İnsan, dünyanın en yakın tanıklarındandır. Yaratılışın, devir daimî içinde kendisine düşeni yapmaması birtakım hasarlara maruz kalmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Bu hasardan hem manen hem de madden etkilenir.
Ben etkilenmem deme ayrıcalığı yoktur. "İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar,” atasözünde olduğu gibi. Hasarın nereden geldiği kadar nasıl geldiği de önemlidir. Hayatlar, kişinin kendi elleri ile yapıp ettiklerinden, sonra ailesinden, yakın veya uzak çevresinden imhaya da ihyaya da açıktır.
Her eşya sadece dıştan eskimez içten içe de eskir. Ama insanın dışı olan bedeni eskise de inancı hep diri durur. İnsanın kabulü her ne ise o onun inancıdır. Batıla tabi olmakta hakka teslim olmakta inancın türleridir.
İnsan kabul ettiği inancının içeriğine göre ya hasar alır içten içe çürür ya da hasardan kendini azami şekilde koruyup yaratılış amacına sahip çıkar.
Soğuğa engel olamaz ama sobasını yakabilir. Bütün batıllara dur diyemez ama iman evini sağlam bilgi ve donanımla koruyabilir.
Vahiy ilk inişle beraber önce Âdem’i(as), sonra çocuklarını korumak için ikram edilmiş ilahi buyruklardır. Kim ki, bu Âdem (as) dahiolsa, vahyin sığınağından uzaklaşır ise olumsuzlukla baş başa kalır. Bunun istisnası yoktur.“Eğer şeytandan bir fitleme seni dürtüklerse hemen Allah’a sığın! Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.” (A’raf Suresi 7/200)
Vahyin ifadesine göre hasarlı veya hasarsız inançlar sınıflara ayrılırlar:
Mü'min’ler:” Müminler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler. (Enfal Suresi 8/2)
Kâfirler:"Allâh'ı ve peygamberini inkâr ederek kâfir olan, biz bir kısmına inanırız bir kısmına inanmayız diyerek Allah ve Rasûlü'nün arasını ayırmaya kalkışan ve böylece imanla küfür arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler, gerçek kâfirlerin ta kendileridir. Biz o kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır" (Nisâ Suresi 4/150-151)
Müşrik:“Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah'tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki ilâhların onlara yardım etmeye güçleri yetmez. Aksine kendileri bunlar için yardıma hazır askerlerdir. “(YasinSuresi 36/74-75)
Münafık: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fâsıkların kendileridir.”(Tevbe Suresi 9/67)
İnancı hasara uğrayan insanların, birçok davranışları birçok ayetler üzerinden Kur'an-ı Kerim de yer almaktadır.
Korunmanın yolu, hasarı önce tespit etmektir. Tıpkı araçların inceleme raporları gibi. Kişi kendini vahiy ilkeleri üzerinden incelemelidir. Oluşturulacak raporlara göre gereken hasarın giderilmesinin yolunu seçmelidir.
Hasarın nerede olduğu önemlidir. Tekeri patlak araba jant üzerinde olsa da gider. Ama motoru yoksa lastiği olsa da gitmez. İnancın motoru tevhit bilincidir. Sadece vahyin emrinde bir hayata razı olmaktır. Önce orayı korumak gerekir.
6 Şubat depremiyle yaşanan elim verici sonuçlar, birçok sebebin bir araya gelmesi ile oluşmuştur. Her şeyden haberi olan Rahman'ın tattırdığı bu büyük musibet, elbette birçok sebepler üzerine düşünmeyide beraber getirdi. Rabbimiz müminlere rahmetini daimeylesin.
‘Deprem öldürmez ihmal öldürür’ diyen bilirkişiler, sonuçların sorumlusu insan eliyle oluşan hatalar olduğunu haber vermektedir. Kişinin ecelini Allah bilir. İnsan nasıl öleceğinden değil, nasıl yaşadığından sorumludur. Sadece bir kişi bile bir insanın bilinçli suçundan, ölmüş ise ortada cinayet gibi suç vardır demektir.
“Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.” (Şura Suresi 42/30)
Dünyamızı katleden hasarların tamiri mümkün olmasa bile, ölenlerin hayatı ahiret ile devam etmektedir. Bir taşın altında kalan bir baş için hüznümüz, cehennem cezasına düşürecek hatalarımız için de olmalıdır.
Deprem sonrası en çok duyulan ifadelerden bazıları, binaların hafif hasarlı, orta hasarlı ve ağır hasarlı olarak ayrıştırılmalarıdır.
Yüce Allah'ın büyük musibetlerinden olan deprem yasasını dikkate almayan insanoğlu yıkılmaya hazır binalar inşa etmişler.
Sünnetullah yani yaratılışa, Allah'ın koyduğu ilkeler gereği arzın nefes alışlarından olan deprem imtihanına hazırlıklı olmak yerine yok saymanın sonuçları her zaman sınıflandırılmaya devam edecektir.
Ağır hasarlı evi, başıma yıkılır diyerek almak istemeyiz. Sıradan bir motorlu araç eğer hasarlı, arızalı ise talip olmayız.
O halde hangi mü'min, hasarlı imana talip olabilir. Hasarlı bilgiyi almak ister. İbadetinden duasına, niyetinden eylemine şirk, nifak, küfür karışmış bir hayata razı olmak istemeyen insanlar özellikle kendini mü'minlerden sayanlar şu ayet üzerine yeterince tefekkür etmelidirler.
“Onların çoğu ortak koşmadan Allah’a iman etmezler.” (Yusuf Suresi 12/106)
Akıl hasarı, inanç hasarı, amel hasarı, niyet hasarı sonuçları itibarıyla sahiplerine cennetin yolunu kapatan heyelanlar gibidir. Cennetini kaybedenlerin kazandıkları yer cehennemdir. Gönderen Allah, zatına döndürünceye kadar her türlü hasarın giderilmesi için imkanların değişmez tek ölçüsü İslam’ın çağrısıdır.

