Dil düşüncenin evidir derler dilbilimciler. İnsanların düşünce ve duygu dünyası konuştukları kelimeler, kullandıkları kavramların anlam örüntüleri mesabesinde olduğu söylenebilir. Bireysel ve toplumsal değişiminde temel dinamiklerinin dil üzerinden şekillendiğini de söylemek mümkün.
Olay ve olgular karşısında geliştirilen duruş, eylem ve ameller kendi mücadele kavram ve kelimelerini üretebilecek güce sahiptir. Dolaysıyla sosyopolitik her mücadele bireysel veya toplumsal bazda kendi söylem gücünü üretebildiği oranda etkin ve yaşamı düzenleme kapasitesine sahip olabilir. Bunu ıskalayan, zayıf bırakan her türlü siyasi program ve mücadele varlığını sürdüremediği gibi kendi potansiyelini daha güçlü anlayış ve öğretilerin alt taşeronlukları olarak kullanılmasından kurtulamazlar.
Egemen paradigmanın düşünsel aurası yayılmacılığını dil ve kavramlar üzerinden yaygınlaştırır. Farklı düşüncelerin karşılaşma süreçleri kendi söylem ve anlam derinliği oranında egemenlik ve yayılmacılığını oluşturmaya çalışır. Bu etkileşim sürecinde kelime ve kavramlar üzerinden karşılaştığı dirençleri, bunların örüntüsü olarak ortaya çıkan söylem, anlayış ve yaklaşımları iki farklı strateji ile etkisizleştirmeye çalışır. Öncelikle bu kavramların anlam dünyasındaki yansımalarını seyrelterek egemen paradigmaya boyun eğmeye, uzlaşmaya zorlar. “Ilımlı İslam”, “Amerikancı İslam” bu tür stratejilere örnek olarak verilebilir. Burada çoğunlukla başarılı olur. Buradan istenilen sonuçları alamadığı durumlarda ötekileştirme ve düşmanlaştırma yöntemine başvurur. Algı mühendislikleri üzerinden düşünsel fobileri yaygınlaştırmaya çalışır. Bunun için her türlü yalan, çarpıtmayı kullanmakta herhangi bir sakınca görmez. Hatta bu durumu başarılı bir asimilasyon ve alinasyon olarak meşrulaştırır. “Radikal İslam”, “Siyasal İslam”, “Cihatçı Yapılar”, “Şii Hilali” gibi İslamifobiya kapsamındaki üst tanımlamalar ikinci stratejiye örnek olarak verilebilir.
Kuşkusuz hakikat arayışı varoluşun en kadim anlam sancısıdır. Evrensel vahyin son korunmuş formal kitabı Kuran-ı Kerim varoluşa dair hakikatin ölçüsü olarak gören İslam coğrafyalarında, buralarda yaşayan Müslüman toplumlarda içinde bulunulan düşünsel çözülme, ahlaki çürüme ve her alanda ortaya çıkan yetersizliklerin, yoksunluk ve yoksullukların temelinde anlam dünyasının kelime ve kavramlarının zaman ve mekân üstü evrensel derinliklerinden koparılışı ve ağır asimilasyon, kültürel alinasyonun neden olduğu paradigmal kırılmalar olduğu görülür.
İslam fıtrata ve varoluşa dair temiz bir suyun akışını insanın hakikat arayışının merkezine koymaya davet eder. Bu davet, akla ve kalbe özgür irade üzerinden hiçbir baskı ve zorlama olmadan yapılmasını zorunlu kılar. Yalan, çarpıtma asla meşru görülmez. Güç ve egemenlik elde etme vazgeçilmez, ulaşılması mutlak zorunlu bir hedef olarak kutsanmaz. Tüm bu durumların evrensel ilkesi Bakara 256, Ali İmran suresi 104, Nisa suresi 135, Rum suresi 30, Ra'd suresi 11 gibi ayetlerde ana kavramsal ve düşünsel çerçevesi oluşur.
İslam düşüncesinin batı aydınlanması sorası üç asırlık serencamının en can alıcı kırılması vahiy merkezli kavram ve kelimelerin inşa ettiği anlam örüntülerinin üretebilecek bir kondisyona ulaşamaması olduğu söylenebilir. Bunun birçok nedeni olabilir ancak bir teşhis ve tespit olarak öncelikle bu kavramsal çözülmenin neden olduğu düşünsel yetersizlikler olduğu söylenebilir.
Bu genel çerçeve üzerinden Şubat ayının artık bir ‘Şahadet Ayı’ olarak ruhlarda iz bıraktığı günlerde kavramsal çözülme ve yetersizliklerin yol açtığı düşünsel yırtılma ve kirlilik ile Şehadet kavramı üzerinden yüzleşme çabasını görünür kılınabilir.
Kitab-ı Kerim, Allah yolunda mücadele edip öldürülenlere seçkin ve çok izzetli bir sahiplenme ortaya koyar. Kişinin feda edebileceği en değerli varlığı olan canını Allah yolunda mücadele ederken vermesi Şehadet olarak tanımlanır. Allah yolunda can vermenin anlamsal açılımı nedir? Bu anlam birçok farklı şekilde yorumlanabilecek bir sübjektifliğe sahip midir?
Kelime olarak şehadetin ilk anlamsal açılımı hakikate dair kesin bir bilgiyi bilmek ve güçlü bir imanla tasdik etmek, buna dair hükümde bulunmak, bunu haber vermek gibi anlamlara gelir. İslami açıdan hakkâktın ölçüsü vahiy bilgisidir. Bu bilgi temelde tevhit merkezli adalet ve özgürlük değerleri üzerine bir varoluş bilincini ve bu iklimde yaşam anlayışına karşılık gelir.
İslam tarihinde şehitlik ve şehadet örneklikler her dönem ve çağda var olmuştur. İlk Şehit Sümmeye kadının şehadeti ile kutlu bir örnekliği ortay koyar. Musab ve Hamza’nın şehitlikleri bireysel adayışların hakikat davetini nesillere ve çağlara taşır. Mute şehitleri şahadetin toplumsal ilk kesitlerini sunarken Cemel ve Siffin kanayan bir yaraya dönüşür şehadetin ruhunu inciten. Kerbela şehadet mektebi olarak tarihteki aziz hatıralarını, çağrı ve mesajlarını ehli beytin aziz kanlarının şahitliğinde tüm çağlara ve nesillere taşır.
İran İslam devrimi bir şehitler devrimidir Ali Şeriati’den Mutahhari’ye, Beheşti’ten Mustafa Çamran’na uzanan sembol isimlerin öncülüğünde adı sanı bilinmeyen binlerce kutlu şehidin kanlarıyla yoğrulmuştur İslam devrimi.
Şeyh Said, İskilipli Atıf başak bir zaman ve coğrafyanı şahitliğini sunar yüzlerce şehidin öncü ve sembol isimleri olarak. Hasan El Benna, Abdulkadir Udeh, SeyyitKutup, Mervan Hadid İhvan hareketinin şehadet mektebinin öğretmen şehitleri olarak mesajlarını iletir.
Bir şehadet coğrafyasına dönüşen Gazze şehitleri, Ahmet Yasin’den, Rantisi'ye, İsmail Haniye’den Yahya Simvar’a sayıları yüzbinleri bulan isimsiz şehitlerin coğrafyası olarak çağa izzetli ve aydınlık mesajlarını taşır.
Şubat ayının sembol şehitlerinden biri de Malclom X olarak hafızalara kazınır yanında Metin Yüksel’i alarak. X bir protestodur bir Afroamerikalı Müslüman olan Malkolm’un zihin dünyasında. Varoluşuna bir dokunuşun eylemsel yansımasını kavramsal itirazını şekillendiren güçlü ve bilinçli bir tercihtir X soyadını alması.
X bir alfabe harfi olmaktan öte anlam derinliği olan güçlü bir semboldür birçok toplum ve kültürde. Bilinmeyeni tanımlar matematik evreninde. Bilinmeyen, karanlıkta kalan, görülmeyen, kendini gizleyen bazen. Tüm şehitlere uzanan kanlı ellerin failleri gibi. Bu nedenle şehitlerin kahir ekseriyetinin failler meçhuldür, bilinmeyen bir X gibidir. İdamlarla yağlı ilmiklerde boyunun göğe verirken failler X’in üstlü kuvvetleri gibi çoğalır ve tüm bir toplum ve sistem idam sehpasındaki sandalyeyi deviren celladın topyekûn arkasında durarak maaşlılarını öderler cellatlarının. Sabahın ilk ışıklarında olur infazlar güne her bir köleleştirilmiş X ruhu adalet ve özgürlükten yana şahitliklerin rahatsız edici seslerinden kurtulmuş olarak huzurlu başlasın diye.
X şehadetlerin faillerinin ortak bir ismidir çağlar boyu süre gelen. Kendini gizleyen, alabildiğine alçak, korkak ve tedirgin ruhların boyunlarına asılmış etiketin üzerindeki tek harf X’in ta kendisidir. X çağın karanlık ve zalim ruhlarının toplu katliamlara imza atıp, hala insanlık adına ıslah ediciler oldukları yalanını yayan düzen ve sistemlerin sinmiş çürümüş tüm suç ortaklarının ortak adlarıdır. X etiketinin ortak bireyleridir kendi çürümüş vicdanları üzerinden hala küçük hesaplara takılıp kalan, ucuz, iğrenç küçük konforlarına özgürlük, izzet ve varoluşlarını kurban eden.
Şehitler olmaya devam edecek ve her şehit adalet ve özgürlüğe dair birer yağmur damlasını taşıyarak yeryüzüne varoluşun, fıtratın vahiy ikliminde arınması mesajını, haberini taşımaya devam edecek insan kalma sancısını yitirmeyen hakikate dair arayışlarını sürdüren adanmış yüreklere.

