Eğitim… Üzerine sayfalar dolusu tanımlar yapılabilir. Kimi bilgi aktarımı der, kimi davranış değiştirme süreci… Kimi de bireyi hayata hazırlama sanatı olarak görür. Ancak bana göre eğitimin en özlü ve en çarpıcı tanımı şudur:
Eğitim, eğileni kırmadan düzeltmektir.
Çünkü eğitim, bir inşa sürecidir; yıkım değil. Bir fidanı büyütmek isterken kökünden koparmak nasıl bir gafletse, bir genci “düzeltmek” adına onu ezmek de aynı ölçüde bir gaflettir. Bugün ne yazık ki eğitim adına yapılanların önemli bir kısmı, düzeltmekten çok törpülemek, geliştirmekten çok bastırmak, anlamaktan çok şekillendirmeye zorlamaktır.
Oysa genç, eğilmiş bir fidandır. Rüzgârla yön değiştirmiştir belki… Ama o hâlâ canlıdır, umut taşır, istikamet bulabilir.
Mesele onu kırmadan, incitmeden, özünü yok etmeden doğrultabilmektir. Eğitim tam da burada başlar: Sabırla, merhametle, hikmetle…
Fakat bugün acı bir tabloyla karşı karşıyayız.
On dört yıl boyunca matematik eğitimi alan bir gencin, elli sorudan birini bile çözememesi sadece bir öğrencinin eksikliği değildir. Bu, sistemin aynaya bakması gereken bir sonuçtur. Bu, müfredatın, yöntemlerin, öğretme anlayışının ve belki de en önemlisi niyetlerin sorgulanması gereken bir çöküştür.
Çünkü eğitim, sadece öğretmek değildir; öğretebilmektir.
Bilgiyi sunmak değil, bilgiyi anlamlı kılmaktır.
Ezberletmek değil, düşündürmektir.
Eğer bir nesil yıllarca ders görüp hâlâ temel becerileri kazanamıyorsa, burada sorun öğrencide değil, sistemdedir.
Daha da acısı, “maarif davası” gibi büyük bir iddiayı taşıyanların, bu davanın gerektirdiği ruhu ve sorumluluğu kuşanamamış olmasıdır. Zira sınıfta kalan eğitimciler, hayatta sınıf atlatamazlar. Kendi iç dünyasında yenilmiş, idealini kaybetmiş, mesleğini bir geçim kapısına indirgemiş bir öğretmenin yetiştireceği nesil de en fazla kendisi kadar olacaktır.
Maarif, sadece bilgi işi değildir; bir dava işidir.
Bir medeniyet meselesidir.
Bir diriliş çağrısıdır.
Bugün Batı, hayvanları eğiterek insanlara hizmet eder hâle gelmişken; biz gençlerimizi oyunla, oyalanmayla, amaçsızlıkla baş başa bırakıyorsak burada ciddi bir çelişki vardır. Onlar disiplini sistemleştirirken, biz disiplinsizliği özgürlük zannetmiş durumdayız.
Gençlik enerjidir. Enerji yön bulmazsa dağılır.
Gençlik cevherdir. İşlenmezse körelir.
Gençlik emanettir. Sahip çıkılmazsa kaybolur.
Eğer eğitim; genci hayata hazırlamıyorsa, ona bir ideal kazandırmıyorsa, onu sorumluluk bilinciyle donatmıyorsa; o eğitim değil, öğütme düzenidir.
Gençleri yetiştiren değil, tüketen bir çarktır.
Bugün ihtiyacımız olan şey, müfredat değişikliğinden daha fazlasıdır.
Bir zihniyet devrimidir.
Eğitimde yeniden şu soruları sormalıyız:
Biz ne yetiştiriyoruz?
Bilgili insan mı, bilinçli insan mı?
Diplomalı birey mi, dava sahibi şahsiyet mi?
Çünkü bu soruların cevabı, yarının toplumunu belirleyecektir.
Unutmayalım:
Eğitim bir kalıp dökme işi değil, bir ruh inşa etme sürecidir.
Ve o ruh, kırılarak değil; anlaşılarak, değer verilerek, yön verilerek büyür.
Eğileni kırmadan düzeltebildiğimiz gün,
işte o gün gerçekten eğitim yapmış olacağız.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


