Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mustafa KOLCU


AĞIRLIĞI HİSSET: HADÎD İNİYOR

Mustafa Kolcu'nun yeni yazısı;


Hadîd demir anlamına gelmektedir.  Hadîd Sûresi’nin içeriği üzerine düşündüğünde, mutlak egemenliğin kime ait olduğunu iliklerine kadar hissedersin. İman edenlerin infak yarışına katılır, ödüllerin dağıtılacağı ahirette iman ve inkâr ehlinin konuşmalarına yansıyan hakikati görürsün. Müminlerden olmanın izzetini hisseder, münafıklığın zilletine tanıklık edersin. Kalbin hazır değilse Hadîd ağır gelir, kalp hazırsa bütün yükler hafifler. Hadîd ile kazanılan duruş, çelikten bir miğfere dönüşür.

İnsan, acziyetini unutup aidiyetine körleştiğinde, dünyada kendisine egemenlik hakkı tanır. Kazanımlarıyla şımarır ve kendisine o kazanımları veren Allah’a karşı gelmek ister. Oysa her insan, bu çabanın boş olduğunu, sahip olduğu her şey ölümle elinden alındığında anlar.

İnsanın güzel yanını besleyen en önemli bilinç, Allah’ın her şeye hâkim olduğunu bilmektir. Bu hâkimiyet, kulun hakimliğine benzemez. Allah mutlak hüküm vericidir. Sünnetullah çerçevesinde “öl” dediği ölür, “doğ” dediği doğar, “gül” dediği güler, “ağla” dediği ağlar. Kimin neye layık olduğunu en iyi Allah bilir.

Evveli bilmeyen, âhiri göremeyen, görüneni dahi çözemeyen insana ilahî bir hatırlatma yapılır:
O, her şeyden öncedir, sondur, varlığı açıktır, hakikati ise gizlidir. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd, 57/3)

İnsan, birçok şeyi birbirinden gizleyebilir, hatta en yakınından bile sakladıkları olabilir. Eğer hayat sadece dünyadan ibaret olsaydı, bu gizlemelerin bir anlamı olabilirdi. Oysa her hâlden haberdar olan Allah vardır. Mahiyetini insanın kavrayamayacağı bu ilahî kuşatmadan hiçbir şey gizli kalmaz.

Hiçbir şeyin gizli kalmaması, iyi insanlar için bir güven kaynağıdır. Hırsız olmayan, güvenlik kamerasından korkmaz. Varlığın güvenliğini “Mü’min” ismiyle ikram eden Rahmân’dır:
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler O’na döndürülür.” (Hadîd, 57/5)

Güvende olmanın en önemli şartı, güvenli bir zeminde bulunmaktır. Bu, sadece fizikî değil, aynı zamanda zihinsel ve inançsal bir ihtiyaçtır. Sağlam bir inanç, sağlıklı bir akıl yürütmeyi destekler. Yanlış inançlarla doğru inancın insan davranışlarına yansıması açıkça görülür. Vahyin çağrısıyla Allah’a iman etmeye davet edilen insanın bu kabulleri, Allah katında karşılık bulur. Rahmân şöyle buyurur:“Peygamber sizi Rabb’inize iman etmeye çağırdığı hâlde, niçin Allah’a inanmıyorsunuz? Oysa sizden kesin söz almıştı, eğer inanacaksanız.” (Hadîd, 57/8)

Söz vermek, sorumluluk almaktır. Sorumluluk alan herkes, emeğinin karşılığını görür. Okuyana diploma, çalışana ücret, iman edene ise rahmet vardır. Allah’a iman sözüne sadık kalanların bulunduğu çevre de güven içindedir. Onlar yoksulu aç bırakmaz, muhtaç olanı ağlatmaz, çare arayanı yalnız bırakmazlar. Allah için harcanan her emeğin karşılığı, eksiksiz ve fazlasıyla verilir. Allah’ın egemenliğine teslimiyetin güzel ahlâka yansıması ise “Mal da mülk de Allah’ındır.” diyebilmektir.

Dünya hayatının koşuşturması içinde, iman ehliyle alay eden ve riyanın kuşattığı akıllar her zaman vardır. İyiliğin aydınlığına gözlerini kapatanların en karanlık anı, ahirette olacaktır. Ahirette müminlerin nuruna bakarak “Bize de ışığınızdan verin!” diyenler kaybedeceklerdir. İnkârın karanlığını tercih edenlerin, İslam’ın aydınlığından nasipleri olmaz. Dünyada Peygamberlere ve onların izinden gidenlerin İslam'a davetlerine karşılık alayla“İşinize bakın.” diyenlere, o gün şöyle denilecektir:“Arkanıza dönün de ışık arayın!” (Hadîd, 57/13)

İnsanlığı hâkimiyeti altına almak isteyen kötüler, iyilerin kaybetmesini ister. İyilerin zor durumda kalmasına sevinirler. Küfrün doğası böyledir. Hakikatin üzerini örtenler, Allah’ın egemenliğine başkaldıranlardır. Allah’a boyun eğmeyen her irade, sonunda hüsrana uğrar. Mü’minler ise başlarını Allah’tan başkasına eğmez, eğdirmek isteyenlere de egemenliğin yalnızca Allah’a ait olduğunu canlarıyla ve mallarıyla hatırlatırlar.

İman edenler, Allah’a olan muhabbetlerinin heyecanını diri tutarlar. Kalplerinin katılaşmasına izin vermezler. Dünyanın süflî arzularına kapılanların hâline üzülürler. Mümin, inkâra düşenin hâline sevinmez, onu iyiliğe davet etmeye devam eder. Şu ilahî uyarıyı hayatlarına ilke edinirler:
İman edenlerin, Allah’ı anmak ve indirilen hakikati düşünmekten dolayı kalplerinin ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilmiş, fakat aradan uzun zaman geçince kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.” (Hadîd, 57/16)

Allah’ın gösterdiği yolda yürüyenler için dünya ve ahiret nimetleri anlamlıdır. Bu nimetler bazen bolluk, bazen darlık şeklinde olabilir. Bolluk şükür, darlık sabır ister. Her ilahî müdahale mümin için değerlidir. Demir kızdırılmadan dövülmez. Dışarıdan bakan, demirin ziyan olduğunu zanneder. Oysa o işlem olmasa demir, koruyucu bir eşyaya dönüşemez. İnsan da ayetlerin terbiyesinde işlenerek olgunlaşır.

Hayatı, övünme ve çoğaltma yarışına dönüştürmek yerine Rahmân’ın rahmetine ulaşma çabasına çevirenler doğru yoldadır. Bu yolda olanlar, kaybettiklerine üzülmez, kazandıklarıyla da şımarmazlar:“Yeryüzünde veya sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Bu, Allah’a kolaydır. Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verilenlerle şımarmayasınız. Allah, kendini beğenip övünenleri sevmez.” (Hadîd, 57/22-23)

Hayatları boyunca Allah’a sadakatlerini diri tutan müminler için yolu da yönü de gösteren Allah ne yücedir! Sorumluluğunu bilip “Âlemlerin Rabb’i Allah’tır.” diyenlere müjde vardır:
Rabbinizin bağışlamasına ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete ulaşmak için yarışın. Bu cennet, Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmıştır. Bu, Allah’ın lütfudur; onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Hadîd, 57/21)

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR