İdeolojik körlük kimi zaman insanları “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” gibi tutarsız bir mantığa sürükleyebiliyor.
Mezhepsel fanatizmini küresel sömürgeci güçlerin çıkarlarıyla birleştirmek ve onların zaferini savunmak Emevi mirasıyla açıklanabilir.
Bu kapsamda hiç alakası yokken Ali Şeriati’nin de hedef tahtasına konulduğunu görüyoruz.
Sahabe eleştirisi üzerinde ağır eleştirilere maruz bırakıldı.
Oysaki Şeriati, bir sosyolog ve davasının adamı gibi hareket ediyor.
Sahabe dönemini ele alırken “Sınıfsız İslam Toplumu” idealinin nasıl bozulduğunu inceler. Eleştirdiği şahsiyetler, İslam’ın o eşitlikçi, ruhunun “devletleşme” ve “saltanata dönüşme” sürecini temsil eden figürlerdir.
Şeriati herhangi bir karekter suikastında bulunmaz, sosyolojik analiz yapıyor.
Eğer toplumun bir kesimi binlerce deve, binlerce at, yüzlerce deve yükü altın ve binlerce cariyeye sahipken, diğer kesimi açlıktan ölüyorsa, orada artık İslam kardeşliği değil, “sınıflı toplum” dan bahsedilir.
Sahabe eleştirilemez mi?
Kur’an-ı Kerim metnine bakıldığında, ashabın “dokunulmaz” veya “hatasız olmadıklarını, insani zaafları, hataları ve içsel çatışmalarıyla ele alındığını görürüz.
Kur’an, Uhud ve Huneyn savaşlarında dünya malına tamah edenleri veya korkup kaçanları açıkça eleştirir. (Al-i İmran, 152-156)
Munafikun suresinde bizzat Peygamber’in yanında saf tutan, namaz kılan ama kalbi başka yerde olan koca bir zümreden bahseder.
Kur’an bu grubu fiziksel olarak sahabe tanımı içinde olmalarına rağmen sert dille eleştirir.
Şeriati’nin eleştirisi dini, iktidarın hizmetine sunan anlayışadır.
Şeriati’nin eleştirisi sahabeyi sosyolojik/tarihsel bir süzgeçten geçirmek olarak okunmalı.
Kişilik onuruna saldırı değil, eylem ve zihniyet eleştirisi yapıyor.
Şeriati’nin düşünce dünyasında Kur’an’ın bu eleştirel dili, dini bir “afyon” olmaktan çıkarıp bir “ideolojiye” dönüştürmenin temel yakıtıdır. Ona göre din, sadece bir inanç sistemi değil, dünyayı değiştirmeyi hedefleyen bir “eylem kılavuzu” dur. İnsanları uyuşturmak yerine uyandırır, onları pasif birer izleyici olmaktan çıkarıp aktif birer özneye dönüştürür.
Şeriati, Kur’an’ın münafıklara ve zaaf gösteren müminlere yönelik eleştirilerini referans alır.
Eğer Kur’an o günün en yakın halkasını bile eleştiriyorsa, biz neden bugünün otoritelerini eleştirmeyelim? Demek istiyor.
Sahabe arasındaki iktidar mücadelesini içtihat metaforuyla açıklamaya çalışmak Şeriati’ye göre toplumsal bilinci uyutmaktır. Meselenin sosyo-politik çatışmasını gizlemektir.
Şeriati, salt ritüellere hapsolmuş bir dindarlığı değil, adaleti arayan ve sömürüye başkaldıran bir bilinci savunur. Şeratiye göre din; insanı gökyüzüne hapseden bir metafizik değil, yeryüzünü adaletle inşa etmeye çalışan bir sosyolojidir.
Geleneğin sahabe tanımını
Geleneğe göre Hz. Peygamberi bir kez görmek sahabe olmak için yeterlidir. Bu tanım Emevi ailesine mensup bazı şahısları bu kapsama dahil etmeye yöneliktir ve sorunludur.
Ehli rey, fıkıh eksenli ekol ise nitelikli bir birlikteliği şart koşar. En az bir sene birlikte olmak, onun sohbetinde bulunmak ve en az Hz. Peygamberle birlikte bir savaşa katılmış olmayı esas kabul eder. Güncel tabirle yol arkadaşlığı yapmış olmalı. Hanefi usulcüler ile Mutezile bu görüşü savunur. İbn Abidin ve Serahsi gibi şahsiyetler bu görüşü benimser.
Şeriati, bu gelenekle hesaplaşıyor.
Geleneği asla kutsal görmüyor.
Kaldı ki Şeraiti’nin eleştirdiği olayları ve kişilikleri Sünni ulema da eleştiriyor. Ve Şeriati’nin kaynaklarının tümüne yakını Sünni kaynaklardır.
Bir örnek vermek gerekirse: Abdullah ibn Ebi Sarh, vahiy katipliği yaparken ayetlerin yazımıyla ilgili manipülatif iddialarda bulunarak dinden dönmüş ve Mekke’ye kaçmıştı.
Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinde “Kabe’nin örtüsüne sarılmış olsa dahi” öldürülmesini emrettiği bir kaç kişiden biridir. Ancak Hz. Osman’ın araya girmesi ve süt kardeşliği hukuku nedeniyle affedilmiştir. Ancak Mekke ve Medine’ye girişi yasaklanmıştır. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde de bu yasak devam etmiştir.

Bu zatın Mısır valiliğine atanmasını eleştirmek, yanlış bulmak sahabe eleştirisi mi?
Bir başka örnek Küfe Valisi Velid bin Ukbe meselesidir. İslam tarihinde sadece siyasi değil, aynı zamanda ahlaki kırılma noktalarından biridir. Sarhoş halde halkın önüne çıkıp sabah namazını dört rekat kıldırması ve ardından “isterseniz daha da artırabilirim” demesi basit bir hata değil, yönetim ahlakının ve kurumsal adaletin iflasıdır.
Bu eleştiriler yönetimde liyakati savunmaktır.


