Ferhat Özbadem

Tarih: 09.09.2018 06:53

Allah´ım Beni İmandan Kur´an´dan ve Romandan Mahrum Eyleme (2)

Facebook Twitter Linked-in

Roman türünün bizim gözümüzde çok değerli olmadığı tespitine aslında sadece roman türünün değil edebi eserler bütününün olması gereken değeri görmediği gerçeğini ekleyebiliriz. Halbuki bir toplumu her anlamda etkileyen, şekillendiren, algılarını oluşturan birkaç özneden biri edebi eserlerdir. Ve edebi eserler içinde roman önde gelmektedir. Kaliteli film senaryolarının çoğu edebi eserlerden beslenirler. Roman türü hak ettiği değeri çok kaliteli eserlerin ortaya çıkması ve bu eserlerin okuyucu sayısının arttırılması ile bulabilir. Roman sadece edebi imgeler ile edebi zevklerin tavan yaptığı bir tür olarak algılanmamalıdır. Roman, boş zamanlarda okunması gereken bir kitap olarak algılanmamalıdır. Roman, içinde birçok bilim dalının bilgisini barındıran bir türdür.  

?Mai ve Siyah: Halit Ziya´nın 23 veya 25 yaşında 1890´larda yazdığı bir romandır. Halit Ziya tam bir batıcıdır. Burjuva bir ailede büyümüştür. Ama bana göre ilk İslami romandır.  Ahmet Cemil bütün umutları kırılmış bir roman kahramanıdır.

Batı romanının iki belirgin izleği vardır. Biri intihardır diğeri itiraftır. Ama bizde tevbe esastır. Bu yönü ile roman bize biraz terstir. Çoğu roman bir günah galerisidir. Ama İslam toplumu da romana müsait hale gelmiştir. Sadece romanlardan bile bir cemiyetin nasıl başka bir cemiyete evrildiğini takip etmek mümkündür.?

 Mai ve Siyah ile ilgili iddialı bir cümle kuruyor Mustafa Özel. Mai ve Siyah´ın ilk İslami romanımız olduğu yaklaşımı biraz zorlama bir yorum gibime geliyor. Halit Ziya´nın Batıcı olmak ile birlikte Osmanlı toplumunun gerçekliklerini yansıttığı ve bilinçaltında bu romanı yazdığı süreçte yaşadığı toplumun gerçekliğinden kaynaklanan dini nüveler taşıması hasebi ile Batı edebiyatının aksine Müslüman toplumunun hassasiyetlerini işlemesi Mai ve Siyah romanını İslami bir roman yapmaz diye düşünüyorum. Roman türünün Tanzimat edebiyatı döneminde bu topraklara geldiğini söylemiştik. İslami roman konusunda ise ilk aklıma gelen isim Necip Fazıl. Ondan önce İslami roman yazan var mı? Diye biraz araştırdım fakat ben bulamadım. Romanın İslamisi olur mu olmaz mı? Polemiğini bir kenara bırakarak Mai ve Siyah´ın ilk İslami romanımız olmadığı düşüncemi tekrarlamak istiyorum.

Batı romanı ve bizim romanımızın karşılaştırılması farklı açılardan sürekli yapılmaktadır. Mustafa Hoca Batı romanındaki iki önemli izlek ve bunun bizdeki karşılığı noktasında intihar ve itiraf izlekleri ile tevbe izleği üzerinde durdu. Ve tabi ki bizde intiharın haramlığı.

Dostoyevski üzerinden Hoca´nın değinmediği izleklere kısaca değinmek yerinde olacaktır. Dostoyevski, Roman karakterleri her yerde her an karşımıza çıkan yazardır. İnsanı her yönü ile anlatan adamdır. Karanlıklar içinde kalan kısımları anlatan adamdır. Romanları kurgusal değildir. Aksine sıradan konuları ele alır. Suçu ahlakileştirmeye çalışır. Dostoyevski´nin iyi adamları iyi Hıristiyanlarıdır. Budala´nın Prens Mişkin´i, Kromozov kardeşlerin Alyoşa´sı iyi Hıristiyanlardır. Psikolojik romancılığı başlatan ilklerdendir. Ondan sonra gelenler onun betimleme ve örgülerinden ilham almıştır. Dostoyevski´nin romanlarında hep bir yerde bir merhamet vardır, şefkat vardır. Roman karakterlerinden biri merhameti ile hep ön plandadır. Çok farklı bir ruh serüveni vardır. Roman karakterlerinden on yedisi intihar etmiştir. Bir de intihara teşebbüs edenler var. Suç ve ceza´da Raskolnikov karakteri Anadolu´da yaşasa ve suçu ahlakileştirme çabasına girse, Sophia  karakteri sürekli yanı başımızda denk geldiğimiz bir hanım kız olsa ve bunun romanı yazılsa bunun için şiir yazılır mıydı bilmiyorum? Lakin Dostoyevski´nin Raskolnikov´u ve Sophia´sı için yazılacağını kesin söyleyebilirim

Aşkı için, itiraf ettiğin her suçunu,

İtiraf etmeye değer miydi?

İtiraf eden Raskolnikov, itirafa sebep Sophia,

Sonradan yani en sonunda,

Kimsesiz kaldığında hücrende,

Hani ikna yollu kendisini sevdiğini söylediğinde,

Sana inanmayı anlatan,

Bir tutam sevgi veren ve seni yola getiren,

Değer miydi?

Sevdiğini söyleyen, inanmaya başlayan Raskolnikov, sebep Sophia.

 Batı ve bizim romanımızın karşılaştırmasına katkı olması düşüncesi ile Goethe´nin Genç Werther´in acıları eseri üzerinden de birkaç bilgi paylaşırsak iyi olacak sanırım.

Batı´nın ahlak anlayışı (Goethe üzerinden) Doğu´nun ahlak anlayışları çok farklı. Bu noktada Doğu´nun ahlak anlayışı daha estetik ve kamil. Werther, başkasının nişanlısına/eşine aşık olup intihar eden bir adam.

Kültürler, yazımsal ve sözlü eserlerde birbirlerinden konu olarak çok etkileniyorlar sanırım. Doğu kültüründeki Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin arasındaki sevginin zirvesi olan aşk konusu Batı edebiyatında da çok işlenen bir konu. Werther´in acıları bir örnek.

"Hayat bir Rüya." Cümlesi belki de kitaptaki en anlamlı cümle. Okuyucunun zihin dünyasını pozitif anlamda çalıştıran bir cümle.

Kitabın kahramanlarından Lotte karakteri sadece zahiri güzelliği ile Werther´i büyülüyor. Bu durum Batı algısı ile Doğu algısı arasındaki bir farkı da ortaya koyuyor. Batı Ten´e odaklanırken Doğu (genel anlamda) Tin´e odaklanır.

Kitap, kendimden kendime mektuplar şeklinde yazılan iyi bir edebi eser olarak değerlendirilebilir. Ki bu edebi çalışma türü zamanla bizim kültürümüzde de yer etmiştir. Son dönem münevverlerin bu tür çalışmaları bunu göstermektedir. 1700´lü yılların Avrupa´sının kültür ve sosyal yaşamını iyi işleyen bir yapıt.

Batı romancılığı karşısında bizim romanımızın zayıflığı gerçekliği ile birlikte romana gereken önemi verip iyi eserler ortaya çıkarabilirsek romanımızın güçleneceğini söyleyebiliriz. Bunun için de romana bakış açımızı değiştirip romanın sadece roman olmadığı hakikatine inanmamız gerekiyor.

?Sinekli Bakkal: 20. Yüzyılda yazdığımız en iyi romandır. Halide Edip şöyle diyor: Modern olmak istiyorsan, güçlü olmak istiyorsan şeytanın hakkını ver. Halide Edip de tarihsel dini bir hassasiyet var. Şeytanın hakkını ver ama bunu öyle bir ustalıkla yap ki cenabı hakkı gücendirme der. Bu benim Sinekli Bakkal yorumumdur. Bizim modernleşme ve modernleşeme tarihimiz Sinekli Bakkal´dadır.?

