seni tüm eksiklerden tenzih ederek sana hamd etmekte ve seni takdis etmekteyiz.” (Allah) dedi ki: “Şüphesiz ki ben, sizin bilmediklerinizi biliyorum.”
(2/Bakara, 30)

       Allah'ın (cc) yeryüzündeki halifesi olma sorumluluğu ve misyonunu kendi irademiz ve isteğimizle kabul etmişiz...

       Bu hususta Rabbimiz (cc) hangimizin sözünde durup durmayacağını, hangimizin de sözüne ihanet edip etmeyeceğini denemek ve insanın kendi arzu, istek ve de hür iradesiyle kabul ettiği ile ilgili kimin bu hususta sadık ya da kazip olduğunu belirlemesi olayına biz imtihan...

            (Allah) ki; hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur.
(67/Mülk Suresi, 2)

        İnsan, yaşamış olduğu dünya hayatında, daima bir sınav ve imtihan halindedir...

      Yapmış olduğu ameller hayır, iyilik, takva ve iman gereğidir ya da şirk, günah, batılın gereğidir...

         Rabbimiz (cc) insanlardan ruhlar aleminde söz aldıktan sonra, dünya'ya ki (sürgün hayatıdır) onları tek başına bırakmamış ve onları Nebileri ve Kitabı desteklemiştir... 

         Andolsun ki biz her ümmet arasında: “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” (diye tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.
(16/Nahl, 36)Tağut kavramı için bk. 2/Bakara, 256

       Yine yüce Rabbimiz (cc) dünya hayatında ne şekilde, hangi kural, kriter, esas, usül, değer, ölçü, kaide, kriter ve standartlara göre yaşayacağı ile ilgili de, insanlara yol ve yöntem gösterecek, bilgi, belge, delil, burhan, kitap ve de bu hayatı ve bu dini nasıl yaşayacakları ile ilgili göndermiş Peygamberler göndermiştir...

       İnsanların bir kısmı, Nebilerin tebliğ etmiş olduğu ve Rabbimizin (cc) göndermiş olduğu Kitaba, Peygambere itaat etmiş, hak davete inabe ve icabette bulunmuş ve de hak, adalet, fıtrat, takva, tevbe ve tevhid yolunu seçmişlerdir...

          Ama insanların bir kısmı da bu davete şiddetle karşı çıkmış, gönlünü ve gözünü ve tüm imkanlarını bu yüce,. ulvi dava ve davete kapatmış ve de ona karşı savaş açmış mücadele etmiştir...

        İnsanlar, şu kısacık dünya hayatında ne yaptılar ise, bunun karşılığında Rabbimiz (cc) ahirette insanlara yaptıklarını tek tek gösterecek, onları hesaba çekip yargılayacak ve de onların tüm yaptıkları iman, ihsan, iyilik, güzellik, takva yol ve yönünü tercih edenleri cennetine, fısk, fücur, zulüm, kötülük ve günah yolunu seçenlere size cehenneme koyacaktır...

      Yine, insanların tüm yaptıklarını kaydeden (kiramen ve katibin adındaki melekler) sağımızda ve solumuzda bulunmaktadır... Bu melekler, insanın her şeyini eksiksiz olarak kaydeden meleklerdir...

       Bu melekler her insanda bulunur ve hiç bıkmadan, usanmadan insan ölünceye, son nefesini verinceye kadar insanların yaptığı, söylediği tüm iş, fiil ve amel ve eylemleri kaydederler...

       Kıyamet günü Rabbimiz (cc) insanlara tek tek oku kitabını, nefsin sana şahit olarak yeter buyuracaktır...

         Her insan, kendi kitabını kendi yazıp, doldurmakta, ahiretteki gideceği yeride, yine her insan ahiretteki kendi karargahını kendisi belirlemektedir...

        Dileyen, ebedi kurtuluş yolu olan iman, islam ve tevhid yolunu seçer, dileyende günaha, şirke, küfre dalarak, günah kötülük ve şirk yolunu bir seçer...

         Ayrıca da, insanın kendi eli, ayağı, gözü, kulağı ve uzuvları insanın aleyhinde şahitlik yapacaklardır... 
Kısacası insan, ben yaptım kimse görmedi, duymadı diyemeyecek, yapmadım, gitmedim, almadım satmadım, bakmadım ve görmedim diyemeyecek ve de yaptıklarına itiraz edemeyecektir...

         Çünkü, kendisinin bu yerde bulunduğu, bu şekilde konuştuğu ya da bu şekilde kötü amellerde bulunduğuna dair bütün deliller orada hazır bulundurulacak ve insan buna hayret ederek, bu nasıl bir kitaptır ki, hiçbir şeyi eksik bırakmamış, yazıklar olsun bana ki nefsime, şeytanlara ve zalimlere uydum diye itirafta bulunacaktır...

        Ama bu son itirafın kendisine hiçbir faydası da olmayacaktır...

        Önemli olan bu hesap günü gelmeden ve mizana çıkmadan ve de Rabbimiz (cc) Oku kitabını demeden ve ölüm bize gelmeden, yapmamız, bilmemiz ve söylememiz gereken iş, amel, eylem, iyilik, güzellik, hasene, salih amelleri yaparak ve takva yolunu tutmak  ve sorumluluklarımızı ihmal etmeden, kulluk, imani, islami, tevhidi görev ve sorumluluklarını idrak ederek, buna uygun bir hayat yaşamaktır...

        Rabbimiz (cc) bize bizden kitaba rağmen değil, kitaba göre, kitabın içeriğine, hükümlerine göre bir hayat yaşamamızı, kendi rızası dışında hiçbir kimsenin rızasını gözetmememizi ve daima kendisiyle intisap ve irtibatlı olarak bir hayat yaşamamızı bizden istemektedir...

        Rabbimiz (cc) bizden, tam anlamıyla kendi dinine sımsıkı sarılmamızı, teslim olmamızı, dinine tabi olmamızı ve bu aziz dine aykırı bir söz, fiil, amelde ve eylemde bulunmamamızı bizden istemektedir...

        İnsanların çoğu bu dünya hayatını aldanmış, elinde bulunmuş olan mal, mülk, makam, mevki, saray, saltanatlara aşırı güvanip aldanmış ve hak yoldan sapmış, yolunu şaşımış ve ebedi bir hüsrana düşmüştür...


         Bir çok insan, imtihan gereği kendisine verilmiş olan nimetlerle azıp, şımarmış, yoldan çıkmış, haddi aşmış, gururlanıp kibirlenmiş ve de kendisini yenilmez, yıkılmaz ve bileği bükülmez bir konumda görmüştür...

         Yani, mal, mülk, servet, şan, şöhret, evlatlar, mal makam, saltanat ve saraylar insanın gözünü karartmış ve de insan bunlara inanmış, güvenmiş ve de aldanmıştır...

        İnsan, hayatı boyunca yaptıklarını yani amelini beraberinde götürür. Ona göre de muameleye tâbi tutulur. “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur” hadisi, bu muamelenin neler olabileceğini ifade eder. Madem ki kişiyi takip edecek olan ameldir, o halde mücâhede, ameli sevimli bir dost, ebedî bir mutluluk vesilesi kılma gayretidir, denilebilir. Akıllı kişi de böyle bir gayreti kendi kendisinden esirgemeyendir. Mücâhedenin gereği ve sınırları bu hadîs-i şerîf ile pek veciz bir şekilde dile getirilmiş olmaktadır.
       
       Bizden istenen, yaşadığımız bu hayatın sadece bir imtihan hayatı, sınanma yeri olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmadan, bir ömür boyu bu sınav ve imtihan bilinci ile bir hayatı yaşamaya gayret etmek ve diğer insanların da bu güzel hayat ile tanışması için, inzar ve irşat görevimizi yerine getirmeye çalışmamız gerekir...

         Bu hususta, Mü'minler olarak, birbirimize iyiliği, ihsanı, ilmi, irfanı, takvayı ve insanlığı hatırlatmamız, öğüt vermemiz, birbirimize hak ve adaleti, iyilik, ihsan, iman, salih ameli, hakk ve sabrı tavsiye etmemiz gerekmektedir...

        Şayet yaşadığımız dünya hayatında, bize şeytandan bir türtü ya da kötülük, günah işleme noktasında bir ilham geldiği zaman, hemen Rabbimize (cc) sığınmalı ve Rabbimizden bizi bu şeytan ve şeytani, beşeri ve tağuti düzenlerin her türlü vesvese, zulüm, cürüm, zorbalık, baskı, fitne, fücur ve ilhamlarından korumasını temenni etmemiz gerekir...

         Nasıl ki, okula giden talebe ya da işe giden insanlar belli bir çalışmanın sonucunda, belli bir kariyer yapıyor ya da karne alıyorlarsa, ahirette de Rabbimiz (cc) insanlara dünya hayatında yapmış oldukları bu çaba, gayret ve mücadele sonucuna göre belli bir kariyer ve ödül olarak kendilerine sonsuz kalacaklar cenneti ya da  her türlü ihmal, kötülük, zulüm ve cürüm işleyenlere ise, ceza olarak onları cehenneme koyacaktır...

        Yani, bir nevi Rabbimiz (cc) insanlara karne verecek, sınıfı geçenler ve sınıfta kalanlar olarak insanlar ikiye ayıracak, sınıfı geçenler sonsuz bir ikram yeri olan cennete, sınıfta kalanlar ise sonsuz bir azap yeri olan cehenneme sevk edilecektir...

       Kimi insanlar o gün çok sevinecek, Cennetle müjdelenmenin verdiği bir mesruriyet memnuniyet ve müjde karşısında, alın kitabımı okuyun, ben bugün ile karşılaşacağımı bekliyor ve umuyordum diye nara atacak, ama kaybeden, karnesi zayıflarla dolu olan, dünyada iken her türlü zulmü, küfrü, cürmü, günahı, haksızlığı utanmadan, korkmadan, çekinmeden, sakınmadan ve pervasızca işleyen insanlar ise, keşke toprak olsaydım, keşke kitabım bana verilmeseydi, keşke falanı, filanı dost edinmeseydim diye kendi kendilerine hayıflanarak feryadı figan edeceklerdir...

         İnsan, dünyada iken ne ekerse, ahirette onu biçecektir... Kötülük ve zulmedenler karşılığında kötülük ve zulüm görecek, iyilik, ihsan ve iman üzere bir hayat yaşayanlar ise, iyilik ve ikram göreceklerdir...

        Hz. Peygamber (as) buyurdularki;  bir insan öldüğü zaman üç şey onunla peşisıra gelir.

Geriye kalan mal, artık ona değil mirasçılara aittir. Nitekim bir ha-dîs-i şerîfte ifade buyurulduğu gibi, “Kişinin asıl malı, yiyip bitirdiği, giyip eskittiği ve Allah için verip biriktirdiğidir” (Müslim, Zühd 4).

        Bir başka hadis-i şeriflerinde Resul Ekrem (as);

         Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; yaptığı işler kendisiyle birlikte kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52)...

         Yüce Rabb'imizden (cc) temennimiz, ayağımızı Tevhid akidesi üzere sağlam ve sabit kılması, sevdiklerini sevdirip, yerdiklerini yerdirmesi, Allah'ın Egemenlik ve Hakimiyet yetkisini gasp eden tüm beşeri, cahili ve tağuti sistemlere karşı tevhidi bir duruş ve direniş ortaya koymamız ve mümin ve müslüman olarak canımızı almasıdır...

      SELAM VE DUA İLE

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR