21 Aralık tarihi güneşin güney yarım küredeki yolculuğun son bulduğu kuzeye dönüşün başladığı tarihi gösterir. Kuzey yarım küre için güneşin sürgününü tamamlayarak geri dönüşünü, yeni umutların yaşama taşınmasını, yeni başlangıçlara kucak açılmasını işaretler. Belki de miladı yeni yılın ehli kitap dünyasında bu günleri içine alan birkaç günlük farklı zaman dilimlerinde kutlanması böyle bir yaşam enerjisini yeni bir yıl için kuşanma hazırlıklarını tanımlar.
Tüm yeni başlangıçlar etkili bir iç muhasebeyi de kaçınılmaz kılar. Küresel kapitalizmin ajite ettiği tüketim ve eğlencenin her boyuttaki sarhoşluğunu getirdiği tüm çılgınlıklar ise böyle bir iç hesaplaşmayı bastırmayı, unutturmayı veya yok sayılmasını hedefler. Yılbaşı etkinliklerinin eğlence, alkol ve benzeri ritüeller üzerinden kültürel kodlara dönüştürülmesi temelde insanı özne kılan akletme, hikmet üzere tefekkürden uzaklaştırır.
Bir ömre kaç 21 Aralık sığar? Bu hikmetli tekkerürlerin kaç tanesinde kendi fıtri ontolojik gerçekliğimizle yüzleşme cesareti göstermeyi başarabiliriz. Genelde ömrün sonbaharlarında kalın, bir hüznün kuşatmasında aklımıza ve gönlümüze dokunur 21 Aralıkların sarsıcı akışları. Soğuk bir kış rüzgarının ne zaman her birimizi ebediyete davet edeceğini ömrün bu son demlerinde hatırlarız.
Hangi olayların kaçıncı yıl dönümlerini geride bıraktığımız izlerini 21 Aralıklara not düşeriz. Yeni umutları yeşertmeye dair coşkunluklarımızın paradokslarında. Yaşam ve ölümün zamanın farklı ritimlerinde kimin için nerede, nasıl kesişeceğinin bilinmezliklerinde tüm yazgılar insana dair şekillenir.
Örneğin hafızamın hala kaynayan yanlarından biridir 14 yıl önce yine bir 21 Aralık sonrası 28 Aralık 2011 yeni bir ağıtın başlangıcını not düşer tarihe Roboski’de yaşananlar. 17’si çocuk 34 masum sivil insanın devletin silahlı güçlerinin tüm unsurları ile karadan top atışları, havadan F-16 savaş uçaklarının 4 planlı sortisi ile kanları yeryüzüne akıtılan.
Devlet denen örgütlü yapı, eğer bir toplum sözleşmesi ise, eğer yaşama dair beş temel emniyetin (can, mal, akıl, nesil, inanç) yaşatılması işlevi üzerine varlığını meşru ve anlamlı kılıyorsa, en azından sorumluların bir yargı süreci olmalıydı.
14 yıl sonra hala görevsizlik, takipsizlik kararları verilen, hazırlanan yüzlerce raporlara kasıt ve ihmal yoktur yanıtları devlet gücü üzerinden yansıyorsa yaşamın tüm hücrelerine, Roboski ağıtı zaman nehrinde hüzünlü iniltisi devam edecek.
Devlet konuştukça Roboski susturuldu, anneler ağıtlarını bağırlarına gömdü. Üç kuruşluk tazminatlarla yetinin denildi. Devlet özür dilemez denildi. Birileri devlet adına konuştukça Roboski daha da kanadı. Oysa beklenen onurluca bir sahiplenmeydi. Bağımsız yargının adaleti tecelli ettiren duruşuydu. Devletin şefkat ve merhamet elinin Roboski’yi kucaklamasıydı.
28 Aralık Roboski’nin kara günü olarak tarihe geçti. Ülkenin hiçbir yerinde Roboski’nin çığlıkları duyulmadı. Bu çığlıklar yılbaşının çılgın eğlencelerinde atılan kahkahalara, hedonistik çığlıklara kurban edildi. Sanki bu coğrafyada Roboski diye bir yer yok, böyle bir olay başka bir kıtada, adı sanı bilinmeyen başka bir diyarda bir alt satır haberi olarak akıp geçmişti ekranlardan.
Empati ruhunun kaybolduğu, anneliklerin, çocuk olmanın hiçbir uyarıcı etki yapmadığı bir katılık çöküvermişti tüm yüreklere. Oysa kara kuru yüzleri, ilkokul, ortaokul fotoğrafları ile yansımıştı azda olsa sağa sola. Hayalleri birkaç cümle dökülüvermişti annelerinin gözyaşları eşliğinde, bozuk Türkçelerinin elverdiği ölçüde. Kiminin acıyı anlatan Türkçe kelimeleri de yoktu, bilinmeyen bir dilin (!) çaresizliğine dökülmüştü kelimeler.
Toplumsal vicdanda derin izler bırakan kimi olaylar vardır yıllar geçse de tarihsel hafsalada kanayan bir yara olarak sarsıcı etkiler oluşturmaya devam eder. 14. yılını geride bıraktığımız Roboski’de 28 Aralık 2011’de savaş uçaklarının bombalanması sonrası çoğu çocuk 34 sivil masum insanın hayatını kaybetmesi ile yaşanan trajedi ve geçen sürede olayla ilgili yaşanan ihmaller, duyarsızlıklar, her türlü araçsallaştırmalar, hukuk mücadelesinde yaşanan handikaplar ile sosyopolitik izlerini her geçen gün derinleştirdiği görülür.
Silahlı kuvvetlerin F-16 savaş uçaklarının defalarca saldırı sortileri ile gerçekleşen bombalarda meydana gel ölümlerin detaylarına bakıldığında tam bir “Kırmızı Pazartesi” süreci yaşandığı söylemek abartı olmaz. Sınır kaçakçılığına mecbur bırakılmış Roboski köylülerinin eşek ve katırlarla üç beş kuruşluk kazanç elde etmek için rutin olarak yaptıkları sınır kaçakçılığı diye tanımlanan ve bir yaşam biçimi haline gelmiş olan ticaretin her detayı bölgede görevli jandarma ve askeri yetkililer tarafından bilinmesine rağmen bu katliamın önüne geçil-e)memiştir.
Sonrasında devlet erkanının yaşamını yitirenlere bölgenin terör koşullarının doğal basit bir ihmali düzeyinde yaklaşmaları, olayın sorumluları üzerinden etkili bir yargı sürecinin başlatılamaması, tazminat ve yarım ağız özürler üzerinden kapatılmak istenmesi gibi yaklaşımlar sürecin bir trajediye dönüşmesini beraberinde getirmiştir.
Mazlumder İstanbul ve Van şube organizasyonuyla Roboskili ailelerin İstanbul’a getirilerek tüm İslami camiaların ziyaret edilmesi ve ortak basın açıklaması yapılması Ak Parti politikalarına yönelik eleştirinin adil şahitliği bağlamında bir dönüm noktası oldu. Kimi İslami yapılar tarafından sürecin ürkekçe sahiplenilmesine rağmen bu duruş Ak Parti İslami çevreler arasındaki ilişki ikliminde onurlu bir ilk adımı oluşturduğu söylenebilir. Ancak sonrasında Mazlumder’in Roboski anma iftarına Fatih Camii’nde verilen gözdağı ve tehdit ve ardından Mazlumder’e yönelik kayyum ataması, beş şubenin kapatılması bunun ağır bedelleri olarak ortaya çıktı. Kayyum sonrası Mazlumder İnternet ana sayfadaki Roboski adalet mücadelesini sembolize eden Roboski takvimi son yaprakları yeni dönemin sadakati olarak koparıldı.
Roboski adalet mücadelesi 14 yıllık geçen zaman içinde hala toplumsal vicdanı onaran bir karşılık, hukuksal bir sonuç oluşmadığı görülür. Olayın toplumun kahir ekseriyetinin duyarlılığı sonrası ilk kez TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu olayı soğutmaya yönelik atılan bu adımı ancak 15 ay gibi çok uzun bir süre sonra Mart 2013’te hazırladığı 84 sayfalık raporla tamamladı. Ancak dağ fare doğurdu. Operasyonla ilgili tek bir sorumlu bile zikredilmedi. Kimlik tespitinin imkânsız olduğu belirtilen raporda olayın kasten yapıldığına dair bir delilin bulunmadığı gibi akıllara zarar bir sonuca varıldı. Sanki devletin silahlı kuvvetleri hiyerarşisi, emir komuta zinciri, istihbarat süreci, yerel askeri birimlerin bilgilendirmeleri gibi hususlar hiç yokmuş gibi davranıldı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 11 Haziran 2013 tarihli dosya ile ilgili yargı sürecinde taksirle ölüme sebebiyet vermek tespiti ile dosyaya “görevsizlik” kararı vererek dava dosyasını Genelkurmay Askeri savcılığına gönderdi. Savcılık Ocak 2014’te “Takipsizlik” kararı vererek davayı sonuçlandırmak istedi.
HDP hukukçularının yönlendirmesi ile yakınlarını kaybeden aileler Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru hakkını kullanarak müracaat etti. Ancak mahkeme başvuruyu başvuruda eksiklikler olduğu ve süresinde giderilmediği gerekçesi ile 24 Şubat 2015 tarihinde usule aykırılıktan reddetti.
Yaşamını kaybedenlerin yakınlarından oluşan 281 kişi, 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AHİM) başvurdu. AHİM iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile 17 Mayıs 2018’de başvuruyu reddetti.
Bir 28 Aralık daha geride kaldı. Bireysel ve toplumsal muhasebemiz, geleceğe dair umut dolu yarınların muştusunu, güneş kuzey yarım küreye dönüş sürgünde getirmesi duaları ile başlamalı. Zamanın güçlü akışı dünya yaşamını ukbaya taşırken geride adalet ve özgürlük ikliminde bir hoş seda bırakmak tutkusudur yaşamı anlamlı kılan. Roboski ağıtının hüzünlü çığlıkları geleceğe dair benzer trajedilerin yaşanmaması için her yıl başı arifesinde bunu ülkenin vicdanlı insanlarına iki damla göz yaşı akıttırmaya devam ettirerek zamana yel çıbanları ekmeyi sürdürecektir.

