Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Engin GÜLTEKİN


BENİM TÜRBANLI BACIMI KİM OYNATIYOR?

Engin Gültekin'in "yeni" yazısı...


Türban, Müslüman bir kadının kültürel bir aksesuarı değil; Allah’ın emri olduğuna inanarak takındığı bir iffet ve mahremiyet bilincidir. 

Kur’an bu bilinci açıkça tarif eder:

“Mümin kadınlara söyle: Gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar… Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar.”

(Nur Sûresi, 24/31)

Yine Rabbimiz buyurur:

“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Dış elbiselerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur.”

(Ahzâb Sûresi, 33/59)

İslam düşüncesinde fakihlerin büyük çoğunluğuna göre, el ve yüz hariç kadının bedeni mahremdir. 

Bu mahremiyet sadece örtüyle değil, bakışla, sözle, tavırla ve duruşla korunur.

1980–2002 arası yıllarda Müslüman kadınlar, kamusal alandan dışlanmayı göze alarak hudûdullahı savundular. Üniversite kapılarında, iş yerlerinde, sokakta…

Başörtüsü bedeldi, ama bu bedeli ödemek onlar için bir onurdu.

Kadın–erkek sınırları belliydi. Bakış ölçülüydü.

Ses haya ile kayıtlıydı.

Müslüman kadında bir utanma ahlakı vardı.

Peki Sonra Ne Oldu?

Bugün geldiğimiz noktada, türban örtmesi gerekeni örtmüyor, saklaması gerekeni saklamıyor, hatta bazen teşhirin aracı hâline gelmiş durumda.

Kur’an bu konuda da uyarır:

“Ey Peygamberin eşleri! … Sözü yumuşak söylemeyin ki kalbinde hastalık olan kimse ümide kapılmasın.”

(Ahzâb Sûresi, 33/32)

Demek ki sadece beden değil, ses de mahremdir.

Sadece elbise değil, üslup da örtülmelidir.

Yine Rabbimiz buyurur:

“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar…”

(Nur Sûresi, 24/30)

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini sakınsınlar…”

(Nur Sûresi, 24/31)

Bugün ise;

— Karşı cinse bakmaktan haya eden Müslüman kadın profili yerine,

— Düğünlerde türbanla oynayan,

— Mahrem bedenini hareketlerle şehvete sunan,

— Türbanı bir kimlik değil, bir makyaj unsuru gibi kullanan bir tabloyla karşı karşıyayız.

Resûlullah (sav) bu hali asırlar öncesinden haber vermiştir:

“Cehennemliklerden iki sınıf vardır ki ben onları görmedim: …

Giyinmiş çıplak kadınlar; meyleden ve meylettirenler…

Bunlar cennete giremez, kokusunu dahi alamazlar.”

(Müslim, Libâs, 125)

Bu hadis, kumaşın varlığına değil, iffetin yokluğuna işaret eder.

Asıl Soru Şu: Bu dönüşüm kendiliğinden mi oldu?

Yoksa sekülerleşmiş zihinler, popüler kültür,

modern özgürlük söylemi, medya, siyaset ve dini içi boşaltılmış bir “Müslümanlık” algısı mı oynattı benim türbanlı bacımı?

Türban bir direniş sembolüyken, nasıl oldu da sistemin vitrin süsü hâline geldi? Hudûdullah konuşulmazken, beden konuşur oldu. Takva geri çekilirken, teşhir alkışlandı.

Ve en acısı:

Bütün bunlar “özgürlük” diye pazarlandı.

Bu yazıda hedefim kadın değil...

Kadını bu hâle getiren zihniyeti hedef alıyorum.

Örtüyü değil; örtünün içini boşaltan, onu iffet bilincinden koparıp bir kimlik aksesuarına, bir vitrin süsüne, hatta zaman zaman teşhir aracına dönüştüren anlayışı sorguluyorum.

Ve soruyu yeniden, daha yüksek sesle soruyorum:

Benim türbanlı bacımı kim oynatıyor?

Kim onu iffetten koparıp,

mahremiyeti yok sayan bir gösterinin parçası hâline getiriyor?

Bugün örtü, özel ve kamusal alanda serbesttir; evet.

Ancak bu serbestiyet, hayasızlığı, şehveti ve mahremiyet ihlalini meşrulaştıran bir zemine dönüştüyse; örtü başta dururken haya ayaklar altına alınıyorsa, o örtü artık korumuyor, sadece örtüyormuş gibi yapıyor.

Asıl tehlike de tam burada başlıyor.

Çünkü örtü dururken hayanın gitmesi, şeklin kalıp ruhun kaybolması demektir.

Eğer bu gidişata cesurca itiraz etmezsek, yarın başörtüsü yerinde kalır,

ama iffet bilinci tamamen silinir.

Mahremiyet hatırlanmaz,

hudûdullah konuşulmaz,

takva “aşırılık” diye yaftalanır.

Ve işte o zaman kaybettiğimiz sadece türban olmaz…

Kaybettiğimiz ruh olur,

imanın hayata yansıyan ahlâkı olur, Müslüman kadının asırlardır taşıdığı izzet olur.

Bu yüzden mesele bir kumaş meselesi değil;

bir şuur, bir duruş, bir iman meselesidir.

Ve bu sorudan kaçamayız:

Türban kimin için var? Allah için mi, çağ için mi?

O zaman soruyu tekrar soruyorum:

Türbanlı bacımı kim oynatıyor?

Bilenler beri gelsin...

 

Selam ve dua ile...

 

Engin GÜLTEKİN

Eğitimci-Yazar-Sosyolog

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR