Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Mehmet Maksut DELİKTAŞ


ABD'NİN YALANLARI BOMBALARINDAN DAHA ETKİLİDİR

Mehmet Maksut Deliktaş'ın "yeni" yazısı


ABD ve İsrail daha önce onlarca örneğinde olduğu gibi yine müzakereler devam ederken İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırdı. Bu saldırılarda başta Ayetullah Ali Hamaney olmak üzere birçok üst düzey komutan şehit oldu. Rabbim şehadetlerini uğruna mücadele ettikleri davanın bereketi kılsın. ABD ve İsrail emperyalizmine karşı direnişle dolu bir ömrün şehadetle neticelenmesi gidenler için sevindirici olsa da kalanlar için üzücüdür. 

Daha önce müzakere sürecinde iken HAMAS'ın üst düzey liderleri şehit edildi. Aslında  müzakerelerin boş bir oyalama olduğunu İran’daki birçok üst düzey lider deklere etmesine rağmen içeriden ve dışarıdan gelen baskılarla savaş seçeneğinde direnmeme adına müzakerelere yönelmişti. Kamuoyunda savaş yanlısı olma görüntüsü vermeme adına sonuç alınamayacağını bile bile masada müzakerelere yöneldi. Günün sonunda bu emperyalist güçlerle müzakerenin anlamsızlığı bir kez daha anlaşıldı. Emperyalist güçlerin müzakere dedikleri şey kendi istediklerini size dayatmalarıdır. Sizi kendi hesaplarına uygun noktaya getirmeleridir. Bakara süresi 120. ayetin ifadesiyle; "Sen onlardan razı olmadıkça onlar asla senden razı olmayacaklardır." 

"Taviz tavizi doğurur" ilkesinden yola çıkarak müzakere adı altında dayatılan teslimiyeti red eden ve direnen İran İslam Cumhuriyeti'nin direnişi mübarek olsun, muzaffer olsun. Kazanmak ve kaybetmek iki seçenektir lakin direnmek ve teslim olmamak tek başına onurdur, izzettir. Bu onurlu ve izzetli duruşu selâmlamak ve dualarla da olsa destek olmak yerine her seferinde çeşitli bahane ve yalanlarla adeta emperyalizmin ağzı ve aklıyla olayları medyada ve meydanlarda seyrediyoruz. Düzinelerce yalan ile emperyalist düzen devam ettirilmeye çalışılıyor. Adamlar en çok yatırımı boşuna enformasyona yapmıyorlar. Bu yatırımlarının işgalleri nasıl kolaylaştırdıklarını ve zihinleri nasıl sömürgeleşmeye hazır hale getirdiklerini görüyoruz. ABD bombalarından önce ABD yalanları düşüyor gündemimize. Yalanlar bizi birbirimize düşürüyor sonra bombaları bedenlerimizi parçalıyor.

Şimdi birkaç yalanı inceleyelim. En klâsik yalan "İran'da halk rejimi desteklemiyor." Bu halk dedikleri ise ABD ve İsrail'e zihinsel olarak teslim olma yolunda seküler bir yaşamı arzulayan başta eski şah yanlıları ve ABD fonlarıyla sürekli kışkırtılanlardan öteye geçmemektedir. 

"İran'da halk rejimi desteklemiyor" diyenler daha 15 gün önce devrimin yıldönümünde meydanlara inen 30 milyon insanı kastetmiyor. Yarım asırdır savaşla, tehditle, ambargoyla sindirilmek istenmesine rağmen teslim olmayıp direnen insanları kastetmiyor. Her saldırıda ölüm pahasına kendisini meydanlara atan milyonları kastetmiyor. 

ABD ve İsrail'in çağrısıyla sokağa çıkıp yakıp yıkanlar halk fakat ölümü pahasına meydana çıkıp inkılâbı koruyan milyonlar halk değildir.  ABD ve İsrail'in dayattığı seküler teslimiyetçi iradeye sahip olanlar halktır; direnler ise yobaz, gerici ve yok edilmesi gereken engellerdir. 

Sormak lazım savaşın ilk günü öldürülen 200'e yakın masum kız çocuğu halk değil miydi? İran'da kadınlar özgür değil diyenler kız çocuklarının okuduğu ilkokulu ilk olarak bombaladı.  Mahsa Amini için kadın hakları kavramına sığınıp ülkeyi ateşe verenler için öldürülen 150 kız çocuğu neyi ifade ediyor. Mahsa Amini için inkılaba karşı çıkanlar öldürülen 150 kız çocuğu için neden ABD ve İsrail'e tek kelime etmiyor, meydanlara çıkmıyor. 

"Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda" (Tekvir 8.ayet) Bugün okul saldırısındaki kız çocuklarının öldürülme nedeni de hesabı da sorulmalıdır. Lakin biz düşmanı sorgulamak yerine dostları taşlamakla meşgulüz. Af edersiniz, tenzih ederim Ortadoğu'da kendi yedikleri kazığı görmeyen devletler, İran'ın elbisesindeki yamayı konuşuyor!

Tanımlamalarını dahi düşmanın aklı ve ağzıyla yapanlar zillete mustehak olur. ABD ve İsrail'in özgürlüğünün ÖLÜM olduğunu Ortadoğu çok iyi yaşıyor lakin bunu hala idrak edemeyenlerin oranı ise ürkütücü. 

Bir diğer yalanları ise "İran inkılabı bilim üretmedi." Bunu diyen Batı İran'ın bilim adamlarını her seferinde suikastlerle öldürdü."İran inkılabı teknoloji üretmedi" diyen batı her seferinde teknolojik tesisleri bombaladı. İran en azılı İslam düşmanlarıyla bile savaşıp ağır bedeller öderken dahi "İslam coğrafyasının en büyük düşmanı İran" diye uydurulan yüzlerce yalana inanan bir sürü müslüman var.

İran lideri Ali Hamaney’e daha güvenli bir yere götürelim dendi. İran halkının tamamını güvenli bir yere taşıyabiliyorsak gelirim dedi. Halkın canını kendi canından farklı görmedi. Her olay onlarca yalanı aydınlatır. Hani Hamaney saklanıyordu, Rusya'ya kaçmıştı. Hani dünyanın en zengin insanıydı. Kendileri zenginlik içinde iken halk sefaletteydi. Hani halktan kopuk yaşıyorlardı. Çocuklarını yurtdışında yaşatıyorlardı. Hamaneyin evi hepimizin evinden daha sade ve eskidir. Ve Hamaney tüm ailesiyle şehid olmasına rağmen hala koca koca camiaların öncüleri "Hamaney Amerika'nın adamıydı, kullanıldı ve atıldı" diyebiliyorlar. İran'ın içerideki zaafları, açmazları ve ajanlarını eleştirilebilir lakin ömrü ABD ile mücadele ile geçen bir lideri ABD'nin adamı olarak görmek hiç doğru bir yaklaşım değildir. 

Yıllarca kız çocuklarının eğitim hakkı gasbediliyor yalanıyla müslümanlara saldıranlar kız çocuklarının gittiği okullarını bombalayarak yaşam hakkını gasb ettiler. Lakin kız çocuklarının eğitim hakkı diyenler piyasada yok. Savaş kötüdür lakin bazı kötüleri de gün gibi ortaya çıkarır

Sorun İran inkılabı değil ABD ve İsrail’e teslim olmamadır. Onun köleliğini, efendiliğini, sömürgeciliğin kabul etmemedir. 

Ekonomi, kadın, halkın refahı, özgürlük gibi kavramlar sadece seni beni kaldırmaktan ibarettir. 

Sorun onların özgürlük dedikleri zilleti red etmektir. Sorun kadın haklarından öte Müslüman kadının örtüsüdür, hayasıdır. Kadınları istediği gibi tüketim aracına dönüştürememesidir. Sorun İran topraklarında ABD üslerinin olmamasıdır. Sorun herkesin yaşasın! dediğine kahrolsun! demektir. Herkesin toprak bağışladığı bir emperyal devlete bir karış toprağı kiralık dahi vermemektir. 

Bunca acı ve zillet karşısında artık utanmalıyız ve uyanmalıyız. Ortadoğu'da kendi ülkelerinin emperyalizme hizmet ettiği gerçeğini göremeyenlere maalesef yaklaşan tehlikeyi anlatamazsınız. Bazı insanların gözleri maalesef musibetle yüzleşince görmeye başlıyor. 

İran'da yönetim değişikliği demek ABD ve İsrail'in oraya yerleşmesi demek. Başta Türkiye ve Afganistan olmak üzere tüm bölgenin ABD ve İsrail'e teslim edilmesi demektir. Amerika, İsrail, İngiltere ve sair Batılı ve kukla devletler HAMAS'ı teslim alabildiler mi!? İşgal altındaki en zayıf halkayı teslim alamayanlar direnişin diğer cephelerinden hiç birini teslim alamamışken İran İslam Cumhuriyeti’ni mi teslim alacaklar!

İran İslam Cumhuriyeti 50 yıldır bedel ödüyor. Bunca düşmanın, ihanetin içinde ödenen bedeller de ağır oluyor. Bedel ödeyenler kaybetmiyor bedenlerini şehadete taşıyorlar. Teslim olanlar ise hem bu dünyada hem ahirette zelil olmakla zaten kaybediyorlar.

Bu zorlu süreçte cümlelerimizi doğru kuralım. Düşmanın ağzı ve aklıyla olaya yaklaşmakta uzak duralım. İran; 

Bahreyn'i vurmuyor Bahreyn'deki ABD üssünü vuruyor.

Ürdün'ü vurmuyor Ürdün'deki ABD üssünü vuruyor.

Erbil'i vurmuyor Erbil'deki ABD üssünü vuruyor.

Suudi Arabistan'ı vurmuyor Suudi Arabistan'daki ABD üssünü vuruyor.

Birleşik Arap Emirlikleri'ni  vurmuyor Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki ABD üssünü vuruyor.

Bu üsleri vurmak suç değildir zira ABD ve Siyonizm’i koruyan bu üsler üzerinden Ortadoğu’da başımıza bombalar atılıyor. Asıl suç İran'ın bu üsleri vurması değil bu üslerin müslüman coğrafyalarda olmasıdır. Sorgulanması gereken de İran'ın üsleri vurması değil bu üslerin var olmasıdır.

Birilerini sevmeyebilirsiniz lakin düşmanın yalanlarına inanmak, onları yaymak düşmana dolaylı hizmettir. ABD yalanları bombalarından önce gelir aramıza. Ve yalanlar bombalardan daha etkilidir bazen. Düşmanın yalanlarıyla dostlarımızı yaralamamalıyız. Şunu iyi anlamalıyız ki "Ortadoğu’da ABD'nin BOMBALARI değil YALANLARI daha yıpratıcıdır. Eğer onların yalanlarıyla baş edebilirsek bombalarıyla baş edebiliriz."

Eski ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in : “Zayıflık tahrik edicidir” sözüne binaen bu yalanlarla birbirini zayıflatanlar ABD'yi tahrik ediyorlar. 

Bizim artık uyanmamız ve ruhumuzu değiştirmemiz gerekiyor ki mevcut sömürü halimiz değişsin. Mâlik Bin Nebi"nin ifadesiyle: "Ruhunu değiştir, tarih değişsin. Uyuyan toplumların tarihi olmaz, olsa olsa rüyası ve kâbusları olur…"

Yine Mâlik Bin Nebinin ifadesiyle “İhanete uğrayan fikirler intikamlarını alırlar. Fikri asaleti yeniden kazanmamız ve öncelikle düşünce alanında bağımsızlığımıza ulaşmamız gerek. Ondan sonra ekonomik ve siyasal bağımsızlığımızı gerçekleştirebiliriz.” 

Eğer biz bunu yapabilirsek yaşanan zorluklar, ödenen bedeller yaratıcı, diriltici ve üretici bir boyuta ulaşır. Arnold Toynbee iradesiyle: “Zorluklar, yaratıcı tehditlerdir. Çünkü insanları tepki göstermeye özendirirler.” 

Ne Türkiye'nin dostu ABD'dir. Ne İran'ın dostu Rusya’dır. Bugün ABD'nin İsrail için ödediği bedeli Rusya ve Çin İran için ödemez. Aynı durum ABD'nin Türkiye ilişkileri için de geçerlidir. Bu düzlem ve denklemde birbirimizi düşmana muhtaç edecek politik tavırlardan ve söylemlerden kaçınıp dayanışmaktan başka çıkış yolu yoktur.

Allahın izniyle bu savaşta da hezimete uğrayacaklardır. Kazanmak ve kaybetmekten bağımsız olarak onurluca direnmektir, teslim olmamaktır başarı.

Rabbim bu imtihanı zalimler için fırsata çevirmesin. Zalimlerin hesabını bozguna uğratacak bir feraset lütfeyle. "Allah, azabı ve rezilliği, akıllarını kullanmayanlara musallat eder." (Yunus Süresi 100)

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR