Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mahmut Olgun


Hayatın Üç Yüzü Ve Mezhepsel Taassup

Mahmut Olgun'un "yeni" yazısı...


Hayat; bir yönüyle Yusuf’un güzelliği gibi büyüleyici, bir yönüyle Yakup’un hüznü kadar derin ve yakıcı, diğer yönüyle ise kardeşlerinin ihaneti kadar sarsıcıdır. İnsan, bu üç hâl arasında savrularak olgunlaşır; güzelliğin cazibesini, kaybın acısını ve ihanetin yarasını aynı hikâyede taşır.

Bugün dünyaya baktığımızda da aynı tabloyu görüyoruz: Bir yanda zulme karşı direnenlerin onuru, diğer yanda savaşların ve yıkımın doğurduğu tarifsiz acılar, öte yanda ise suskunlukla, çıkarla ya da mezhepçi körlükle bu zulme ortak olanların ihaneti…

İran bugün aynı anda üç farklı yüzü yaşıyor: Direnişiyle Epstein koalisyonuna boyun eğmemenin onurunu ve güzelliğini; tonlarca bombayı halkların üzerine yağdıran emperyalist Epstein çetesinin yarattığı yıkımın hüznünü; ilkel mezhepçiliği gerekçe göstererek bu tabloya ortak olan kardeşlerin ihanetini.

İran ile Epstein çetesi etrafında sembolleşen küresel kötülük ağı arasındaki gerilimi bir “dinler çatışması” retoriğine indirgemek, meselenin özünü perdelemek olur. Asıl olarak bu karşılaşma, küresel ölçekte kurumsallaşmış haydutluğa karşı yürütülen bir ahlak ve vicdan mücadelesi olarak okunmalıdır. Aksi halde, Çekya’da bir trans bireyin, İsrail’e silah tedarik ettiği gerekçesiyle bir fabrikayı ateşe vermesini nereye yerleştireceğiz?

Fakat asıl sarsıcı olan başka bir yerde ortaya çıkıyor.

Kimi çevrelerin “kötü”, “sapmış” ya da “bizden değil” diyerek dışladığı bir birey, kalkıp mazlumların üzerine ölüm kusan bir düzenin parçası olan bir yapıya karşı eyleme geçiyor. Aynı çevreler ise dilde mazlumdan yana görünse de pratikte ya susuyor ya da meseleyi kimlik tartışmalarına boğuyor.

Daha da garibi, bu söylem mezhep üzerinden yeniden inşa ediliyor. “Sünni–Şii” ayrımı kaşınarak ümmet bilinci zayıflatılıyor. Sanki mesele adalet, zulüm ve direniş değilmiş de yalnızca mezhepsel bir hesaplaşmaymış gibi sunuluyor.

Oysa bu direnişin beklenmedik oluşu birçok kişiyi ters köşe yaptı. Hesaplar tutmadı, ezberler bozuldu. Şimdi ise bu durumu açıklamak yerine mezhep kartı devreye sokuluyor.

Unutulmamalıdır ki mezhep taassubu bir bataklıktır. Bu bataklıkta hakikat değil, çıkarlar belirleyici olur. İnsanlar ilkelere göre değil, güce göre saf tutmaya başlar. Kim güçlü görünüyorsa ona meyledilir; menfaat neredeyse oraya konum alınır.

Tam da bu noktada, savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı durmak; mezhep, kimlik ve çıkar hesaplarını aşarak birlikte hareket etmek bir zorunluluk hâline gelmiştir. Gerçek duruş, tarafların kimliğine göre değil, zulme karşı evrensel bir vicdan temelinde belirlenmelidir. 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR