Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Engin GÜLTEKİN


AİLENİN ÇÖKÜŞÜ: NÜFUS POLİTİKALARINDAN ANLAM KRİZİNE TÜRKİYE’DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ(2)

Engin Gültekin'in "yeni" yazısı...


2000’li yıllarla birlikte ailenin çözülmesi sürecine yeni bir boyut eklenmiştir: hukuk eliyle aile içi dengeye müdahale.

Özellikle 6284 sayılı Kanun, aileyi koruma iddiasıyla ortaya çıkmış; ancak uygulamada aileyi ayakta tutan bağları zayıflatan, tarafları karşı karşıya getiren bir zemine dönüşmüştür.

Tek taraflı beyan esaslı kararlar, evden uzaklaştırmalar ve uzun süren boşanma davaları; evliliği erkek için yüksek riskli bir sözleşme algısına sürüklemiştir. Süresiz nafaka uygulamaları ise bu algıyı daha da pekiştirmiştir.

Ortaya çıkan tablo şudur:

Kadın: “Korunan taraf”, Erkek: “Potansiyel tehdit”, Aile: Hukuk önünde savunmasız bir kurum.

Bu, adalet değil; güvensizlik üreten bir hukuki iklimdir. Oysa Kur’an, aile içi sorunlarda ıslah ve arabuluculuğu esas alır:

“Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin.”

(Nisâ, 35)

Modern hukuk ise aile büyüklerini, arabuluculuğu ve toplumsal dengeyi devre dışı bırakmış; herkesin “kendi çocuğunu tuttuğu”, krizi çözemeyen bir yapı üretmiştir.

Şehirleşme bu çözülmeyi derinleştirmiştir. Sağlıksız kentler, trafik, zaman yoksunluğu ve çocuklar için yeterli sosyal alanların olmaması; şehirleri çocukla yaşanamaz mekânlara dönüştürmüştür.

Şehir artık çocuk için sabır isteyen bir yük, anne ve baba için stres kaynağı, aile için parçalanma alanıdır.

Bu nedenle “bir çocuk olsun ama en iyisi olsun” anlayışı yaygınlaşmış; kardeşlik dahi risk olarak görülmeye başlanmıştır.

Sosyal medya ise sürekli “daha iyisini” göstererek yetersizlik ve tatminsizlik duygusu üretmiş; kararsız, iradesiz ve birbirleriyle bağ kuramayan bireyler ortaya çıkarmıştır.

En derin kırılma ise değer, anlam ve maneviyat kaybında yaşanmaktadır.

Gelinen noktada: Çocuk emanet değil yük, aile sığınak değil risk, evlilik ibadet değil  bir sözleşme olarak görülmektedir.

Oysa evlilik Kur’an’da bir sükûn ve rahmet alanıdır: 

“Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.”

(Rûm, 21)

Bu anlam kaybının sonucu yalnızca ailevi değil; ekonomik çöküş, sosyal güvenlik krizleri, kültürel devamlılık kaybı ve yönetimsel zafiyetler olmuştur.

Türkiye bu dönüşümü planlamamış; yapılan planın bir parçası olmuş, maruz kalmayı ise mazeret saymıştır.

"Eğer sizin bir plan ve projeniz yoksa siz çizilen plan ve projenin bir parçası olursunuz."

Aileyi koruyacak güçlü bir değer dili, bütüncül bir nüfus politikası, anneliği ve babalığı onurlandıran medeniyet perspektifi olmadan bu yıkım süreci durdurmak ve yönetmek mümkün değildir.

Eğer aile yeniden merkeze alınmazsa:

Nüfus yalnızca azalmakla kalmaz, millet yaşlanır, toplum çözülür, devlet zayıflar. 

Sonuç düşünülmesi bile insanı ürperten bir hal alır.

Bu mesele bir kadın ya da erkek meselesi değil; bir varoluş ve istikbal meselesidir.

Çözüm, ya İslam medeniyet temelli bir aile modeli inşa etmek

ya da devlet, toplum ve aile için doğru ve sahici bir yol haritası çıkarmaktır.

Aksi hâlde bu planın sonu yıkımdır ve Türkiye bu yıkımla yüz yüzedir.

Selam ve dua ile...

 

Engin GÜLTEKİN

Eğitimci-Yazar-Sosyolog

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR