Bugünlerde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte, nereden türediği belli olmayan, hem sağdan hem soldan, rengi, şekli, şemali acayip mi acayip olan; kimi şapkalı, kimi cübbeli, kimi takke sarıklı, kimi kravatlı bazı sesler sahneye çıktı. Sosyal medya platformlarında, akla ziyan hakaretler eşliğinde Şii–Sünni ayrımı üzerinden ortamı germeye çalışan bu dil, ne yazık ki hakikatin değil, fitnenin dili hâline gelmiş ve hararetle savaşa odun taşıyor.
Efendileri vuruldukça, onlar hop kalkıp hop oturuyorlar.
Ar ketiye Canêwan...
Kaşıdıkça kaşıyorlar…
Bugün hâlihazırda bölgemizin ve bu toprakların en çok ihtiyaç duyduğu şey, ayrışma değil, aklıselimle harekettir; idraki akli rehberliğinde öfkeye set çekip, basireti kuşanmaktır.
Tam da bu noktada Ali Şeriati’yi hatırlamak gerekir. Ona küfretmek için, onu anlamamış olmak gerekir. Onun metinleriyle gerçekten temas eden biri, o derinliği elbette eleştirebilir; fakat bu eleştiri hiçbir zaman hakarete ya da küfre dönüşmez. Çünkü düşünsel derinlikle gerçekten derdi olanın hakaretle işi olmaz. Derinlik; anlamayı, sorgulamayı ve hakkaniyetli bir dili zorunlu kılar. Bu yüzden fikri olan eleştirir, sözü olmayan ise hakarete sığınır.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz tablo ise tam olarak bir fitne yuvasına dönüşmüş adeta. Bilgiye değil slogana, hakikate değil öfkeye yaslanan bir kalabalık… Mezhep üzerinden yürütülen bu sığ tartışmalar, aslında daha büyük bir körlüğün göstergesidir. Çünkü mesele Şii ya da Sünni olmak değil; meseleyi bu dar alana hapsederek hakikati perdeleme girişimidir.
İktidarlar tarih boyunca kendilerine hizmet etmeyen düşünce ve insanlara mesafeli durmuşlardır. Bu açıdan bakıldığında Ali Şeriati, iktidarların seveceği bir figür değildir. Zira o, iktidarın işine yaramayı bir erdem değil, aksine bir haysiyet kaybı olarak gören bir duruşu temsil ediyordu. Onun gibi isimler, güç odaklarıyla uyumlu olmaktan ziyade onlara karşı eleştirel ve bağımsız kalmayı tercih eder.
Ne var ki, eleştirel zihinler muhalifken alkışlanır; iktidar söz konusu olduğunda ise aynı zihinler rahatsız edici hale gelir. Çünkü iktidarın aradığı şey hakikat değil, uyum ve meşruiyettir. Bu yüzden muhalefette değer verilen düşünceler, iktidar alanında çoğu zaman karşılık bulmaz.
Bugün bize düşen, bu sığ tartışmaların ötesine geçebilmektir. Mezhepler üzerinden birbirine hakaret edenlerin değil, hakikati, adaleti, merhameti ve vicdanı arayanların safında durmaktır. Çünkü bu çağda en büyük kayıp; farklı düşünmek değil, düşünememektir.
En büyük tehlike dış düşmandan gelen tehdit ve tehlikeler değil, asıl tehlike içeriden bukalemun misali renkten renge girip halkı kemiren, yeri ve zamanı gelince ağababaları adına sesini yükselterek, pamuk yüzlerini de göstererek yaydıkları fitnedir.
*)Fitnecilerin canına ateş düştü.


