ZEYNEP KILIÇ

Tarih: 14.03.2023 12:43

Ben Kâmal Geliyorum

Facebook Twitter Linked-in

Dünyada tuhaf şeyler olurken Şahan’ın tırnak kesme skeci gibi ya da beyin zarlarımızı ozon tabakasını deler gibi delen antidepresan şarkısının farklı versiyonunu dinlemek ya da batının aferinini deva, derman olarak almak gibi. İşin mizah tarafı bir yana seçim tansiyonun yükselmesiyle son zamanlar zannımca en renkli atışmalara sahne oldu.

MHP genel başkanı Devlet Bahçeli gurup başkan toplantısında cumhurbaşkanı adayını belirleyeceklermiş. Eğer karar veremiyorlarsa noter huzuruna çıkıp kura ile adaylarını tespit etmeleri de bir seçenek olarak önlerinde durmaktadır ya da çöp çekmek sureti ile adayını çıkarabilirler. O piti, piti karamela sepeti tekerlemesi ile de adaylarını bulabilirler.

CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ise Yeşilçam’dan mesaj vermeye devam etti. Cumhurbaşkanı tarafından Bay Kemal ile tanışmıştık. Bay Kemal’in reaksiyonu ise: Bay Kemal olmak için bütün hayatımı verdim. Bay Kemal olmak için adaletli olacaksın. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği Türkiye’yi düşleyeceksin. Bay Kemal olmak için kadın erkek eşitliğini savunacaksın ve Bay Kemal olmak için İstanbul sözleşmesini bir hafta içinde yürürlüğe koyacaksın.

Beytülmale dokunan yanacak. Seçimin ertesi gününde onların telefonları acı acı çalacak. Açtıkları telefonun ucunda da bir ses duyacaklar Ben Kemal, geliyorum.

Hınç filminin konusu olan Kemal İstanbul’da görev yapan bir Komiserdir. Gece kulübüne baskın düzenler bir kadınla bir erkeği suçüstü yakalar ve dönüp sorar: Evli misin? Yakalanan kişi: 13 yaşında, diye cevap verir. Kıza dönüp, ya bu?  Suçlu: bu da o kadar. Ve komiser bir şamarla suçlu erkeği yere seriyor. Aşağı iniyor gece kulübü sahibine eskiden hırsızlık yapıyordun şu yaptığın işten bin kere daha haysiyetliydi deyip, dışarı çıkıyor. Komiser Kemal soruyor adın ne senin? Ayşe. Kimsen yok mu? Var köyde. Niçin buradasın? Başlık parası için efendim. Yaşlı birine verdiler kaçtım. Köyüne döneceksin kızım. Yüzlerce kişiye satılmaktansa bir kişiye satılmak daha iyi.

Komiser Kemal eve dönüyor. Evin içinde gezinirken kız kardeşi içeri giriyor. Komiser geç değil mi? Kız kardeş: ben esir miyim?  Komiser: Değilsin ama bir genç kız eve erken gelmeli. Kız kardeş: evet biliyorum. Ama arkadaşlarım evlerine daha geç geliyorlar. Onların her şeyi var. Arabaları bile. Komiser: Özgürlük dediğin dilediğin gibi yaşamak değildir genç bir kız aile yaşamına uymalı. Biz kendi değerlerimiz ve imkanlarımızla yaşamak zorundayız. Bizim güzelliğimiz, gururumuz, yoksulluğa boyun eğmeden ahlakımızdan bir şey kaybetmeden yaşamaktır. Dünyada en iyi şeyleri giymek vur patlasın çal oynasın o gece kulübü benim bu gece kulübü senin bu mudur yaşamak? İnsan niçin gelir dünyaya şerefli yaşamak için. Tabiki illerde bir gün anne olacaksın. Temelsiz asılsız eğlencelerle geçerse ömrün çocuklarına ne verebilirsin ki illerde.

Filmin tümünde aslında Komiser Kemal sadece mafya ile savaşmıyor mafyadan çok ahlaki yozlaşma ile gece kulüpleri ile fuhuş ile de savaşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti gurup başkan toplantısında şimdi altılı masaya yükleniyorum biz kutsal saydığımız aile kurumunun anayasa teminatı altında parlamentoya sunduk. Ey bu altılı masanın içinde olanlar açıkça, mertçe LGBT’yi kimler savunuyor kimler savunmuyor bunu da söyleyin. Bizim LGBT’ ile ne ilgimiz ne alakamız var. Çünkü biz aileyi kutsamışız. CHP’nin başındaki zat zaman, zaman istihza ile yerli ve milli vasıflara sahip olmadığını, kendine akıllı uslu bir sıfat aramak yerine Bay Kemal ifadesini sloganı haline getirmiş. Biz muhatabımızı tanıyoruz. Adaylığını zor yetiştirecek. Slogandı, programdı, vizyondu onları hiç yetiştiremez. Memleketin her işi gibi muhalefetin adayının sloganını bulmak da bize kaldı. Madem Bay Kemal bu ifadeyi o kadar sevdi öyle ise kendisine bundan sonra kullanabileceği yeni sloganını da vereyim. Bay Bay Kemal. Alsın tepe tepe kullansın. Telifini de istemeyiz helal hoş olsun.

Bay Kemal ise bay bay Kemal diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler filmi ve Everly Brothers’ın “Bye Bye Love” şarkısının yer aldığı videoyla cevap verdi.

Müslüm adında bir mafya babasının peşine düşerlerken mafyanın eline düşen everly brotherslerin dikkatini atın üzerinde rüzgâr gibi geçen bir kadın binici dağıtır. Oh be manzaraya bak at, avrat öbürüsü neydi derken Yılmaz Erdoğan’ın Asım karakterindeki kafasında soğuk demir namlu dayanıyor, dönüyor bravo silah… Korumanın biri Niye geldiniz buraya kardeş? Süpermen: biz Müslüm beye merhaba demeye… Asım, Süpermen ne yaptın? Süpermen: Asım abi isim kullanma.  Siz beyefendiyle görüşünüz biz burada bekleyelim ne olur ne olmaz. Ne olur ne olmaz derken. Görmüyorsun oğlım herkesin elinde makina var ha. Koruma, hani bir şarkı vardı bay bay hepınız, bay bay lolınız. Beni takip edin hepınız.

 

Buradaki ironi ne? Bay-bay hepınız mı Bye-bye hapiness, bay bay mutluluk mu (?)

Bay-bay lolınız mı? Hello loneliness, merhaba yalnızlık mı (?)

I think I’m gonna cry, Ve sanırım ben ağlayacağım. I feel like I could die, ölebileceğimi hissediyorum…

Aslına bakılırsa her ne kadar inkâr edilirse de herkesin malumudur kafasına silah dayandırılan başkan İyi parti genel başkanıdır. Sıradaki kurban ise galiba ince başkan. Burada tam bir demokrasiden ziyade muktedir olabilme adına her yolun mubah seçilip tam bir dayatmadan bahsedilebilir.

Bir haber kanalında HDP eş genel başkanı ise altılı masanın mutabakatına ağzı sulanarak seviniyordu bizim kapımız Kılıçdaroğlu’na her zaman açıktır diye ilan verir gibiydi. Kapınızın Kılıçdaroğlu’na açık olduğunu sağır sultan duydu. Hemen akabinde aynı kanalda ve aynı koltuğa oturan, aynı programcıya yanıt veren sayın Akşener ise Kılıçdaroğlu HDP ile görüşebilir fakat bizim vazgeçemediğimiz kırmızı çizgilerimiz var: HDP’ye bakanlık verilmeyecek diye açık ve net konuştu. Salahattin Demirtaş ise Meral hanıma anlamadığı dilden mektup yazarken sonrasında şu ifadeleri de kullandı. HDP’liler bağırlarına taş basarak Kılıçdaroğlu’na oy vermek istemiyorlar dedi. Sahiden bu düellolar merak konusu, Kürtler nereye sorusu da pür merak konusu. Umarım Kürtler yerel seçimleri tecrübe edinip bir ders çıkartmışlardır yoksa dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilme olasılığı yüksektir. Şu an için kısa vadede görünürde ne Kürtlerin ne de bir kısım muhafazakâr Türklerin birinci Kemalle bir sorunları yok. Fakat işin lafzi yanı başka icraat yanı başkadır. Bunların siyasal ideolojileri pratiğe döküldüğünde Kürtlerin varla yok arasında bir muameleye tabi tutulmayacağı ne malum. Nitekim sunucunun defalarca Kürtlerin pozisyonu ne olacak mealindeki sorulara karşı mırın kırın eden Ali Babacan Kürtlerin konumu ila ilgili ifadeleri: biz isteriz, kim istemez bizim liderimizi desteklemesini bizi desteklesinler fakat gerisi gelmiyordu. Anlaşılan Kürtler için tarih yine tekerrür ediyor. Hani hiddetle ne demişti bir Kürt büyüğü Ruslar Bitlis’e indiklerinde, bilahare Fransızlar Urfa’yı Ayıntab’ı, Maraş’ı işgal ettiklerinde ve hele Yunan Polatlı önünde mevzi aldığında niçin biz çiğ et yiyen vahşi Kürt değildik de Erzurum’dan, Sivas’tan, Ankara’dan yardım racası haberlerde ihtiyarlarımızın ellerinden ve sakallarından gençlerimizin yanaklarından ve gözlerinden öpmekten zevk alırlardı. Fransızlara karşı sel gibi kanımızı Ankara’nın esiri olmak için ve kölesi olmak için dökmedik. E ne olacak o Hüdai harptı (harp hilesi) köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler bilmezimsin amca. Sizi de ayı yaptılar.

Berat kandilinde sol cenahla birleşip mücahit Erbakan sloganları yerine mücahit Kılıçdaroğlu sloganları atıldı. Evet, önemli olan Kılıçdaroğlu’nun seyit ya da mücahit olması değil, Kamal değil, Kemal kalabilmesidir. Nitekim Halifeden kurtuluş savaşının, Cumhuriyetin meşruiyetini alan Kemalizm başka Cumhuriyetin ilanından sonra halifeyi yurt dışına süren, sarıklı şeyhleri, alimleri şapka adına bir, bir ipe dizen bir ideoloji ve inanca, dönüştürülen Kâmalizm başkadır. 

Umarım bir takım muhafazakâr Türkler bu farkın ayırımına erken varacaktır. Bu tarihi vakaların ışığında bir siyasi harita edinip illerde karşılaşabilecekleri ittikadi ve ideolojik zıtlaşmalarla birlikte birçok konuda pişmanlığa düşmeyecek şekilde yol alacaklardır. Aksi takdirde her iki tarafın da kuru sıkı demokrasi vaadi ile yanılma payları büyük olabilecektir.

 

Kaynak: Farklı Bakış


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —