AKLINI KULLANMAYANLARA PİSLİK (ABD-İSRAİL) MUSALLAT OLUR. (Yunus Süresi 100)
Ortadoğu'da siyasi denklemde konuşulması gereken her şeyi mezhepsel alanlara yüklemek, bu mezhepsel kavramlar üzerinden taraf oluşturup anlamaya çalışmak düşmanlık üretmekten başka bir şeye yaramayacaktır.
Sözlerin bütünlüğü, tarihsel koşulları, muhatapları, bağlamı dikkate alınmadan "Sünni -Şii" gibi ifadelerin kurulması cümlelerin kurşuna dönüşmesidir.
Savaş önce zihinlerde ve cümlelerde başlar. Sonra bedenlerde cürümlere dönüşür. Bu anlamda zihinlerimize ve cümlelerimize zerk edilmek istenen her düşmanlık zalimlerin, emperyal güçlerin elini güçlendirir.
Tarihin tozlu raflarında kalmış fetvaları, olayları, acı tecrübeleri bir tarafa bırakıp "Ey Şiiler kardeş olun, ey Sünniler kardeş olun" düzleminde "Ey Allah'ın kulları kardeş olun düzlemine geçmeliyiz."
Ortadoğu'da mezhepsel sorunlar dinamik ve belirleyici değil. Asıl belirleyici faktörler siyasal ve çıkarsal ilişkilerdir. Sadece savaşı kızıştırmanın, insanları harekete geçirmenin en kolay yolu dinsel ve mezhepsel cepheler açmaktır.
Ne Irak'ta ne Suriye'de mezhepler savaştı. Savaşan siyasetlerdi, çıkarlardı. Bu anlamda ne Saddam Sünnidir ne Esat Şiidir. Irak ve Suriye'de yaşananlar tek taraflı bir kesime mal edilmeyecek kadar derindir.
Bize düşen siyasal ve çıkarsal zeminlerimizi Müslümanların yararına taşımaktır. Müslümanlar birbirlerinin siyasal ve çıkarsal zeminin düşmana muhtaç etmekten, mecbur kılmaktan vazgeçmelidir.
Hucurat Süresi 8. ayette "bir topluma kininiz adaletsizliğe sevk etmesin." İçte başlayan kin ve nefretin dışarıda adaletsizliğe ve ilişkiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Onun içindir ki Rabbimiz içimizi temizliyor. Zira insan daha çok içten inşa olur veya yıkılır.
Hicr Süresi 47 ayette cennetliklerden bahsedilirken "Biz onların kalplerinde kin ve nefret adına ne varsa hepsini söküp atarız. Dost ve kardeş olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar." diyor Rabbimiz. Bu ayet sadece ahiret için düşünülmemelidir. Zira bu dünyada eğer kardeşler olarak kin ve nefreti aramızdan söküp atabilirsek tahtlar üzerinde (güce, güzelliğe, özgürlüğe) ulaşabiliriz. Bunu yapamazsak kendi tahtlarımızda, topraklarımızda düşmanların ayakları altında kalırız, eziliriz, sömürgeleşiriz.
Hucurat Süresi 9. Ayette Rabbimizin emri ilahisine daha çok kulak vermeliyiz. "Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever."
İki Müslüman grup birbiriyle vuruşursa hemen taraf tutun demiyor. "Hemen" aralarını düzeltin diyor. Zira aralar hemen düzelmezse araya fitne, fesat ve fırsatçılar girer. Bunlar girdikten sonra artık düzeltmek isteseniz de düzeltemezsiniz. Zira yine ayetin ifadesiyle "Yeryüzünde fitne fesat çıkaracak ve kan akıtacak birileri" olacaktır. (Bakara 30) Onun için "fitne katilden kötüdür." (Bakara 219) Zira fitnenin olduğu yerde kanın akması kaçınılmazdır.
Müslümanlar tarih boyunca kâfirlere karşı savaşında galip gelmiştir. Yenilse dahi kolayca toparlanabilmiştir. Lakin İç savaşların imtihanı da bedeli de ağır olmuştur. Zaten içerinin zaafiyetleri bizi zayıflatıyor ve zayıflığımız düşmanları tahrik ediyor. ABD eski savunma bakanı Rasmusen'in ifadesiyle" zayıflık tahrik edicidir."
Bu anlamda iç savaşlarda hiç kimse masum kalamaz. Herkes sorumludur. Ve herkes hatasına sığınmak yerine herkes hatasıyla yüzleşmelidir.
Hatayı yarınlara taşımaktan hayır gelmez. Bu anlamda Türkiye'de bazı kesimlerin Taliban üzerinden İran'a yönelik düşman diline rağmen Afganistan İslam emirliği ve Taliban'ı tebrik etmek lazımdır. Geçmişin sayfalarına, hatalarına ve acı tecrübelerine sığınmadan İran'a yönelik hiçbir olumsuzluk ifadesinde yer almadı. Bilakis insani ve İslami olan destek ve taziyelerini ilettiler.