Halide Edip´in mistik din anlayışı yönü romanında birçok yerde göze çarpıyor. Modernleşme sürecinin sert ve devrim yöntemi ile değil yumuşak bir geçişle olması gerektiğini düşünen biri. Bununla birlikte romanda Vehbi Dede´yi konuştururken pekte İslam´a uymayan felsefi cümlelere bakılırsa dindarlığının geleneksel dindarlığa da pek uymadığını söyleyebiliriz.

Modernleşme sürecimizi işlerken 2. Abdulhamid dönemi ile ilgili çok sert eleştirileri işlemiştir. Roman türü olarak çok sürükleyici ve etkileyici bir dil kullanmıştır. Bu romanı aynı zamanda bir yönü ile Batı hayranı bir kadının iç dünyasının dışa yansımasını da içermektedir. Romanı okuduğum süreçte Halide Edip´in aslında iç aleminde tam bir dinginlik olmadığını, biraz buhran biraz karmaşa biraz da bocalama olduğunu düşünmüştüm. Bu durumda olmasının arka planında dönemin şartları, kendisinin yetişme şartları, savunduğu ideolojinin de etkisi mutlaka vardır. bir dönem İttihat ve Terakki ile birlikte olmuş, sonrasında ayrılmış, savaş sürecinde cepheye gitmiş, Mustafa Kemal ile sorunlar yaşamış, sürgün edilmiş, İsmet İnönü döneminde onure edilmiş bir kişiden bahsediyoruz.

?Sahnenin dışındakiler: Ahmet Hamdi Tanpınar şu tarihi hakikati kitabında veriyor. Bizim klasik toplumumuzun içtimai jeoloji merkezi camidir der. Yani toplumun esas faaliyeti ibadettir ticaret değildir der.  Halide Edip adeta diyor ki, modern olmak istiyorsak cemiyetin jeolojik merkezini mabedden markete döndürmemiz gerekir.?

Tanpınar denince aklımıza hemen Huzur romanı geliyor haliyle. Mustafa Hoca, ?Sahnenin dışındakiler? romanını ele aldığında doğrusu şaşırdım. Değindiği ve vurgu yaptığı Tanpınar´ın deyimi ile toplumun ana merkezinin cami olması tespiti gerçekten önemli bir tespit. Halide Edip´in toplumun dönüşümü için insanların hayatlarının merkezinde mabedin yerinin markete bırakılması yorumu da Mustafa Hoca´nın enfes tespitlerinden biriydi. Aslında bugün çok açık bir şekilde görüyoruz ki Halide Edip´in dediği gibi olmuştur. Bu toplumun hayatının merkezinde olan mabed bir kenara bırakılıp mabedin yerini market almıştır. Buradan şunu anlıyoruz ki insanların ve toplumların dönüşümü diğer etkenlerin de etkisi olmak ile birlikte temelde ekonomi-kapitalizm ile ilgilidir. Toplumun tekrar köklerine dönmesi, özünü bulması, fıtratına uygun hale gelmesi için bu döngünün tersine döndürülüp market-kapitalizmin mabetleri yerine yeniden cami-İslam mabetlerinin inşa edilmesi gerekiyor.

?Modern gerçekliği en iyi şekilde kurgularla verebilirsiniz. Tek şart kahramanlarınızın kaderine müdahale etmeyeceksiniz. Benim gençlik dönemi romanım Fatih Harbiye´ydi.  Peyami Safa. 120 sayfalık bir roman. 110 sayfasında Fatih kızı Neriman Avrupai bir hayat istiyor. Müslümanlık ile ilgili her şeyden nefret ediyor. Ezan sesinden bile rahatsız oluyor. 110 sayfa böyle bir gerilimle geçiyor. Son 10 sayfada hidayete geliyor. Şipşak iman ediyor.  Olmaz. Romancı kahramanının kaderine bu kadar müdahale edip manipüle etmeye başladığı zaman ortada roman kalmaz. Peyami Safa´nın başka iyi romanları var. Ama bu tamamen manipülatif bir romandır. ?

İyi bir kurgu ve kaliteli bir kitabın ortaya çıkması için bir ipucu veriyor Mustafa Hoca. Roman kahramanlarının kaderine müdahale etmeyin diyor. Bu daha çok roman yazanlar için bir tavsiye. Romanı kurguladıktan sonra romanın kendisi yani kahramanı bizi bir yerlere götürmeli, biz roman kahramanlarını olur olmaz yerlere götürüp kurguyu donuklaştırmamalıyız. Nihayetinde hayal ürünü olan kahraman daha özgür ve daha özgün bir kişidir. Kahramanın ayak izleri bizim bizi aşmamıza sebep olacaktır. Romanda asıl olan yazarın değil roman kahramanının iradesidir. Roman kahramanı ne derse o olmalıdır. Mustafa Hoca´nın da dediği gibi kahramanın kaderine müdahale edildiğinde ortada roman diye bir şey kalmaz. Fatih Harbiye bu açıdan en iyi örneklerden biridir.

?Bir iki örnek vereyim. Balzac bir toplantıda çok üzgündür. Sormuşlar neden bu kadar üzgünsünüz? Filanca ölecek diyor. Kim filanca? İşte yazmakta olduğum romanın kahramanı. Dert mi bu sen yazıyorsun bu romanı öldürmezsin üzülmekten kurtulursun diyorlar. Balzac, olur mu öyle şey. Ben bir insanın kaderine nasıl müdahale ederim. Bu benim elimde mi der.

Sezai Karakoç´tan Unomonu´yu öğrenmiştim. Sis romanını. Ta 1960´larda yazdığı bir yazıdır. Kader konusunda tartışmaların olduğu günler. Sis romanında da problemli Ahmet Cemil´e benzetebileceğimiz hayalleri gerçekleşmeyen çeşitli sorunlar yaşayan bir kişi kurgu kaderi gereği intihar etmesi gerekiyor. Romanın yazarı gazeteden bakıyor ki romanın kahramanı intihar ile ilgili bir inceleme yapıyor. Demiş ki bir de yazarıma sorayım. Atlayıp yazarının olduğu ile gidiyor. Gidip buluyor. Sohbet ediyorlar. Unomuno diyor ki seni sıkıntılı görüyorum neden? Roman kahramanı intihar edicim diyor. Unomuno sen akıllı birisin intihar etme diyor. Kahraman, sana ne diyor. Unomuno, intihar etmek için yaşıyor olman gerekir diyor. Kahraman, ben yaşamıyor muyum? diyor. Unomuno, hayır sen benim hayalimin eserisin. Senin kaderini ben yazıyorum diyor. Kahraman sen yazıyorsan ne oluyor. Don Kişot´u kim yazdı diyor. Cervantes. 300 sene geçti yazılalı. Herkes Don kişot´u hatırlıyor. Cervantes´i kim hatırlıyor diyor. 300 sene sonra seni kim hatırlayacak herkes beni hatırlayacak diyor. Sen benim kaderimi keyfine göre yazamazsın diyor. Kaderimi olduğu gibi yaşamakla mükellefsin. Roman kahramanı eve dönüyor. Kahraman çok üzüntülü. Evdekiler soruyor hayırdır sebep nedir? Kahraman ben yaşamıyormuşum, ben bir kurguymuşum. Evdekiler, üzülmeyin uyuyun lütfen bunların hepsi kitap sözleri der? ?

Balzac ve Unomuno örnekleri bir roman yazarının iyi eserler ortaya koymak için nasıl bir hassasiyete sahip olması gerektiğini bize gösteriyor. Bir yerden sonra roman, yazarının hayatının kendisi olabilmelidir. Romandaki kişiler ile çok yönlü ilişkiler kurulabilmelidir. Romanın kahramanı ile konuşabilmeli onun fikirlerine önem verebilmelidir. Ancak o zaman ortaya bir şaheser çıkacaktır.

Dünyayı romanlarla değiştirebiliriz. Romanı kutsamayalım ama çok önemseyelim. Bundan sonra en büyük sorumluluklarımızdan biri de iyi romanlar yazmak ve iyi romancılar yetiştirmek olmalıdır.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —