Hasan POSTACI

Tarih: 10.04.2023 12:58

Al Capone Tövbesi

Facebook Twitter Linked-in

Yaşadığı deneyimlerden gelişim ve değişim sağlayabilen tek canlı insanoğludur. İnsan dışındaki canlıların hayatta kalabilmek için içgüdüsel olarak yapageldikleri eylemler ise kendi ekosistemine adaptasyon çabası düzeyinde ve bir tür zorunluluklar çerçevesinde gerçekleşir. Dolayısıyla insan dışında kalan diğer tüm canlılar için deneyimlerinden gelişim ve değişim sağladığını söylemek mümkün olmaz.

Deneyimlerin öğreticiliği her insan teki için aynı düzeyde olmadığı söylenebilir. Bunun için insan iradesini kullanarak özel bir çaba göstermesi gerekir. Ünlü düşünür Sokrates’e atfedilen bir sözde: ‘Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez’ dediği aktarılır. Yüzyıllar öncesinden söylenmiş bu söz insan için tam da yaşamın öğreticiliğine dair altı çizilmesi gereken bir bakış açısı telkin eder.

Yaşamın öğreticiliği güçlü bir şahsiyet olmayı beraberinde getirir. Güçlü şahsiyet temelde erdemlilik, iyiye dair güçlü bir arayış ve bağlılık, görkemli bir doğruluk ve güven üzerinde ancak yükselebilir.

Moderenitenin en öncelikli eleştirisi ürettiği metropol kültürü içinde insanın çözülmesi, şahsiyetsizleşmesi ve çürümesi sorunudur. Bu durum öylesine görkemli ritüellerle makyajlanmıştır ki kentleşme insan yaşam formunun en gelişmiş hali üzerinden servis edilerek kamufle edilir. Bu yaşam kültürünün dijitalleşme ile harmanlanması ise bu çözülme ve çürümenin ivmelenmesini, sanal boyutlar üzerinden faklı katmanlara ulaşarak daha derinlik bir hale gelmesine neden olmuştur.

Çağın insanı kime kendini nasıl göstermek ve tanıtmak istiyorsa, her türlü manipülasyonu meşru görerek bunu yapabilmeyi marifet olarak algılar ve böyle bir yaşam tarzını başarılı ve mutlu bir yaşam formatı olarak kodalar, telkin eder. Gerekiyorsa kendini erkek olduğu halde kadın göstermeyi veya tersini, toplumda saygın bir meslek mensubu olmayı, kişisel yetenek ve özelliklerini ortam ve koşullar neyi gerektiriyorsa o maske ve çok yüzlülükle pazarlamayı, kendi aile, kültür, inanç değerlerini gerekiyorsa gizlemeyi veya istenilen, pirim yapan tanımlamalara odaklanma becerilerini geliştirmeyi yaşamının merkezine alır. Kitab Kerim’in ifadesi ile yapmadığı şeyleri söylemeyi bir marifet haline getirir.

Doğal olarak bu çok yüzlü parçalanmışlık insan fıtratına aykırıdır. İnsan vicdanı, iç sesi bu parçalanmışlıkları tolere edemez. Bunu taşıyabilecek mekanizmalar üretilmeye çalışılır. Bunu için din en etkili afyon olarak imdada yetişir. Ehli Kitap’ın tevhid merkezli fıtrat dininden sapmasının temel nedenlerinden biri olarak insanı bu bağlamda dini araçsalaştırması olduğu görülür. Fıtrata uygun erdemli ve iyilik üzere yaşamanın insan tarafından bozulmaya uğratıldığı durumlar matemetikleştirilir. Haftada bir gün günahlardan temizlenme gününe dönüştürülür. Havra ve kiliselere gidilerek ibadet edilir. Bağışlarda bulunulur. Günah çıkartılır. Her periyotta günah ve kötülüklerle kirlenen insan böylece haftalık periyotlarla temizlenir. Yıllık periyottaki dini ritüellerle bir geçmiş ömrün tüm günahlarından kurtulunur.

Al Capone 20 yüzyılın ilk yarısında yaşamış İtalyan kökenli ABD’li ünlü bir mafya lideri. Yaşam hikâyesinin çocukluk yılları ile ilgili olarak; “Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı’ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı’nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim, kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.” Anısını aktarıyor. Yahudi olmasına rağmen katı bir Katolik aile kültürü içinde yetişen ve devlet mafyasının kurumsallaşmasının sembol isimlerinden olan Al Capone’un bu yaşam felsefesi Ehli Kitap’ın dinin araçsallaştırılması ile ilgili sosyokültürel dinamiklerinin nasıl şekillendiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Al Capone tövbesi, günah ve kötülük kuşatılmışlığında erdemsiz yaşanmışlıkların modern insan üzerinden fıtrat çığlıklarını bastıran nasıl güçlü bir meşrulaştırmayı kurumsallaştırıldığını gösterir.

Gecikmiş ve tamamlanmamış bir moderniteyi yaşayan ve Müslüman Türkiye’sinde İslam ile kurumsallaştırılmış sosyokültürel dini yapının Ehli Kitaplaşması bir mukadderat olarak karşımızda durmakta olduğunu söylenebilir mi? Türkiye İslami mücadele serüveninin iktidar deneyiminin yol açtığı, pekiştirdiği en önemli kırılmalardan biri olarak dinin araçsallaştırılması, bu bağlamda Müslümanların yaşam kültürünün ehli kitaplaşması probleminden söz edilebilir mi? Bu sorulara görkemli bir dürüstlükle ve sosyolojik istatistikler üzerinden yanıtlar aranmalıdır.

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının ikliminde Türkiye Müslümanlığı bu matematiksel dinin araçsallaştırılmasının kültürel yansımalarının daha yoğun hissedilmektedir. En iyi ihtimalle haftalık Cuma namazları dışında, bir yıl boyunca kılınmayan farz namazların, matematiksel hesaplarla teravi namazları üzerinden sıfırlanması, tüm tövbelerin kabul olduğu bir ay içerisinde, haftalık Cuma namazları üzerinden temizlenmiş günahların, yıllık ramazanlarda bir kez daha temizlenerek pekiştirilmesi muhasebesi ile erdemsiz yaşamların akredite edildiği araçsallaştırılmış bir Müslümanlık yaşam tarzı yaşamı şekillendirmekte.

Zekâtların matematiksel hesaplarla minimize edilerek en iyi formülasyonu veren cemaatlere aktarılması dinin bir başka matematiği olarak karşımıza çıkmaktadır. Alanın ve verenin birbirinden memnun olduğu bir birey cemaat ilişkisi üzerinden yeni iktidar adacıkları ortaya çıktığı görülür.  Erdemsiz yaşam tarzının kuşatılmışlığında fıtratın çığlıklarını bastırmaya çalışan insanlar üzerinden güçlenen dini yapı ve oluşumların al Capone tövbelerinin en iyi adresleri olması yarışına dönüştüğü bir Türkiye Müslümanlığının, evrensel değerlerin korunmuş ve hakikatin kaynağı Kuran merkezli yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Bu değerlendirmenin yakın geçmişin Türkiye İslami mücadele serüveni üzerinden, gelenek ve gelenek dışı oluşumların deneyimleri üzerinden yeniden sorgulanmasına ihtiyaç olduğunun altı çizilmelidir.

Aziz İslam’ın evrensel hedefi erdem ve iyilik merkezli bir yaşam inşasıdır. Evrensel erdemliliğin bireyse ve toplumsal düzlemde temel evrensel erdemleri Kitabı Kerim’de sıkılıkla vurgulanmakta, telkin, öğüt ve hatırlatmalarda birçok farklı yöntem, olay ve deliller üzerinden sunulmaktadır. Adalet, doğruluk, barış, özgürlük gibi temel erdemler toplumsal ilişki düzleminde, iman etme, bilgi ve hikmet üzere olma, sözünde durma, ahde vefa, emanete riayet etme, yalan söylememe, iyiliği emir, kötülükten men etme, zayıf ve ihtiyaç sahibini sahiplenme, kollama, masum cana kıymama, zina etmeme, ölçü ve tartıda hile yapmama, kibir ve üstünlük taslamama gibi bireysel erdemlere sıkılıkla yer verilerek dünya hayatının geçiciliği, imtihan oluşu ve mutlak hesap gününün kaçınılmazlığı üzerinden insana yaşamı sürekli bu bağlamda sorgulayan ve kendini takva üzere ıslah ederek izzetli bir şahsiyet olmayı değerli kılmakta ve insanın yaşama hedefi olarak önüne koymaktadır.

Toplumsal olanla bireysel olan iyilik ve erdemliliğin birbirini güçlendirecek bir ilişki düzleminin sağlanması gerekir. Hiçbir toplumsal, grupsal, partisel, cemaatsel, tarikatsel maslahat bireysel erdemsizliği meşru kılamaz. Tersine hiçbir bireysel maslahat toplumsal, grupsal erdemsizliği meşrulaştırmaz.

Bir toplumsal kimliğin İslami niteliğinin olması için o toplumsal yapının içindeki bireylein Müslüman olmasına indirgenemez veya bu yeterli bir şart değildir. Toplumsal, grupsal, cemaatsel, partisel vb. yapının ortak amel ve eylemlerinin, sosyal duruş ve davranışının, söylem ve şahitliğinin İslami değer ve ilkelere dayanması gerekir. Bireylerin Müslüman oluşunun tek başınalığı o bireylerden oluşmuş toplumsal yapı ve oluşumun İslamiliğini tek başına sağlamaz.       

Al Capone tövbesi üzerine kurulmuş bir yaşamın insanı kurtuluş ve hakikate ulaştırması asla mümkün değildir. Dinin bu bağlamda araçsallaştırılması Kitabı Kerimin ifadesi ile Şeytanın sağdan yaklaşması ve şeytanın insanı Allah/din ile aldatması olarak tanımlanmaktadır.  

 

Kaynak: Farklı Bakış


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —