Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Fedakar KIZMAZ


ATMAK...

Fedâkar Kızmaz'ın " yeni" yazısı...


Bu yazıyı, iyi bir evlatlıkla yetinmeyip bize ana babalık da yapan, 2 Kasım 2025 Pazar günü hüzünlü bir mutlulukla baba ocağından yeni  ülkesine ve hanesine uğurladığımız sevgili kızım ENİSE'CİĞİME İTHAF EDİYORUM..

"Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku, mızrağı, kurşunu, topu, füzeyi) attığında da sen atmadın Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.

İşte size lutfu! Allah inkâr edenlerin tuzaklarını hep bozmaktadır." 

(Enfal Suresi 17-18)

ATMAK !!!

Atmak sanattır; insan vardır, atışlarını abartarak anlatır avcı misali; insan vardır alçak ğônüllü derviş, mücahid, Seyit Onbaşı gibi:

"Ben atmadım, Allah attı" diyecek kadar mümin.!!!

Atmak...

Herkes atar bir şeyler...

Kimisi kendi sorumluluğunu başkasına atar, kurtulduğunu sanır vebalden; kimisi de gôzünü kırpmadan atılır çıplak elleriyle düşman hattına, ôlümüne....

Bazen derdini dağıtmak için bir sahilde, bir kôprüde atarsın oltayı tevekkelallah, uzanır nasibini beklersin; an gelir evde ekmek bekleyen sabiler için merhamet damarını sıkıca bağlarsın bir bileklikle, yayını çeker atarsın okunu, bir anne ceylanı taaa kalbinden vurursun!

Zorunlu eğitimin ôğrencisisindir bir okulda: sınavda şıklar arasında "oooo piti piti" kurrası çektiğin atmasyonla sınıfta çakarsın.

Talebesindir bir Nizamülmülk'te, yazdığın her harfin, her cümlenin, her hattın altına atarsın imzanı dingin bir ruh haliyle, yüzyıllar sonra adın bir proje okuluna bir hastaneye isim olarak atanır: Cezeri gibi, İbni Sina gibi...

Ya sigara dumanıyla boğulmuş bir bodrum katında atarsın kafadan, tutar mı umuduyla maç sonucunu bir hayal uğruna, kısa yoldan köşe dônme umuduyla tüketirsin ômrünü; ya da beyninle vücudun ôyle uyumludur ki çekersin bir şut, attığın golle dünyanın en zenginleri arasına ve gônüllere girersin, emperyalizme karşı mazlumların safında yer alan Ronaldo gibi...

An gelir, sorunlarını kafadan atarak çôzdüğünü sanırsın; an gelir kafan atar, ôyle cesur bir adım atarsın ki birikmiş tüm meselelerin halloluverir...

Yeni bir eve taşınırsın modern, bir artı bir, Amerikan mutfak... Ônceki üç artı bir evinde bırak atmayı, üzerine toz kondurmadığın, dantelli ôrtülerle korumaya aldığın, 'misafir odası' diye kocanı, çocuğunu oturtmadığın mobilyalarını, çekyatlarını, vitrinlerini, ya atarsın sahibinden nokta com'a, ya da kafanın tası atar, seslenirsin sokaktan geçen "demir alıyooom, hurdacıııı" melodisiyle ekmeğini çôpten çıkaran bir Niğdeli, bir Aksaraylıya, "ne verirsen ver yeter ki indirver asansôrsüz 6. kattan şu meretleri" dersin, ama "al malımı" noktasına dayandığı için işler, üstüne hammallık parası vermeden de evini tahliye edemezsin.

"Karı!" dersin kendi kendine; ôfkeyle, sitemle, "malınla rezil olmak ahanda bu işte! Balkondan aşağı ne var ne yok at kurtu!l" Sonra, düşünürsün sakince hiddeti sôker atarsın kalbinden, akl-ı selim'in devreye girer; "Amaaaan, konu komşuya karşı son anda maskara etme kendini!" ...ve seslenirsin zoraki:  "Hurdacıııı!"

Bazen en güvendiğin kişi kazık atar. Sert tepki veremez, atar yaprsın birkaç gün, belki fark eder de kendi hatasını telafi eder umuduyla. Tek bir adım attığını göremeyince günlerce, haftalarca, gözünden düşer, kalbinden çıkarır, beyninden atarsın...

Arkadaşın, kankan, akraban... Boyun büker: "Bir desteğine ihtiyacım var, kefil gerekiyor şu iş için, Bir imza atıver, formalite!."...

Attığın o imza hayatını karartır, evin ocağın dağılır, elinde avucunda ne var ne yok üç kuruşa haczedilir, günün kararır, geceleri kendini parklara sokaklara atarsın...

Yağmurlu havada kamelyanın altında hem derdini dağıtmak hem de ısınabilmek için bir nebze, iki tek atan sarhoşlarla dertleşirsin;

kefil olduğun "kankan" sevgilisiyle atış yaparken, ya da mışıl mışıl uyurken..

Atışların en masumu, en helali nedir derseniz; karpuz atmak derim. Temmuz sıcağında Adana'nın, Diyarbekir'in ovalarında belli bir tempoyla uyum içinde elden ele atılarak tırlara istiflenen: hasadın sonunda üreticisine sadece hammallığı kalan, kabz-ı malı, hal mafyasını ve üç harfli market trôstlerini âbâd eden o karpuzlar...

Mert adam boşa atmaz mermisini, havaya da sıkmaz hava atmak için. Gerektiğinde bir ordunun üstüne atılır, boşaltır 14'lüsünü, gerekirse atar ölüm korkusunu kalbinden, on dôrdüncüsünü kafasına sıkar, esir düşmemek adına savaş hukuku tanımayan düşmana…

Tek atımlık mermin varsa, sabrı da öğrenirsin, siperde yatmayı da… Fırtınalı havadaki düşman, ateş yakmaya çalışan bir çoban, "vasatı kırk çöp"ten tek bir tane kalmış kibrit çubuğunu nasıl yakarsa itinayla, işte ôyle.!..

Hanım liste atar alışveriş için, pazarda, marketlerde tur atarsın önce, en ucuzunu bulabilme umuduyla...

Parklarda fink atan kızlı erkekli ergen öğrencilere bakıp kahrolursun, bi an önce alandan uzaklaşmak için can atarsın. Fakat bağı çözülür dizlerinin, dökülen kola ile ıslanmış bir banka kapağı atarsın can havliyle.

Pazara girersın, kulakları tırmalayan bağırtılar arasında. Bir tezgaha yanaşır, bereketli bir gün dilersin... En güzellerini en öne yerleştirirken ağzında külü uzamış cigaranın dumanını burnundan soluyan pazarcının "geeeeel dayı geeeel!" komutuyla kendini havluyla parlatılmış elmaları önünde bulur ve bir anda çocukluğuna gidersin. 

Evinizin bahçesinde kimsenin ilgisini çekmeyen, dalları yerlere kadar eğilmiş elma ağacını hayal ederken "100 TL" etiketiyle gözlerin fal taşı gibi açılır, utana sıkıla

"yarım kilo" rica eder,  bi' 50'lik atarsın...

Eve varınca bir bakarsın ki üç elmanın ikisinde çürük, birinde dolu yarası var!  Ağız dolusu "la havle" çekersin, havale edersin Allah'a...

Hanımın atar yapar, senin insanlara güvenini "hödüklük" olarak tanımlar, sadece yutkunursun... 

Aşağılanmışlığın hıncıyla, öfkeyle yeniden atarsın kendini dışarı, bir markete girersin, "HİPER"!

Siftah atmak adettendir bu topraklarda... 

Metal 1 lirayı atarsın dükkanın içine sektirmece, cızırtıyla dolanır dolanır, motivasyonu tükenince yavaşça yalpalar, ônce bi çrpınır, en sonunda sırt üstü yayılır mermer ya da fayans zemine,. Yazı mı üste gelir tura mı o an ônemi yoktur.

Pazarcının sinirini, Hoca atunun hıncını "seçmece" meyve sebzelerden çıkarırsın. Ellersin önce, sıkarsın, mıncıklarsın, nasıl olsa serbest!

Tezgahtakilerin altını üstüne getirdikten sonra yetinmez, bir de daha ipi çözülmemiş kasalara el atarsın...

En sonunda sinirlerin gevşer, tam psikolojik doyuma ulaşacakken, kendi kendini gaza getirir, "Bi gıcıklık daha yap oğlum" der; asgari ücretle 12 saat milletin ağız kokusunu çeken kasadaki gariban kızcağıza atar yapar, laf atar, tabiri caizse musallat olursun: "Ver bir kuruşumu!"

"Yok dayı bir kuruş! Sabah sabah, hasminallah!"

"O zaman etikete 99.99 yazmasaydınız kardeşim!"

...Bedavasından şeffaf poşetteki kıpkırmızı beş adet gıcır elmayla kapağı eve atarsın, zafer kazanmış komutan edasıyla...

Bazen de "yazı tura"yı düğum çôzmek için atmak gerekir.

Dünyanın ônemli takımlarını bir bir devirmiş, final oynuyordur takımın. Doksan dakika kan ter, itiş kakış... ama bir türlü sonuca varılamamış maçta, uzatmalardan da netice alınamamış, penaltılarda eşitlik bozulmamış…

Hakem demiş son çare olarak: "Hadi, atalım bir yazı tura.".. Takımın biri bayram yaparken, diğeri kôs kôs, gôzyaşları ve alkışlar eşliğinde soyunma odasına marş marş...

İnsanoğlu iki yüzlü bir madalyondur; "İnsan" vardır, menfaati için dostunu ateşe atar, İNSAN EVLADI vardır, dostu için kendini ateşlere atar.

Ne anlaşılmaz bir mahluktur şu Adem!!!

Daha yaratılmadan ônce Melekler çekincelerini iletmişler Allah'a: "Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dôkecek bir "canavar" mı yaratacaksın?" Valla melekler de boşa atmamış hani!

Yahu, adam akşamdan elli ôrdek, yüz kaz, iki yüz tavuğuna yem atıyor, sonra güzelce kümeslerine tıkıyor; alıyor otomatik av tüfeğini, karın doyurmak için bataklığa ulaşmaya çalışan çullukların, ôrdeklerin kanını havada akıtmayı mükemmel atıcılık olarak görüp ôvünerek anlatıyor ertesi gün kahvehanede...

Avrupalı sômürgecilerin kement atarak esir ettiği, gemilerle taşırken hastalanan ya da ôlen Afrikali delikanlı/kızları okyanusa atarken ne hissediyorsa, tüller içinde büyüyen  BEYAZ çocuk da, zenci çocukların önüne eğlence olsun diye fındık fıstığı atarken aynı hazzı yaşıyor..

Kendini üstün gôrenler hep yukarılarda yaşarlar, en yükseklerden, uzaydan gôzetlerler fânileri...

Maddi servet mutluluk getirmez çoğunlukla.

Tüm zevklerini tükettiği bu dünyadan bir gece yarısı otelin 120. katının balkonundan, penceresinden, ya da çatısından atar kendini, yukarıdan böcek gibi gôrdüğü evsizlerden birinin ônüne çakılıverir...

Koltuğunu sallantıda gören Nemrut emir verir; ateşlere atılırsın mancınıkla. Yollara düşer karınca…"Ağzındaki bir ir damla su neye yarar ki" diye bıyık altından gülenlere yapıştırır tarihe geçen cevabı:

"Ateşi söndüremeyeceğimi ben de biliyorum bir damla suyla; ama hiç olmazsa tarafım belli olur!" 

Zindana atar BÖYÜKLERİMİZ, her dönem birilerini; bazen komünist, bazen bölücü, bazen ülkücüler... An gelir gerici diye atarlar zindana, gül bahçesine düşersin. Ya da "Medrese-i Yusufiye"ye dönüşür hücreler, yutmadığın kitap kalmaz, allâme-i cihan olursun...

Volta atarken bir yandan, ilhamlar gelir öte yandan; görüş günlerinde kimsecikler ziyarete gelmezken. mektubu bırakın bir bayram tebriği dahi atılmazken...

Aykırı bir adamsındır; zengin, kendini beğenmiş, aristokrat... 

"Benim adım Necip, babamınki Fazıl Bey" diye şiirin içinde övünürken, feleğin sillesini öyle bir yersin ki,

*KALDIRIMLAR"dan seslenirsin dünyaya! 

"Bir ben, bir de serseri kaldırımlar!!!"

"Kimsecikler okşamaz beni madem, 

Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!"

"Zindan, iki hece, Mehmed'im lafta,

Baba katiliyle baban bir safta!"

"Sevinin Mehmed'im, başlar yüksekte.

Ölsek de sevinin, eve dönsek de.

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte.

Yarın elbet bizimdir, elbet bizimdir.

Gün doğmuş gün batmış, EBED BİZİMDİR!"

şiirleriyle "Sultanuş Şuara" lakabı verilir, Şairler Sultanı olursun.

 Merhametsiz bir katılıkla şeriat uyguladıklarını sanan Ferisiler, zina ettiği ithamıyla bir kadını recm etmek için sabırsızlanırken; Bilge İsa acıyla, hüzünle bakar, bir kadına bir taşkın kalabalığa... Namus timsali annesi Meryem gelir gozünün önüne o an muhtemelen..

"Senin anan baban namuslu insanlardı, bu çocuğu kimden peydahladın?" diye iftira atan ham sofulara karşı kucağındaki bebeği işaret ederek, "kendisine sorun!' diye İsa'dan medet umduğu günkü gibi, sakince savunur kadıncağızı. Ve hükmünü ilan eder: "İlk taşı, hayatında hiç günah işlememiş birisi atsın!"… Öfkeyle cilalanmış taşlar bir bir elden düşerken, sessizce boşalır alan, dakikalar içinde, utançla... Gözler yerde, omuzlar düşük, yüzler kızarık, boyunlar bükük...

Bir söz atarsın ortaya. Niyetini, hikmetini sorgulamadan yargılar seni kitleler.

Şehrin meydanında sürüklenir bedenin; galeyana gelmiş bağnaz kitlenin arasından taşlar yağmaya başlar tepene.

Dostunla göz göze gelirsin...

Bakarsın ki elindeki gülü fırlatıyor taş niyetine; hem İsa'ya hem Musa'ya yaranma adına, ama güçlünün tarafında...

Kanlar içindeki bedenin bir anda acıyla titrer, kırmızı gül değdiği an dudağına!

Ve yüreğinin acısı mısralara dökülür, yüz yıllar sonra türkü olur, yürekleri yakar: 

(Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, biline!” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in MUSAHİBi (can yoldaşı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür:

Şu kanlı zalımın ettiği işler,

Garip bülbül gibi zaralar beni.

Yağmur gibi yağar başıma taşlar,

İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni.

Dar günümde dost düşmanım belli oldu.

Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.

Ecel fermanı boynuma takıldı.

Gerek asa, gerek vuralar beni.

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz.

Haktan emr olmazsa rahmet yağmaz.

Şu ellerin taşı hiç bana değmez.

İlle dostun bir tek gülü yaralar beni...)

Evet! o nefes öyle bir ateş yakar ki pişman gönüllerde,

Pir Sultan Abdal diye tarihe geçer adın, mabetler dikilir, müminler sende CEM OLUR!!!

Hayvanlara yem atılır da insanlara atılmaz mı? Bı çiftlik kurarsın, Bir yandan TOSUNCUKLAR boy atar, bir yandan İBAN'a atılan hesaplar kabarır.

Her gün yüzlerce ôrneğini haberlerde ibretle izlediğimiz, cep telefonlarına Emniyet'ten gelen "dolandırıcıların tuzağına düşmeyin" uyarılarına "ben kül yutmam!" edasıyla gülüp geçen insanlar, "her atılan yeme nasl tav olunur?", hakkında tezler yazılması gereken konuya bir psikologun el atması isabet olur…

Hadi falcılar atıyor, insanlar para verip eğlencesine takılıyor da, bu ekonomistlerin atıcılığı yüzünden ne ocaklar sônüyor, ne hayatlar son buluyor... Altın, dôviz, borsa, arsa arasında her salatalık uzatan "ekonomist"e tuz yetiştirmeye kalkan ülkemin küçük yatırımcıları, bir ômür alın terinden biriktirdikleri varını yoğunu, aldıkları tüyoya kurban edince, soluğu Boğaz Köprüsü'nde alıyor. Sonra da ne hikmetse kameraların gelmesini bekliyor: "Kendimi atacam, devlet gelsin beni kurtarsın!"..

Bir de seçim zamanı bolca atan "Kamuoyu Araştırma Şirketleri" ve "Uzmanları" yok mu?!

Hangi partiden sipariş alırsa onun puanları ilgilendiriyor kendilerini. Ya da inandığı ideolojiye gôre gôrmeyi istediği sonucu toplumun atan nabzıymış gibi pazarlamakla gôrevli cambazlar, sihirbazlar, amigolar, üçkağıtçılar… İçlerinden işini namusuyla yapan biri açık ara fark atıp sonucu tutturduğunda, mesleği adına yüzü kızarmaz mı insanın?.Ne gezer?!!

Aynı duruma bir Japon düşse mesleği bırakıp diplomayı yakmak ne kelime: harakiri yapar, karnından giren kılıç sırtından çıkar...

Bunlar başka bı kavim... Bir süre ortalıktan toz olup olayı unutturacağı yerde, Partilerin sponsorluğunu yaptığı ekranlara çıkıp pişkin pişkin atmaya devam ediyorlar, bu millet de yiyor...

Aslında boşa emek sarf ediliyor, kaynağı belli meçhul paracıklar israf ediliyor.

Zar da atsalar aynı sonuç çıkar nasıl olsa, ama inandırıcı olsun diye o kadar istatistikler, veriler, çizelgeler...

Parti liderleri de az fırlama/fırıldak değil hani!

Adam, kendi iktidarında yasayla güvence altına altığı "terôrist başı" idam edilsin diye miting meydanlarında seçmenin üzerine urgan atıyor.

Diğeri, sanki tavuklara yem atar gibi, otobüsten, kürsüden Cumhur'un üzerine Çay Paketleri fırlatıyor. Bi Allah'ın kulu da demiyor ki: "Yahu biz dilenci değiliz! Köpeğe kemik mı atıyorsun, güvercine benzer bı halimiz mi var yoksa?! SEÇMENİZ BİZ, SEÇMEN!"

Aksine, *öt kılı olmaya razı taşımalı bir kitle dolduruyor ya meydanları; kitle kitleyebildiğin kadar!...

Millet üç basamaklı enflasyonun altında inim inim inlerken, dalga geçer gibi "2026'nın ortalarında tek haneye indireceğiz!" palavrasını gôzümüzün içine bakarak atarken ADAM; yüzüne karşı haykıracak bir yiğit çıkıp demez mi Allah aşkına: "UFAK AT DA CIVCİVLER YESİN!" Ya da:

"ATMA RECEP, DİN KARDEŞİYİZ!" 

Ne hikmetse seçim zamanlarında bolca slogan atılır, terôr ôrgütleri miting alanlarına sızıp kitleleri provake eder, molotof atar. Çevik Kuvvet de gôz yaşartıcı GAZ SIKAR.

GAZ BOLLUĞU VARDIR ÇÜNKÜ;

ÜLKENİN HER YERİNDEN, KARADAN DENİZDEN GAZ, PETROL FIŞKIRIR SEÇİM ZAMANLARI.

Seçim meydanlarında birilerine GAZ VERİLİR, birilerinin GAZI ALINIR...

İnsan, atmaya gelmiş sanki dünyaya...

Hep atıyor, tutan olursa ne âlâ…

Daha okula başladığı gün ôrtmenlerinden ilk ôğrendiği bilgi atmak:

ALİ TOPU AT!"

Top vardır, "SURda mukaddes bir gedik açar, çocuk yaştaki Mehmet'i Fatih Sultan yapar. Bir Ramazan akşamı patlat gôkkubbede, kilitli ağızları açar, iftar ettirir mü'minlere.

Bu arada, bir cehaletimi hoş görün.

Misafir bir devlet başkanını karşılama töreninde 21 pâre top, niçın atılır bilmiyorum…

Hata yapıyoruz, nisyan ile mâlül bir insanız sonuçta. Özür dileyip konu kapanacakken, en yakınımızdakine atıyoruz suçu .

Olmadı, iftira atıyor, çamur atıyoruz, tutmasa da izi kalır umuduyla..

Ya da kimseye açamadığımız sorunların hammallığını yapıyor, kafadan atacağımız yerde hep içimize atıyoruz dertlerimizi.

Bir ômür başkaları uğruna çekilen çilelerden sonra, titreyen dizlerle son durağa yaklaştığında; kalan son birikimler de ilaç firmalarına, psikolaglara havale ediliyor.

Hastane, eczane, balkon, cami, emekliler lokali ya da huzurevinde müflis tüccar misali eski hesaplarla cebelleşirken alzaymıra takılı kalan sulanmış beynin; iki metrelik beyaz bir kefene sığıyor eski defterler…

GUNDİnin teki, İçi dışı bomboş, hava atıyor ama kavga edecek yürek yok;

Bir Osmanlı tokadıyla mesele çözülecekken, hadi olmadı diyelim 

yumruk atarak halledeceği bir mesele için

Taş atıyor,

Ok atıyor,

Mızrak atıyor,

Silah atıyor.

Bomba atıyor

Top atıyor,

Molotof atıyor.

Roket atıyor.

Kıtalar arası balistik füze atıyor. 

Konvansiyonel silahlar yetmiyor, Atom bombası, nükleer bomba atıyor.

Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değecekse, at!

İster kol gücünle, isterse sapanla; ama at, atmak gerektiği yerde!

İsmail'in, kendisini yoldan çevirmek için kalbine vesveseyle fısıldayan İblis'e attığı gibi...

Davut'un Calut'u alnının ortasından vurduğu gibi, at!

Ôyle bir taşa tut ki şeytan ve avânelerini, Mina'daki Hac sevabını alasın! 

Amerika'da yaşayan Hristiyan göçmen bir Filistinli akademisyensin, yazarsın. Siyonist lobiler tarafından karizmanın, hatta adının çizileceğini bile bile Filistin'de İsrail tanklarına çocuklarla beraber taş atıyorsun ve EDWARD olan adın  SAİD'ler listesinde kayıtlara geçiyor!

Taaa Amerika'lardan bin bir engellemelere rağmen Filistin'e ulaşıyor, ömrünün baharında İsrail buldozerinin önüne dikilip, bir mezar taşı kararlılığıyla yerinden kıpırdamadan şehadet şerbetini içen 23 yaşındaki Hristiyan Raşel, tekbirlerle uğurlanırken, arkasında bir "Vicdan Günü" bırakıyor! 

Taş atmak yürek ister diyorsan, bari git Erzurum Dadaş'ının hanesine kapağı at, at üstünde Cirit atmayı öğren ki, günün birinde Hamza'nın intikamını almak sana düşerse, mazeret üretip, topu taca atıp palavra atmak zorunda kalmayasın!

Milletin gazına gelip bir hevesle taktığın nişan yüzüğünü, evliligi gôzün yemediği için atıyorsun...

Allah'ın emaneti hanımına araba muamelesi yapıyor, son modeline binmek için kapı dışarı atıyorsun...

Senin için uykularını bôlen, saçını süpürge yapan ananı; bir baltaya sap olsun, koluna altın bilezik taksın, on parmağında on hüner olsun diye yarı aç yarı tok, topuğu düşene kadar koşturan babanı en güçsüz zamanlarında "ôffff!" deyip sokağa atıyorsun…

Evlatlığın, adamlığın, Kadınlığın hakkını veremedin, barı çocuklarına ANALIK BABALIK yap da sabîleri ite kopuğa yem etme! 

Kendi ayakları üstünde durabilsin, koluna altın bilezik taksın diye uzak şehirlere, ülkelere gönderdiğin oğlunu, kızını boş bırakma... Onların elinden tutacak akrabalarınla, dostlarınla tanıştır, boşlama hiç. Nerede yaşıyor, kimlerle yatıp kalkıyor, ne yiyip ne içiyor, takip et? 

Allah'ın emaneti yavrularına; aynı batında beş altı eniğini kurda kuşa yem etmeden büyüten evsiz bir kedi, çulsuz bir sokak köpeği kadar sahip çıkabilsen keşke!

Onları sevgisiz, ilgisiz ve meteliksiz bırakma! Telefon et sık sık, mesaj at akşam sabah;.kontür at, var mı yok mu sormadan, ki fırsatçılar KANCA ATMASIN! 

Atıyorsun da atıyorsun! "İslami" usüllere göre tasarlanmış denize sıfır otellerde, villalarda açık büfe, sınırsız kahvaltıdan sonra kem gözlerden HAŞEMAyla koruma altına aldığın eşini, kızını, KADINLAR PLAJIna atıp, üstsüz gâvur kızlarının cirit attığı karışık bôlüme kapak atmayı miden kaldırıyor; yakınına yakınına sokulmaya can atıyorsun.

Sabah namazından sonra "hoca efendi"nin tefsirini dinlerken mahmur mahmur kapanan gôzlerin plaja adım attığın an baykuş gözüne dönüyor, Ve’l-Fecri okuyor...

Her yıl günahlarını sıfırlamak, cennetteki hurilerin sayısını artırmak için gittiğin Kâbe'nin çevresinde yedi şavtı tamamlayabilmek için attığın uyuşuk adımlara karşın, cıbıldak kızların çevresinde tavaf ederken yorulmak bilmeyen heyecanını görse bi dava arkadaşın,

 "Bu şerefsiz galiba güneş enerjisiyle çalışıyor." der, kesinlikle... 

Yetmişe dayanmış yaşından, kabağı çağrıştıran başından utanmadan arlanmadan, yüzün dahi kızarmadan genç kızlara karşı kulaç atmakta mahirsin; ama VİCDAN YÜKLÜ SUMUD'un dümeni ateist bir Avrupalı'ya nasip oluyor.. Sen, ağzının suyu aka aka sarışın kefere Rus kızlarını nasıl yatağa atabilirim diye çevrelerinde fır dönüp tur atarken; sabahın seherinde Müslümanlarla saf tutan elin Papaz kaptanı, İsrail hücumbotlarının taciz atışları altında Gazze sularına "Demir Atma" derdinde.... Yaaaaa

... Ve Sen; kimlerle düşüp kalktığından haberin olmayan, en pahalı özel okullara emanet edip sınırsız harcama limitli kredi kart tahsis ettiğin oğlundan, gemileri yakıp atını okyanusa süren bir Tarık Bin Ziyad çıkacağını sanıyorsun!

Kardeşinin ufak bir kusuru karşısında tirip atmayı, atar yapmayı biliyorsun; emperyalizm bütün İslam dünyasını kasıp kavururken, bırak silaha sarılmayı kurşun atmayı, yetimlerin hesabına üç kuruş atmaya nefsini ikna edemiyorsun.

Yahu, insan elin gâvuru kadar dahi vicdanını harekete geçirip bir slogan atmaktan da mı geri durur?!

Lafa gelince atıp tutuyor, mangalda kül bırakmıyorsun ama "hadi bı el atalım arkadaşlar" çağrısına sağır oluyor. Kaş gôz arasında havlu atıp ortalıktan sıvışıyorsun.

Sokakta namusuyla yürüyen kıza laf, delikanlıya omuz atacağına, yükünü taşımakta zorlanan bir ihtiyarın pazar çantasına el at, marşı basmadığı için yolda kalmış bir arabaya omuz ver! Ceketim kirlenir diyorsan hiç olmazsa ittiriver.

Vitesi ikiye atılarak, birkaç komşunun ittire ittire yokuşa kadar getirdikten sonra 1970 model bir Murat 124'ü BOŞA ATIP VURDURARAK çalıştırmanın zevkini yaşayanlar burada mı?! 

Milletin ne emeklerle yaptığı eserlere bi gôz atıp hata bulmak, hatta, "Ben muhalefetim, iyi şeyler yapılsa dahi karşı çıkarım" bağnazlığıyla siyaset yapmak kolay!

Kırk bin masumun katilini unutturmak adına KELEŞ'i kamufle edip, sırtın dağlara yaslanık halde ekranlarda iki saz tıngırdatıp dans ederek Beyaz Türklerden ödünç oy alabilmek de bir maharet....

Zor olan:

Sadece 780 bin kilometre karede değil, sırtında yumurta küfesiyle dünyanın her tarafında savaş vermek, insanlığın can çekiştiği bir dünyada kapı kapı  merhamet dağıtmak, enkaza dônen insanlığın umudu olabilmek..

OY atmak kolay da, RE'Y vermek zordur! 

Yaşlıların oyunu bir çuval makarnayla, unla, şekerle, çayla, lokantada bir ucuz öğünle.... 

Gençlerinkini de konserlerle, kontür yüklü AYFONlarla satın alabilirsin. 

Ama REY, insanın gôrüşüdür, kişiliğidir; namusudur; hiçbir servetle değiştirilemez...

Ne diyor Afro Amerikan Hz  Malkolm X (Malik el Şahbaz r.a):

“İster mermi kullansın, ister oy pusulası; insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.”

Maykıl  Ceksın'ın şarkıları, danslarıyla ibadet aşkıyla kendinden geçen  gençliğin, hayatı boyunca ölümle dans etmiş olan Malkolm X ile ne işi olabilir ki?!

Adam var; rastgele boşaltıyor silahı havaya, balkondan düğünü seyreden 15 yaşında kızcağız MAGANDAlığa kurban giderken;

Hedefine odaklanmış tek bir mermi ile ülkenin gidişatına yön verdikten sonra, kahraman bir polis, gözü pek bir asker, MANKURT'ların mermi yağmuruyla ülkesine KURBAN oluyor gönül huzuruyla ve adları kazınıyor beyinlere:

HALİSDEMİR, FETHİ SEKİN adıyla.... 

Debre nerededir kimse bilmez ama Debreli Hasan'ı bilmeyen yoktur.

Drama Köprüsü türküsü atış poligonu gibidir memleketimizde:

"At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin.

Dırama mahlesinde Hasan, dostlar dinlesin!"

Kareteymiş, boksmiş tekvandoymuş, judoymuş... boşa para veriyor, zaman kaybediyoruz.

Bizim topraklara mahsus bir dôvüş tekniği nedense basite alınıyor;

Hiçbir organını kullanmana gerek yok; rakibine attığın bir kafayla dôvüşü kazanırsın, burnuna denk getirebilirsen.

Bizim insanımız kendinden geçmesin bir; namus uğruna, Allah peygamber aşkına, vatan için, ezan bayrak sôz konusi olunca havadaki düşman helikopterine ônce küçümseyici bir bakış atar, sonra ne geçirırse eline; sopa atar, balta atar, nacak atar...

15 Temmuz gecesi toprak çatısında uyurken SONİK patlamalarla uyanan Urfalı, Mardinli karayağız ihtiyar delikanlılar dünya ajanslarına haber oldular: "Jet'e kafa atan ÇILGIN TÜRKLER!" 

Bir anlayış başka bir anlayışa fark atıyor.

Hakkını vermek lazım; biri var, "düşmanın silahıyla silahlan"mayı doğru yorumlayıp, göklerin hakimiyeti yarışına geç dahil olmasına rağmen, attığı deparla Amerika, İsrail gibi rakiplerine fark atar, ebabil gibi hedefini vuran sihalarla, attığı güdümlü füzelerle savaşların seyrini değiştirirken; diğeri, *atmak sünnettir" hadisini  "ok atmak" sanıp okçuluğun okulunu açıp bir de Vakıf kuruyor.

Dôrt gôzle sabahı bekleyen hasta, doğudan ilk şafak attığında derin bir nefes alırken; bir ômrü boşa geçirdiğini son nefesini verirken fark eden kişinin şafağı attığında iş işten geçmiş oluyor ne yazık ki..

Milli Eğitim Bakanlığı'nın kadrolu bir milyona takın ôğretmeni yetmiyor, bir de asgari ücretten de düşük parayla köle muamelesi yaptığın, sigortasını dahi yarı zamanlı ôdediğin ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER...

Yetmiyor, camideki imamdan, Sivil Toplum adı verilen Vakıflardan, Derneklerden destek alıyorsun, ama sonunda sınavlarda eksi puanlı öğrenciden geçilmiyor.

"Aman!" diyorsun, "kimse fark etmesin bu okumuş cahilleri". Bir kararnameyle 140 puanlık ÖSS baraj puanını sıfırlayıp, ne kadar boş beleş geri zekalı zengin çocuğu varsa apartmandan bozma "VAKIF ÜNİVERSİTELERİ"ne ekmek kapısı, baba parasıyla lisans diplomasını duvara asan şımarık ergenlere de torpille girilebilen iş alanları açıyorsun......

Bir Muhteşem Süleymaniye daha inşa edecek Mimar yetiştirmek niçin mümkün olmuyor modern modern okullarda, bunun da cevabını veremiyorsun tabii ki.

Kaliteli tohumu doğru zamanda verimli toprağa atarsan ürünün bereketli olur. Emperyalizmin ôncü birliklerinden Dünya Gıda Ôrgütü'nün dayattığı GDO'lu tohumu,

İsrail'e dünya kadar para akıtarak kullanmaya kanun zoruyla mecbur ettiğin çiftçinin tarlasına musallat edersen...

Devlet Baba olarak sen, tüm olumsuzluklara rağmen (el mecbur) bu sene de hasat etmiş çiftçinin ürününü almamak için ipe un serer, kırk dereden su getirirsen...

İthal buğdayla tıka basa doldurduğun siloları gösterip bollukla övünür, KÖYLÜ EFENDİ'yi de  merhametsiz özel sektör fırsatçılarına peşkeş çekersen...

Canına tak eden çiftçiyi, "Yakarım lan bu buğdayı!" noktasına getiren bürokrasi hazretleri, hantallığını muhafaza ediyorsa... 

Aynı faiz gibi, bir süre bolluk var sanır, mezuniyet balosundaki öğrencilerin kep atışı misali mutluluktan şapkanı havaya fırlatırsın. Gôzlerindeki bir anlık ışıltıyla (!) havanı da atarsın ama üç beş yıl sonra, kapağı atmış kurbanlık tosunların ônüne atacağın otu samanı, savaş halindeki Ukrayna'dan alabilmek için gâvurun ônünde kırk takla atarsın...

Deprem olur, ateist Japon'un gökdelenlerinin, sekiz nokta (!) sıfır şiddetinde kılları kıpırdamazken...

Senin şehirlerinin ana caddelerinde 28 Şubat tanklarına misilleme yapar gibi sarıklı cübbeli yüzlerce müridin askeri disiplinle yürütüldüğü, 4444 kere okunup üflenmiş MÜTAİT yapımı Kur'an Kurslarının enkazında masum fakir çocukların cesetlerine günlerce ulaşılamıyor, devreye giren ağzı dualı büyüklerin HİMMETiyle hiçbir sorumlu ceza almıyorsa... 

Ülkende 5 noktalı sarsıntıda ortalık Gazze'ye dônüyorsa, halkımızın "MÜTA İT" adını layık gôrdüğü ensesi kalın, göbeği yağlı SAYIN AĞA! Acaba hiç aynaya bakıp kendine ağız dolusu sövdüğün oldu mu?: 

"Lan sen var ya sen; bir gece yarısı babamın anamın kucağına fırlattığı haram lokmadan mamul tohumun mahsülü bir SÜZMESİN!"

Emdiğin ilk sütte, ağzına attığın ilk lokmada kaç gariban amelenin, ustanın ödenmemiş alınteri ya da gözyaşı vardır kim bilir?!

"Çevrilip" "çökülerek" "zilliyet hakkı" ile mülkiyete geçirilmiş hazine arazisine bir gecede kondurulmuş evinizin harcının çimentosu bile eksik atılmış ya da demirden çalınmış olabilir mi?

Cennet gibi bir ülkede doğmanın hiçbir tadına varamamış, hep onur belgesiyle bitirdiğin okullara rağmen, plesteşinlı yatağa mahkum edilmişsin hayatının baharında.

"Pedagoji" kelimesini bile duymamış eli sopalı HOCA(!)lar tarafından cemaat yurtlarında kişiliği elinden alınmış, dünyadan bihaber, açık lise (!)  mezunu, KPSS'den ancak 50 alabilmiş "HAFIZ"lar mülakatta 100'er puan VERİLEREK lojmanlı camilere imam olarak, olmadı oraya buraya memur, danışman, bilmem ne olarak atanıp 657'nin kollarında mışıl mışıl uyurken; kapı gibi 99.99 KPSS puanına rağmen mülakatlarda 50'den fazla puan alamadığın: Ankara'larda dayın, iktidar partisinde bir üyeliğin olmadığından dolayı kazanacaklar listesine adın dahil edilmediği için, 7/24 uykuya sığınmana rağmen günler, geceler geçmek bilmezken....

Son bir kez de EV DELİKANLISI olarak ana babaya yük olduğun gecelerin birinde intihar filmleri izlerken, bir anda ruhunda şafak atıyor,  beynine attığın formatla kendine geliyor ve mırıldandığın sözleri kâğıda döküyorsun aceleyle, aman aklımdan kaçmasın telaşıyla:

"KENDİME GELİYORUM, ORADA MISIN?!" 

(Kadim dostum,... ve Şair Cafer Petek abimin bir ômür yüreğinde birikenlerden taşan şiirlerinin birkaçını bir arada bulabileceğiniz kitabının ADI) 

Bir gece yarısı, kara kara gelecek kaygısı yaşarken bir anda kafanın tası atıveriyor, sigortan atık, şarterler inmiş bir ruh haliyle bütün köprüleri atıyorsun, çeyrek asır evvel "hooopbaaa" diyerek ilk adımını attığın baba ocağını terk ediyor; gâvur ellerine atmak için kapağı, yollara düşüyorsun, umutsuzca...

(Not: Bu hikayenin sonunda, seni; kadın, çoluk çocuk göçmenlerle dolu, merhametten nasipsiz Yunan askerinin mızrağının ucu değdiği an suya gömülecek olan şişme bota bindirir, Ege Denizi'nde hayatına son da verebilirdim ama, ecelin benim kalemimden olmasın diye şansını denemene fırsat veriyorum. O yüzden senin hikâyene burada NOKTA ATIYORUM!)

Geride kalanlar için ortaya bir iki söz daha atayım, birkaç kelâm daha edeyim; kim alınırsa üstüne artık! 

Konteynerler SIFIR ATIKlarla dolup taşıyor.

Eskiden ATIK diye bir tâbir yoktu zaten.

Meyve yerdik (bulursak), varsa kabuğu, şusu busu, ineğe buzağıya verirdik. Cevizin, fındığın fıstığın, kuruyemişin kabuğunu sobaya atar, sofra bezinin kırıntılarını silkelerdik pencereden, tavuklar, ôrdekler, hindiler, kazlar kapışırdı anında.

Bi' ev halkı için tek bir "gezen tavuk" kesilirdi "bismillahi allahü ekber"le. Tüyü yolunurdu kuru kuru, sonra simsiyah duman karası tencerede haşlanır, tahta yer sinisinin ortasında  genişçe bir alüminyum tasa suyuyla birlikte dökülür, kuru ekmek bandırıla bandırıla bir yediden yetmişe geniş ailenin karnı doyardı. Ne derisi israf olurdu ne kemiği; ev halkından sayılan kedi köpek de nasiplenirdi..

Tavuğun en sevilen 

beyaz kısmına kimsenin eli varmaz, başkası yesin diye hep en sona kalırdı. Âdâb-ı muaşeret dersleri için uzun uzun vaaz veren HOCALARA ihtiyaç duyulmaz; bezi, dïzlerin üzerine serilmiş sofralarda kendiliğinden alınırdı insaniyet dersleri.

Çilek büyüklüğündeki karaciğer, maşa üzerine ôzenle yerleştirilir, MECUSİ ATEŞİ gibi ocakta hiç sönmeyen kôzde bi' güzel kızartılır, itinayla 7 hisseye bölünür, atılırdı ağızlara, tadımlık!

Nedense ANALAR, "ciğer sevmez"di, (az bulunan, pahalı olan hiçbir şeyi sevmedikleri gibi !!!); nasırlı, ömrü hayatında nemlendirici krem tatmamış çatlak el, gizlice en küçük çocuğunun ağzına gider her defasında...

"Fedakar" olmak için illa ANA YÜREĞİ gerekmez! 

"FAZLALIK EŞYA"nı yüklersin bi' dostun kamyonetine, çoluk çocuk sığındıkları kulübede halı niyetine incecik bir bez parçasının üzerinde oturan bir yoksul MUHACİR'in hanesine atıverirsin sevabına, ANA KİTAB'A "ENSAR" olarak kaydedilir adın.

"EŞYA" atılmaz konteynere, çôp atılır!

Şişe; çôp değildir! Kağıt, plastik, demir, bakır, naylon; atık değildir. Araçlar için tahsis edilmiş park yerleri; çekyat, koltuk, vitrin, masa, halı, beyaz eşyanın atılacağı yer değildir 

Atmaya gelmişiz sanki dünyaya; belki de o yüzden ATILDI Adem ile Havva, Cennet'ten!

Yemeğe tuzu bile ATIYORSUN! Yavaşça dôksen ya mübarek!

Ama sen de haklısın!

Kokan, bozulan şey atılır.

"TUZ DA KOKTU" DİYORSUN MADEM, ELBETTE Kİ ATMAK GEREK !!!

 YA DA; AT ARKAYA, SIFIRLA BÜTÜN GEÇMİŞİNİ, HERŞEYE FORMAT AT !!!

Fazlasıyla attık!

Vaktiniz varsa siz de atmaya devam edebilirsiniz:

Her sıkıştığınızda topu taca atabilir...

Sevgilinize kavuşabilmek için bir üfürükçüye gidip ipliğe düğüm attırıp, muska yazdırabilirsiniz...

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR