Ezan-ı Muhammedî, asırlardır minarelerden yükselen ilâhî bir çağrıdır.
Ezan Hangi Makamlarda Okunur?
Ezan; gönlümüzün nuru, kulaklarımızın sürûru, İslâm’ın simgesi ve namazın şiarıdır. Beş vakit namazın vaktini duyurmak, vakti hatırlatmak ve namaza çağrı için okunduğu gibi, Cuma namazı için de ezan okunur. Tarih boyunca sefer ve harp zamanlarında da ezanın bir toplanma ve işaret unsuru olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Ezanın aslî gayesi duyurudur. Kur’an ve Sünnet’te ezanın belirli bir makamla okunacağına dair bağlayıcı bir hüküm yoktur. Makamla okuma, zaman içinde gelişmiş bir musiki geleneğidir. Bu gelenek, duyurunun yanı sıra gönüllere hitap eden bir estetik boyut kazandırmıştır. Ancak bu bir zorunluluk değil, teamüldür.
Makamlar teknik bir mesele gibi görünse de, asıl mesele o sesin kalpte bıraktığı izdir.
Hangi vakitte hangi makam?
Bu konuda bağlayıcı bir kural veya icmâ yoktur. Fakat Osmanlı’dan günümüze aktarılan ve yaygınlık kazanmış bazı geleneksel tercihler vardır:
Sabah Ezanı
Geleneksel olarak Sabâ makamında okunur. Sabah ezanı ile Sabâ makamı neredeyse özdeşleşmiştir.
Öğle Ezanı
Çoğunlukla Uşşak veya Rast makamı tercih edilir. Bu iki makam öğle vaktinde yaygın olarak kullanılmıştır.
İkindi Ezanı
Genellikle Hicaz, zaman zaman Rast makamı.
Osmanlı döneminde bazı bölgelerde, Cuma’nın yaklaştığını hatırlatmak amacıyla Perşembe ikindisinde farklı makam (örneğin Nihavend) tercih edildiğine dair rivayetler vardır ancak bu yaygın ve bağlayıcı bir uygulama değildir.
Akşam Ezanı
En çok Segâh makamı kullanılır. Segâh’ın hüzünlü ve derin tınısı akşam vaktiyle uyumlu görülmüştür. Bazen Hüzzam makamı da tercih edilir; iki makam birbirine yakın karakter taşıdığı için ayırt etmek zor olabilir.
Akşam ezanı diğer vakitlere göre genellikle daha kısa ve seri okunur. Bunun sebebi olarak vaktin darlığı ve namazın geciktirilmemesi gerektiği gösterilir. (Ramazan’da iftarla ilişkilendirilmesi halk arasında yapılan bir yorumdur; tarihî ve fıkhî bir zorunluluk değildir.)
Akşam ezanına dair not:
Akşam ezanı, diğer ezanlara göre daha hızlı ve daha kısa okunur. Aynı şekilde akşam namazında okunan kıraat de diğer namazlara nispetle daha kısa tutulur. Bu uygulamanın temel sebebi, akşam vaktinin dar oluşu ve namazın geciktirilmemesi gerektiğine dair sünnettir.
Bununla birlikte bazı âlimler ve mutasavvıflar, akşam vaktinin sembolik anlamına da dikkat çekmişlerdir. Akşam; günün sonunu, bir bakıma bir devrin kapanışını hatırlatır. Rivayetlerde kıyametin kopuşunun ansızın gerçekleşeceği ve güneşin batıdan doğması gibi büyük alametlerin zikredilmesi, zamanın sonuna dair güçlü bir şuur oluşturmuştur.
Akşam vakti; yıl içinde sonbaharı, insan ömründe ihtiyarlık ve ölümü, kâinatın ömründe ise sonu ve yıkılışı çağrıştırır. Bu yönüyle akşam, bir hatırlatmadır: Faniliğin ve sonun hatırlatması…
Akşam ezanı diğer ezanlara nispetle daha hızlı okunur.
Yatsı Ezanı
Çoğunlukla Hicaz veya Uşşak, bazen Rast makamı. Osmanlı döneminde bazı yerlerde Perşembe akşamları farklı makam uygulamalarına rastlandığı nakledilir.
Cuma Namazı İç Ezan
Daha serbesttir. Hicaz, Rast, Uşşak, Bayâtî gibi makamlar tercih edilebilir.
Salâ
Cenazeyi duyurmak veya Cuma’yı hatırlatmak için okunur. En yaygın makam Hüseynî’dir. Bununla birlikte bazı bölgelerde Cuma salâsı Uşşak makamından da okunabilmektedir.
Kamet
Belirli bir makam şartı yoktur. Çoğu zaman ezanın makamıyla uyumlu şekilde getirilir.
Namaz Sonrası Tesbihatta tamamen serbesttir.
Günümüzde Durum
Bugün geleneksel altı ana makamın (Sabâ, Uşşak, Rast, Segâh, Hicaz, Hüseynî) yanı sıra Suzinak, Kürdîli Hicazkâr, Muhayyer Kürdî, Nikriz gibi daha pek çok makam kullanılmaktadır. Artık sabah ezanının Nihavend veya ikindinin Hüseynî okunması yadırganmamaktadır.
Geleneksel üslûbu esas alan bir müezzin için temel makamları bilmek yeterlidir. Zaten uygulamada makamların tüm seyri değil, çoğunlukla seyirlerinin dörtlü ve beşli bölümleri kullanılmaktadır. Bu makamlara aşina olan bir kimse, dinlediği ezanın hangi makamdan okunduğunu büyük ölçüde ayırt edebilir.
Ezanın Etkisi
Etkileyici bir şekilde okunan ezan, dinleyeni adeta derinden sarsar. Hatta namazla pek ilgisi olmayan bazı kimselerin, kalbe dokunan bir ezan sayesinde yeniden ibadete yöneldiği olur. Güzel bir ses ve yerinde bir makam, insanın iç dünyasında beklenmedik bir kapı aralayabilir; kimi zaman kişi İslâmî kimliğini daha bilinçli yaşamaya başlar, namaza yönelir ve hayatını yeniden düzenler.
Bu etki yalnızca Müslümanlar için söz konusu değildir. Zaman zaman farklı inançlardan ya da herhangi bir dine mensup olmayan insanların da ezandan etkilendiğine şahit oluruz. Basında, sosyal medyada veya çevremizde; ezanın estetik ve ruhî tesirinden etkilenerek İslâm’a ilgi duyan, araştırmaya başlayan ve sonunda Müslüman olan kişilerle ilgili örnekler duyulmaktadır. Bu hususlara şahit olmuşluğum da vardır.
Elbette tek başına bir makam insanı değiştirmez fakat samimi bir ses, doğru bir üslûp ve içten bir eda, kalpte zaten var olan arayışı harekete geçirebilir. Ezan sadece bir duyuru değil; aynı zamanda bir çağrıdır. Ve bazen bu çağrı, umulmadık gönüllerde yankı bulur.
Gurbet Elde Ezan
Halkı Müslüman olmayan gurbet diyarlarda ezan sesi çok daha farklı, çok daha derin bir etki bırakır. Çoğunluğu Müslüman olmayan bir ülkede yaşayan bir Müslüman için, semadan bir anda yükselen ezan sesi tarifsiz bir duygudur.
Gündelik hayatın yabancılığı içinde, alışık olunmayan bir atmosferde ansızın duyulan o nida, insanın içine bir sıcaklık bırakır. Sanki insan kendini bir anda memleketine dönmüş gibi hisseder; yalnız olmadığını, bir ümmete ait olduğunu hatırlar. Bu etkiyi kelimelerle anlatmak kolay değildir.
Ezan, hafızayı da harekete geçirir. Çocukluğun geçtiği sokakları, mahalle camisinin minaresini, bayram sabahlarını, iftar vakitlerini hatırlatır. Yani sadece kulağa değil, hafızaya ve kalbe dokunur. Gurbet elde ezan, insanın iç dünyasında bir kapı aralar; unuttuğunu sandığı duyguları yeniden uyandırır.
Bu yüzden o ses, sadece işitilmez; yaşanır. Tarif edilmesi zor olan şey de budur zaten: Bir sesin, insanın kimliğini, aidiyetini ve hatırlayışını aynı anda ayağa kaldırması…
Ezan-ı Muhammedî, sadece vakti bildiren bir nida değildir; insana kendini hatırlatan, Rabbini hatırlatan ve ait olduğu hakikati hatırlatan bir çağrıdır. Minarelerden yükselir; fakat asıl yankısını kalpte bulur.

