Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


HATIRALARIM - (1. BÖLÜM)

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

Her insanın, kendine özgü bir geçmişi, bir takım anı ve hatıraları vardır...

Bu anı ve hatıralar, insanın hafızasında (bilinçaltı) daima diri ve canlı olarak kalır...

Özellikle de, çocuklukta yaşanmış olan, anı ve hatıralar hiç mi hiç unutulmaz...

İşte benim de, bu şekilde belleğimde yer etmiş olan, gerek acı, gerek hüzün, gerekse  tatlı, bir çok anı ve hatıralarım var...

Ben, 1971 senesinde, Malatya/ Darende /Yenice köyünde dünyaya geldim. O yıllarda köyümüz dağlık, dağınık, çok büyük ve kalabalıktı. Toplam dört mahalleden oluşuyordu ve ben orta mahallede dünyaya geldim...

 

Benim, doğduğum yıl, 12 Mart askeri muhtırasının olduğu yıla denk geliyor..!

Yine askerler, her 10 yılda bir olduğu gibi, idareye ikazda bulunuyor, darbe sesleri yankılanıyor, sivil siyasetin yerini, askeri bürokrasi almaya çalışıyormuş... 12 mart 1971 askeri muhtıra olmuş...

Bizim köy dede ki, tüm Anadolu'da olduğu gibi, insanlar geçimlerini, tarımla, ufak tefek üzüm, ceviz, sumak, dut, azda olsa buğday, arpa, meyve, sebze, yetiştirerek, genellikle de kayısı üretimi ile yapıyorlardı...

Birazda, her ailenin, kendine yetecek kadar, birer ikişer büyükbaş, beşer onar adet'de küçükbaş olmak üzere hayvanları olurdu... Onların etinden, sütünden, derisinden ve yününden faydalanılırdı...

Yine insanlar, geçimlerini yakın köy ve kasabalara katır, at ve eşeklerle giderek, çerçicilik yaparak, birazda gurbete gidip çalışarak, geçimlerini sağlamaya çalışıyorlardı...

Ben, altı kardeşin beşincisi idim. Daha küçük yaşlarda, hareketli, okuyup, araştıran, dini ve manevi duygulara eğilimli bir çocuktum...

Benim, manevi dünyamda, en büyük hocam annemdi…

Annem (merhum) bazen gecenin on birinde, bazende on ikisinde, gece namazlarına kalkıyor, gecenin zifiri karanlığında  namaz kılıyor, dualar okuyordu, ben de ona gizlice eşlik ediyordum...

Babam ise ki (Allah gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah) çok büyük bir serveti batırarak, gurbetlere düşmüş ve gurbetlerde çalışarak geçimini sağlıyordu...

Yani benim ilk öğretmenim, hocam, doktorum, aşkım annemdi...

O inançlı, şefkatli, sevecen, doğal, doğru, sabır ve azim dolu büyük bir kahraman idi..!

Annem, adeta tek başına bir ordu idi... Çalışkandı, tutumluydu, kanaatkardı, sabırlıydı ve de her şeyden öte, gerçek bir insandı...

Her Anadolu kadını gibi, o da yetim kalan evlatlarına, kendini feda etti, siper etti, yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, uyumadı uyuttu...

Sahi o, tam bir kahraman idi ve de halis bir "ANA" idi...

Rabbim (cc) ona gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun İnşAallah canım anam...

Ta ki, 1979 yılının kasım ayına kadar, günlerim böyle geçti...

O yıl babamı kaybettim... Henüz sekiz yaşındaydım... İlk okul ikiye gidiyordum...En küçük kardeşim Mehmet Ali ise henüz okula başlamamıştı...

Okulda, komşumuzun oğlu, Hamit ince isminde bir çocuk bana, "baban ölmüş" dedi.. O an adeta başımdan kaynar sular döküldü... Ayaklarımın bağı çözüldü, gözlerimin feri gitti ve kendimi tutamadım ve başladım hüngür hüngür ağlamaya.

Benim, bu durumumu gören arkadaşlar, okul müdürümüz Durdu Coşkun'a söylemişler, o da beni teselli etmişti...

Aslında, bazı akrabalarımızın, babamın öldüğünden geceden haberi varmış... Üç dört tane büyüğümüz de(akrabamız) Kahramanmaraş'a cenazeyi almaya gitmişler... Ama bizim haberimiz yoktu...

Hatta, annem akşam saat 8 civarında, kırmızı bir minibüs üzerinde cenaze gelince, bu kimin cenazesi, kim ölmüş komşular? Diye sağa sola telaşla soruyordu... Annem, babamın öldüğünü hala bilmiyordu... Duyduktan sonra, o feryadını hiç unutamam...

 

Özellikle de, cenazesi yıkanırken, benim ağlayışlarım, oradaki, tüm insanları çok etkilemiş ki, cenazeyi bana göstermek istediler, ama ben cesaret edememiştim...

O yıldan sonra, annem çaresiz, tek başına, bize hem anne, hem baba oldu ya da olmaya çalıştı. Tabiri caizse saçını süpürge yaptı...  

Annem, herkes uyurken, sabah namazını kılar, çobanın peşinden gider tezek yapardı... Oradan da, dağları, tepeleri dolaşır keven toplar, topladıklarını şelek yapar evine getirirdi...

Oradan da gelir gelmez, günlük yevmiye ile, başkalarının kayısılarını toplamaya ya da patik yapmaya giderdi...

Hiç boş vakti yoktu... Ama ibadetlerini ve evlatlarını hiç ihmal etmezdi... Komşularına yardıma giderdi... Annem herkesin Hanım nenesiydi...Mahallemizdeki,  tüm komşularımız, annemi çok severdi...

Çünkü annem (Allah (cc) ona rahmetler eylesin) gayet doğal, içten, samimi, saliha ve sosyal bir insandı... Kimin işi olsa, hiç hayır demez, koşar giderdi... Dili dualı, eli cömert, gönlü iman dolu, ahlakı güzel ve de çok cömertti, sofrası herkese açık idi...

 

Babam ölünce, tabiri caizse geçim, şelek bizim küçük omuzlarımızda idi artık...

Ben, kardeşim, ablam, annem ve abilerim o yıldan sonra, her işte çalışmak zorundaydık...

1976/77 senesinde ilkokula başladım... Bizim zamanımızda okul çok kalabalıktı. O yıllarda köyden şehirlere göç çok fazla değildi... Köyümüzde üç adet ilk okul vardı...

Sadece, bizim mahalledeki okulda, 120 talebe okuyordu... Ama mahallemizdeki okulumuz şu an kapalı. Okula severek gidiyordum ve okulun folklor ekibinde idim...

Bizim, sınıf öğretmenimiz, Nevşehirli ve de ressam olan Sırrı Ünsal idi... Kendisi çok gençti, ilk görev yeri bizim okuldu...İlk öğrencileri de bizler olduk...Sırrı öğretmenimiz, bize resim sanatını öğretti... Kendisi ile, beş yıl okuduk ve biz okulu bitirince, köyümüzden ayrıldı. Yaklaşık, kırk yıl görüşemedik ama, ben onun izini takip ettim ve ona ulaştım... Şu an, kendisi ile, telefonla da olsa görüşüyoruz...

Okulumuzun, çok sevecen, babacan, halden anlayan bir müdürü vardı... Ayrıca da, bizim köylümüzdü... O güzel müdür, Durdu Coşkun'dan başkası değildi... Kendisine çok şey borçluyum. Durdu hoca kimleri okutmadı ki..! Rabbimden, Durdu hocama sağlık, sıhhat ve afiyetler diliyorum...

Köyümüzün muhtarı ise, yine köyümüzde uzun yıllar muhtarlık yapan, köylünün her işine koşturan, köyümüz daha sonra belediyelik olunca, ilk belediye başkanlığını da yapan (merhum) Mustafa Eser amca idi... Rabbim, Mustafa Eser amcamıza da, gani gani rahmet eylesin...

Mahallemizin cami imamı ise, benim dini kimliğim, kişiliğim ve de düşünce yapımda, önemli katkısı olan, dini anlamda temelimi atan, Ramazan Aytekin hocamdı...

1976 yılında, köyümüze gelen ve köylümüz tarafından çok çok sevilen ahlaklı, mütevazi, mütebessim ve güzel bir insandı... Kendisi ile hala  görüşüyoruz... Rabbim Ramazan hocama sağlık, sıhhat ve afiyetler ihsan eylesin...

İlkokul 2. sınıftan itibaren, 3'e geçtikten sonra, yazları kendi köyümüzde ya da komşu köylerde kayısı toplamaya gidiyor, aileme katkıda bulunmaya gayret ediyordum...

Tabi ki, bulursam, farklı işlerde de çalışıyordum...Yani, hiç boş durmuyordum...

Kendi koyunlarımızı ve ineğimizi otlatmaya gidiyordum. Giderken de, hep kainatı düşünüyor, içimde bir şeylerin hakikati aradığını hissediyordum...

Devam edecek...

Selam ve dua ile...

 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR