Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Ömer Naci YILMAZ


BİR DEVLETİ AYAKTA TUTAN İRADE

Ömer Naci Yılmaz'ın "yeni" yazısı...


10 Şubat 1918, yalnızca bir vefat tarihi değildir; bir dönemin yükünü omuzlarında taşımış bir iradenin sessizce Hakk’a yürüdüğü gündür. Sultan II. Abdülhamit Han, ardında tartışmalarla birlikte derin bir muhasebe alanı bırakarak göçmüştür. Onu anlamaya çalışan herkesin önünde aynı soru durur: Dağılmanın eşiğinde bir imparatorlukta, parçalanmayı geciktiren, milleti ayakta tutan hangi akıl ve hangi dirayet vardı? Bu sorunun cevabı, Abdülhamit Han’ı yalnızca bir dönem padişahı olarak değil, bir devlet muhafızı olarak okumayı gerektirir.

Abdülhamit Han’ın en çok üzerinde durduğu mesele, devletin ve milletin birliğidir. Bu birlik, etnik ya da mezhebi bir daraltmanın değil; aksine ortak kader bilincinin adıdır. “Bave Kürdan” yani “Kürtlerin Babası” olarak anılması, bu yaklaşımın en somut göstergelerinden biridir. O, farklılıkları bir tehdit değil, doğru yönetildiğinde bir zenginlik olarak görmüştür. Devlet aklını, toplumu bölerek değil; adalet, merhamet ve dengeyle ayakta tutmanın mümkün olduğuna inanmıştır. Bu nedenle, her kesimi kuşatan bir dil kurmaya gayret etmiş, ayrıştırıcı değil birleştirici olmayı öncelemiştir.

Sultan Abdülhamit Han’ın karşı karşıya kaldığı şartlar, bugünün rahat okuma alanlarında kolayca kavranabilecek türden değildir. Dış baskıların arttığı, içeride isyanların kışkırtıldığı, ekonomik ve askeri dengenin sarsıldığı bir dönemde devleti ayakta tutmaya çalışmıştır. O günün dünyasında güç, çoğu zaman silahla konuşurken; Abdülhamit Han, sabırla, diplomasiyle ve uzun vadeli hesaplarla hareket etmeyi tercih etmiştir. Bu tercih, kimi zaman yanlış anlaşılmış, kimi zaman da haksız eleştirilere maruz kalmıştır. Ancak zaman, onun birçok adımının günü kurtarmak için değil, geleceği korumak için atıldığını göstermiştir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Abdülhamit Han’ın asıl mücadelesinin bir şahıs mücadelesi değil, bir varlık-yokluk mücadelesi olduğu daha net görülmektedir. O, imparatorluğun tüm yükünü tek başına taşıyamayacağını bilmesine rağmen, sorumluluktan kaçmamıştır. Kolay olanı değil, doğru bildiğini yapmayı seçmiştir. İşte bu noktada tarih, yalnızca geçmişi anlatan bir alan olmaktan çıkar; bugünü anlamaya yardımcı olan bir aynaya dönüşür.

Türkiye’nin son yıllardaki yürüyüşüne bakıldığında, benzer bir sorumluluk duygusunun bugün de diri tutulmaya çalışıldığı görülür. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset tarzı, destekleyenler kadar eleştirenlerin de dikkatle izlediği bir çizgiye sahiptir. Onun da tıpkı Abdülhamit Han gibi, ülkenin birliğini ve bütünlüğünü önceleyen bir dil kurmaya çalıştığı inkâr edilemez. Bu yaklaşım, zaman zaman sert tartışmalara yol açsa da temel mesele değişmemektedir: Devletin ayakta kalması, milletin birlikte yürümesi.

Reis Erdoğan’ın özellikle farklı toplumsal kesimlerle kurduğu ilişki, bu birleştirici iradenin önemli bir parçasıdır. Kürt meselesine yaklaşımında, yıllarca konuşulamayan konuların konuşulur hâle gelmesi; inkârın yerini yüzleşmenin alması, devlet-millet ilişkisi açısından yeni bir eşiği temsil etmiştir. Bu adımlar, herkes tarafından aynı şekilde yorumlanmamış olabilir. Ancak niyet okuması yerine sonuçlara bakıldığında, birliğin korunması için risk alındığı açıkça görülür. Risk almak, siyasette çoğu zaman bedel ödemeyi de beraberinde getirir.

Abdülhamit Han ile Erdoğan arasında kurulan benzerlik, kişilikler üzerinden değil; yüklenilen sorumluluk üzerinden okunmalıdır. İkisi de zor zamanların insanıdır. İkisi de rahat alkışların değil, ağır sorumlulukların içinde yol almıştır. İkisi de karar verirken, yalnızca bugünü değil, yarını da hesaba katmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden attıkları adımlar, anlık tepkilerle değil; uzun vadeli sonuçlarıyla değerlendirilmelidir.

Devlet yönetmek, herkesin hoşuna gidecek kararlar almak değildir. Bazen doğru olan, popüler olmaz. Abdülhamit Han’ın hayatı bunun en açık örneklerinden biridir. Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikaları, destekleyenler için bir istikrar ve direnç sembolüyken; eleştirenler için tartışma konusudur. Ancak her iki tarafın da üzerinde uzlaşabileceği bir gerçek vardır: Türkiye, son yıllarda kendi ayakları üzerinde durma iradesini daha açık şekilde ortaya koymuştur.

Bu iradenin arkasında, tarihsel hafızayla kurulan bağın payı büyüktür. Abdülhamit Han’ı anlamak, yalnızca bir padişahı anmak değildir; devletin nasıl ayakta tutulduğunu, hangi bedellerin ödendiğini kavramaktır. Erdoğan’ın sıkça vurguladığı tarih bilinci de tam burada anlam kazanır. Geçmişi romantize etmek değil; geçmişten ders çıkararak bugünü inşa etmek… Bu yaklaşım, millet olmanın sürekliliğini sağlar.

Ötekileştirmeden uzak bir dil hem Abdülhamit Han’ın hem de Erdoğan’ın ortak hassasiyetlerinden biri olarak okunabilir. Farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeden bir arada yaşama iradesi, bu coğrafyanın en büyük imtihanıdır. Bu imtihan, yalnızca siyasetçilerin değil; toplumun tamamının sorumluluğudur. Devlet aklı, toplumu ayrıştırdığında değil; bir arada tuttuğunda güçlenir.

10 Şubat, bu açıdan bir anma gününden öte, bir düşünme günüdür. Abdülhamit Han’ın mirası, sadece tarih kitaplarında kalacak bir hatıra değildir. O miras, bugün de devletin ve milletin birliği için verilen mücadelenin ilham kaynaklarından biridir. Erdoğan’ın şahsında temsil edilen bu irade, desteklense de eleştirilse de ciddiyetle okunmayı hak eder. Çünkü mesele, kişilerden bağımsız olarak, bu topraklarda birlikte yaşama iradesinin korunması meselesidir.

Sonuçta tarih, sloganlarla değil; adaletle, sorumlulukla ve sabırla yazılır. Abdülhamit Han’ın bıraktığı iz, bu toprakların hafızasında hâlâ canlıdır. Bugün de aynı coğrafyada, benzer kaygılarla yürüyen bir irade vardır. Bu yürüyüşü anlamak, sevmek ya da eleştirmekten önce, hakkaniyetle okumayı gerektirir. Millet olmanın gereği de budur: Farklı düşünsek bile, ortak kaderde buluşabilmek.

Vefatının 108. yılında, devletin ve milletin birliği için ömrünü adayan Sultan II. Abdülhamit Han Hazretlerini rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyorum.

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR