Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mahmut Olgun


Ebu Epstein Çetesine Karşı İnsani İttifak

Mahmut Olgun'un "yeni" yazısı...


Ortadoğu bir kez daha büyük bir savaşın gölgesinde. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, yalnızca iki taraf arasındaki askeri gerilimi değil, tüm bölgenin geleceğini etkileyebilecek geniş çaplı bir kriz potansiyelini de beraberinde getiriyor. İran’ın bu saldırılara karşılık vermesi ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, meselenin artık yalnızca bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel dengeleri etkileyen bir boyuta ulaştığını gösteriyor.

Ancak bu savaşın en tehlikeli yönü yalnızca askeri boyutu değildir. Ortadoğu’nun yakın tarihi bize defalarca göstermiştir ki büyük güçlerin yürüttüğü savaşlar çoğu zaman bölge halklarının kendi içlerinde yeni fay hatları oluşturmasına da yol açmıştır. Mezhepsel gerilimler, etnik ayrışmalar ve kimlik merkezli çatışmalar bu tür dönemlerde kolaylıkla kışkırtılabilmiştir.

Son günlerde özellikle dikkat çeken bir gelişme, bazı çevrelerde aniden ortaya çıkan Şiilik karşıtı sert söylemlerdir. Bu tür söylemler, zaten hassas olan Şii–Sünni ilişkilerini daha da gererek bölgesel bir çatışma zeminini güçlendirme potansiyeline sahiptir. Oysa Ortadoğu’nun Müslüman halkları, mezhepleri farklı olsa da aynı medeniyet havzasının parçalarıdır. Ve aynı zamanda Müslümandırlar. Yüzyıllar boyunca aynı şehirleri paylaşmış, aynı pazarları kurmuş ve çoğu zaman aynı tastan su içmiş toplumlardır.

Bu gerçek özellikle Kürt meselesi açısından da hayati bir öneme sahiptir. Kürtler, Türkiye’den İran’a, Irak’tan Suriye’ye kadar geniş bir coğrafyada komşu halklarla yüzyıllardır iç içe yaşamış bir topluluktur. Tarihsel süreçte zaman zaman acılar ve çatışmalar yaşanmış olsa da bu halklar arasında güçlü kültürel ve toplumsal bağlar bulunmaktadır.

Tam da bu nedenle Kürtlerin bölgesel güç mücadelelerinin aracı haline getirilmesi yalnızca bölgeyi daha büyük bir istikrarsızlığa sürüklemekle kalmaz; aynı zamanda haklı taleplerin küresel güçlerin stratejik hesaplarının bir parçası haline gelmesi riskini de doğurur. Tarihsel deneyimler göstermektedir ki büyük güçler çoğu zaman yerel aktörleri vekil güçler olarak kullanır ve bu durumun bedelini nihayetinde yine bölge halkları öder.

Kürtlerin, böylesi kirli ve soykırımcı bir Epstein çetesiyle kuracağı herhangi bir ittifak, yalnızca siyasi bir hata değildir; aynı zamanda haklılıktan doğan tüm ahlaki üstünlüğün kaybedilmesi anlamına gelir. Çünkü bir davanın gücü sadece haklılığından değil, aynı zamanda ahlaki duruşundan gelir.

Bugün Ortadoğu’nun karşı karşıya olduğu asıl mesele tam da burada ortaya çıkmaktadır. Mezhepler üzerinden birbirine düşen toplumlar mı ortaya çıkacaktır, yoksa ortak tarih ve ortak kader bilinciyle hareket eden bir bölgesel bilinç mi gelişecektir?

Bu coğrafyanın halkları, yüzyıllardır aynı kaderi paylaşmıştır. Aynı acıları yaşamış, aynı umutları taşımış ve çoğu zaman aynı tehlikelerle yüzleşmiştir. Bu nedenle mezhep veya etnik kimlikler üzerinden yürütülen ayrıştırıcı söylemler, yalnızca dış müdahalelerin daha kolay zemin bulmasına hizmet eder.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, mezhepçi refleksler değil; akıl ve vicdandır. Çünkü akıl, toplumları birbirine düşürmenin nasıl bir felaket doğuracağını gösterir. Vicdan ise zulüm kimden gelirse gelsin karşısında durmayı gerektirir.

Ortadoğu’nun geleceği, büyük güçlerin kurduğu denklemlere teslim olmakla değil; bu coğrafyanın halklarının akıl ve vicdan temelinde geliştireceği ortak direniş bilinciyle şekillenecektir.

Çünkü bazen bir coğrafyanın kaderini belirleyen şey yalnızca silahların gücü değil, halkların aklını ve vicdanını hangi yönde kullanacağıdır.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR