Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


HAZAN MEVSİMİ

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

Yüce yaratıcı, her şeyi değişken yaratmış ve kainatta her şey durmadan değişim göstermektedir...

Akan giden zaman, değişen mevsimler ve sürekli akan hayat...

İnsan da bu kainatın bir parçasıdır... Bundan dolayı, insan sürekli bir değişim ve dönüşüm süreçleri yaşamaktadır...

Bu değişim ve dönüşüm, hem psikolojik hem de fiziksel olarak devam etmektedir...

İnsan hem fikri, düşünsel, akli ve ruhi, hemde bedensel ve psikolojik olarak değişmektedir...

Nasıl ki, kainatta dört mevsim varsa, insanın ruh ve akıl dünyasında da bir çok duygu durum yani; mevsimler mevcuttur...

Yine hiçbir şey tekdüze, standart, sönük, soluk, donuk ve durağan değildir...

Her şey aktif, akıcı, aksiyon halinde akıp gitmektedir.

İnsanlar hayatlarının belli dönemlerinde ilkbaharı, bazen yazı, bazen sonbaharı, bazende  kışı yaşayabilmektedirler...

Bu değişim ve dönüşüm, bireyler için geçerli olduğu gibi, toplumları oluşturan cemaat, STK, gurup, mezhep, parti ve benzeri şeyler içinde içinde geçerlidir...

Yaşadığımız dünya'da ilkbahar doğumu, mutluluğu, sevinci, umudu, aşkı ve geleceği temsil ederken, yaz ise olgunluğu temsil etmektedir. Sonbahar hüznü, karamsarlığı, göçü, vedayı anımsatırken, kış ise; sonu, ahiri, ölümü ve bitimi hatırlatmaktadır...

İnsanların haleti ruhiyesi, düşüncesi, duygusu daima değişkenlik göstermektedir...

Toplumu oluşturan bireyler bazen aktif, aksiyon içinde, üretken, pozitif, mücadeleci, sağlam, salih ve sadık bir çizgi çizerken, bazen olgun yetişmiş, sağlıklı düşünebilen, sağlam duran bir duygu duruma da kavuşabilmektedirler...

İşte insanların ve toplumların sonbaharı diyebileceğimiz karamsarlık, hüzün, ayrılık, umutsuzluk, moralsizlik, kopuş, dökülme, sıyrılma, ayrılma ve hüzün, üzüntü mevsimi olarak geçirdikleri dönemler vardır...

İşte yaşadığımız ülkede ve dünyada şu anda böylesi bir duygu, durum ve gerçekliği yaşıyoruz...

Yani, bu ülke de Müslümanlar çok kışlar gördü..!

Bu kışlar ebedi ve sürekli değildi. Daha sonra bahar rüzgarları esmeye başladı ve yeni yeni tohumlar filiz oldu, filizler fidan, fidanlar ağaç oldu, ağaçlar ise meyve verdi...

Ama bu durumda daimi olmadı ve bir noktadan sonra bu fidanlar hastalandı, kurudu, meyve vermez oldu, durağanlaştı, içine kapandı ve kurumaya, yok olmaya yüz tuttu...

İşte bizim İslami hareket dediğimiz, İslami camialarda şu anda bir sonbahar yaşanıyor...

Güz mevsimi, hüzün mevsimi, dökülme mevsimi yaşanıyor.

On yıllardır yetişmiş olan ve derdi, davası ve mücadelesi olan nice kıymeti, değeri, mücadele insanı önce gündemleri, sonra da düşünceleri değişerek bizim mahalleden, camiadan koptuklarını, kaçtıklarını ya da döküldüklerini görüyor ve hüzünleniyoruz, moralimiz bozuluyor ve de endişeleniyoruz...

Elbette ki bu da bir sınav ve mevsim olarak değerlendirilebilir ve geçicidir...

Hiçbir şey fani olmadığı gibi, bu durum, bu durağanlık, bu inkıta, bu ara dönem ve bu dökülme mevsimi ve hüzün mevsimi de geçici olacaktır...

Her karanlığın ardından bir aydınlık, her yokluğun ardından bir bolluk, her sıkıntının ardından bir ferahlık, mutluluk ve umut daima var olmuştur...

Bizim mücadelemiz, insani sınırlarla sınırlandırılacak kadar kısa, sathi, geçici bir heves değildir...

Bizim mücadelemiz ve yürüyüşümüz her şeyin sahibi, maliki olan alemlerin Rabbi'nin davası ve sahibi de O (cc) olduğu için, mutlaka bu yolda dökülenler olabileceği gibi, yolda sabit kalanlar, yolun hakkını verenler, yolu sonuna kadar sürdürenler de eksik olmayacaktır...

Bu açıdan da, bu yolda bulunmak, sonuna kadar bu kavgayı vermek, bu mücadeleyi sürdürmek çok büyük bir onur, izzet, şeref ve ödüldür...

Bu yolda yürürken, hiçbir zaman kaygı, korku, endişeye mahal bırakmadan, emin adımlarla, her türlü nefsani, şeytani, şehvani, dünyevi dürtü ve duygulardan arınarak kendimizi Rabbimize ve onun yoluna adayıp ve de yoldan dökülenlere takılıp kalmadan, önümüze bakmamız veya bu davaya yeni katılanlarla yolumuza revan olmamız devam, etmemiz gerekmektedir...

Bu açıdan da, istikrar, ısrar ve istikamet çok önemlidir...

Ancak, insanlar duygu taşıdıkları için, daima bir yol arkadaşı, yol kardeşliği, yol hukuku, dava arkadaşlığı, aidiyet bilinci, birlikte hareket etmeden doğan duygusal bir birliktelik oluşuyor...

İnsanlarımızın bir kısmının, bu yoldan ya da birlikte hareket ettiği ve onlarca yıldır aynı sofrayı paylaşıp, aynı duyguları, sevinç ve hüzünleri paylaştığı dostlarından ayrı kalan ya da dökülen yapraklar gibi, yolda dökülen kardeşlerini görünce insan hüzünleniyor, morali bozuluyor, canı sıkılıyor...

Bu da tabii bir olaydır. Bu hususta sosyal ve fikirsel hareketlerde daima var olan bir durumdur...

İnsanlar, bir dönem çok aktif, mücadeleci, üretken, yoğun bir mücadele ortaya koyarken, daha sonraki dönemlerde ise, tam tersi soluk, sönük, silik, cılız, sessiz, saha ve sahneden uzaklaşabilmektedirler...

Bu açıdan da, bu elem ve acı verici, hüzün duygu durumunu her olayda olduğu gibi en çok Peygamberler ve davetçiler, yaşayıp, hissetmişlerdir...

Bunlardan en önemlisi de, son peygamber Hazreti Muhammed (as) iki yıl arayla çok sevdiği eşi ve amcasının vefat vefatları olmuştur...

O iki yıla hüzün yılı adı verilmiştir...

Sevinç nasıl insani bir duygu  ise hüzün de aynı şekilde insani bir duygudur...

İnsanlar daima, sevinç halinde olmadıkları gibi, daima hüzün halinde de yaşayamazlar.

Hüzün ve sevinç birlikte bazen hüzün uzun sürer, bazen sevinç uzun sürebilir. Bazen de ikisi peş peşe de gelebilir...

Bazen hüzün çok yağar, bazen sevinç...

Hüznü de yaratan Allah, sevinci de yaratan Allah'tır...

Türkiye İslami hareketinin de, dönem dönem yükseliş ve bahar dönemleri olmuştur...

Daha sonra ise, bir durağanlık dökülme, sonbahar, hazan ve hüzün mevsimine geçmiş bulunmaktayız...

Geçmişte büyük mücadeleler ortaya koymuş, bu uğurda bedeller ödemiş, fedakarlıklar yapmış, saha ve sahnede bulunmuş birçok kıymetli, değerli, önemli dava erlerinin, bugün bu sonbaharda savrulduklarını, tutunamadıklarını, yıkıldıklarını, yenildiklerini ve döküldüklerini görüyoruz...

Bu insanlar, geçmişte savunmuş oldukları ve temel referans olarak kabul etmiş oldukları birçok inanç, düşünce, anlayış, usul, üslup ve metot'tan da uzaklaşmış, daha az risk taşıyan bedelsiz, mücadelesiz ve de ilke ve inançlarına uygun olmayan yol ve yöntemleri kendilerine dava edinerek, geçmişin o tevhidi, İslami, Kur'ani mücadelesinden fersah fersah uzaklaşıp, daha gri, beşeri ve cahili yol ve yöntemleri kendilerine yöntem, mücadele alanı ve hayat tarzı olarak benimsemişlerdir...

İslami hareket Hz. Adem ile başlayan ve bütün peygamberlerin ve son peygamber olarak Hz Muhammed Aleyhisselam'ın da sürdürmüş olduğu ve tarihin her dönemde var olagelen tevhidi, İslami bir mücadeledir...

Bu mücadelede insanları öne geçenler, ortada olanlar ve sona kalanlar olmak üzere üç grupta mülahaza edebiliriz...

Bu işin öncü ve önderleri Peygamberler sonra onlara samimiyetle inanan insanlar ya da onları takip edenler olmuşlardır...

Üçüncü gurup ise, onlardan sonra gelen ve daha az bedel ödemiş olanlardır...

İslami mücadele ve İslami hareket insanlardan oluştuğundan dolayıdır ki, her mevsimi ve dönemi yaşamaktadır.

Bazen ilkbaharı, bazen yazı, bazen sonbaharı ve bazen de kışı yaşamaktadır...

Öncü insanlar; karakter, kalite, nitelik, özellik, sadakat ve samimiyet, azim, mücadele, fedakarlık, ilim, ahlak sahibi olan kimselerdir...

Öncüler daima az sayıda olmuşlar ve mücadelelerini her mevsimde hiçbir kaygı, korku, endişe taşımadan ve inanmış oldukları davalarından en ufak  bir taviz vermeden sonuna kadar sürdürmüşlerdir...

Konjektörel, gelişi güzel, rastgele ve şartlara göre bir din ya da mücadele dili yerine, her daim ve her zaman doğruyu, hakkı, hukuku, adaleti ve hakikati gündem etmişler ve tüm zorbaların, zalimlerin ve cahillerin yüz çevirme ve inkar politikalarına rağmen davalarını ortaya koymuşlar ve de insanları bu hak davaya davet etmişlerdir...

Bu konuda hiçbir endişe, tereddüt, panik ve şüphe duymamışlar, inanmış oldukları dosdoğru yolda emin adımlarla mücadelelerin devam etmişlerdir...

Ve sonuna kadar pes etmeden, vazgeçmeden, kaçmadan, korkmadan ve yılmadan davet ve mücadelelerine devam etmişlerdir...

Bugün hüznümüz vardır..! Davamıza omuz veren, güç veren, ruh veren ve destek veren kimi dostlarımızı kaybetmenin hüznünü yaşamaktayız...

Açan bahar güllerimiz solmaya yüz tuttu, gölgelendiğimiz yapraklar dökülüverdi, umut bağladığımız dostlar savruluverdi ve gücümüz zayıfladı, umudumuz azaldı, moralimiz bozuldu ama her şeye rağmen yolda bulunmayı, yola revan olmayı, yolda yürümeyi bir izzet, şeref, onur ve madalya olarak değerlendiriyor ve yolda yürümemize, tüm engellere, savrulmalara, kayıplara rağmen devam ediyoruz...

Peki insanların savrulmalarına dökülmelerine kaybolmalarına sebep olan şeyler nelerdir..?

1. Dünyevileşme
2. Bireyselleşme
3. Kısa yoldan hedefe varma arzusu
4. Gerçekçi ve sürekli okumaların olmayışı
5. Maddenin, mananın önüne geçmesi
6. Umutsuzluk, karamsarlık, kötümserlik
7. Her şeyden elini, eteğini çekme arzu ve duygusu 

8. Şeytan ve dostlarının insanlarda oluşturmuş olduğu yorgunluk ve yılgınlık hali 

9. Yaygınlaşan ve yasallaşan dijitalleşme, teknoloji hastalığı
10. İlahi olanın yerini dünyevi olanın alması vb...

Yine de, insanımıza sahip çıkmamız, onları her türlü cahiliyenin, kötülüğün, karanlığın ve kaosun ortasına terk etmememiz, birbirimizin elinden tutmamız ve de her şeye rağmen yolumuzda umutla, aşkla yürümemiz, yola revan olmamız gerekmektedir...

Selam ve dua ile...

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR