Kâ'be Neden Putlardan Temizlendi?
Tevhid, Şirk Ve Tarihsel Hakikatin Kısa Bir Muhasebesi
Tevhid Üzere Kurulan Bir Şehir Mekke Ve Kâ'be
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail ile birlikte Mekke’ye gelmiş ve Kâ'be’yi yeniden inşa etmiştir. Daha sonra Cürhümlüler’in Mekke ve çevresine yerleşmesiyle Hz. İsmail onlardan Arapça öğrenmiş, bu kabileden bir hanımla evlenmiştir. Zamanla Mekke ve çevresine Cürhümlüler dışında başka Arap kabileleri de yerleşmiş; uzun yıllar boyunca tevhid inancı üzere bir hayat sürmüşlerdir.
Tevhid İnancının Aşınması Ve Putperestliğin Normalleşmesi
Ancak zaman geçtikçe bazı kabile ileri gelenleri putlara yönelmeye başlamış, diğerleri de onları takip etmiştir. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, başlangıçta tevhid inancı üzere yaşayan bu insanlar için putlar artık “normal” kabul edilir hâle gelmiştir. Hatta bu durumu meşrulaştırmak için şöyle demeye başlamışlardır: “Biz onlara, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
(Zümer Sûresi, 39/3)
Şirkin Zihniyeti Ve
Aracılar Üzerinden İnanç
Bu anlayış, şirk zihniyetinin açık bir ifadesidir. Putlar doğrudan “ilâh” olarak adlandırılmasa bile, Allah ile kul arasına aracı kılınmış; böylece Allah’a ortak koşulmuştur. Her kabilenin kendine ait bir “kavmî/millî putu” oluşmuş, zamanla bu putlar Kâ'be’nin içine kadar yerleştirilmiştir. Böylece Hz. İbrahim’in tevhid üzere inşa ettiği Beytullah, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dönemine gelindiğinde putlarla doldurulmuş durumdaydı. Klasik rivayetlere göre putperestliğin Mekke’ye girişi, özellikle Huzâa kabilesi döneminde, kabile reisi Amr bin Luhay (Amr b. Luhayy) ile başlamıştır. Mekke’ye yerleşen bazı Arap kabileleri, özellikle Huzâa ve ardından Kureyş dönemlerinde Amr bin Luhay, Şam taraflarında (Belkâ veya benzeri bölgelerde) gördüğü putperestlikten etkilenerek Hübel adlı putu Mekke’ye getirmiş, Zemzem civarına dikmiş ve halkı buna tapmaya teşvik etmiştir. Bu olay, Arap Yarımadası’nda putperestliğin yaygınlaşmasının dönüm noktası kabul edilir (TDV İslâm Ansiklopedisi, “Amr b. Lühay” maddesi; İbn Hişâm, es-Sîre, I, 76-77; Buhârî ve Müslim’deki ilgili rivayetler).
Risâlet Öncesi Ve Sonrası Peygamberimizin Şirke Tavrı
Resûlullah (s.a.v.), çocukluğundan itibaren bu durumdan hoşnutsuzluğunu açıkça belli etmiş; gençliğinde ve olgunluk çağında da şirkten daima uzak durmuştu. Ancak kendisine risâlet geldikten sonra, Allah’ın kesin emriyle tevhid çağrısını açıkça ilân etmeye başladı: “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin ve O’na ortak koşmayın.”
(Kehf Sûresi, 18/110)
Tebliğe Karşı Zulüm
Mekke Dönemi
Buna rağmen Mekke müşrikleri ne putları terk ettiler ne de Kâ'be’yi aslına uygun hâle getirdiler. Aksine, Beytullah’ı şirkle kirletmeye devam ettikleri gibi, Peygamber Efendimiz’in getirdiği risâlete de şiddetle karşı çıktılar. Müslümanlara baskı uyguladılar, işkence ettiler, ibadet özgürlüklerini ellerinden aldılar ve nihayet onları yurtlarından çıkardılar.
Hicret, Vahdet Ve
Medine’de Yeni Bir Toplum İnşâsı
Öyle bir safhaya gelindi ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) artık Mekke’de tevhid dinini yaşayıp tebliğ edemez hâle geldi. Daha önce Habeşistan’a ve Medine’ye hicret eden Müslümanların ardından, Resûlullah (s.a.v.) da yol arkadaşı ve ilk Müslümanlardan olan Hz. Ebubekir ile Medine’ye hicret etti. Mekke’den gelen muhacirlerle Medine’deki Ensar arasında örnek bir vahdet oluştu. Tevhid esasına dayalı İslam dini, sahih bir şekilde yaşanmaya ve yaşatılmaya başlandı. Mekke'de zulüm gören Müslümanlar öncelikle Mekke Müşriklerinin zulmünden kaçmak için Habeşistan'a (geçici sığınak), nihayetinde ise Medine'ye (kalıcı yurt ve İslam toplumunun kuruluşu için) hicret ettiler. Habeşistan hicretleri "ön hazırlık" niteliğindeyken, Medine hicreti İslam tarihinde dönüm noktasıdır. Müslümanlar Mekke'deki zulümden sonra Medine'de rahat bir nefes almışlar normal hayatlarına dönebilmişlerdir.
Medine Şehir Devleti
Ve Müşrik Saldırıları
Kısa sürede Medine’de, farklı din mensuplarının da bulunduğu; üstelik Müslümanların sayıca az olduğu bir ortamda, Müslümanların inisiyatifiyle bir şehir devleti kuruldu. Ancak Mekke müşrikleri Müslümanları rahat bırakmadı. Medine’ye saldırılar başladı. İlk büyük saldırı Bedir Savaşı’nda gerçekleşti ve sayıca az olmalarına rağmen Müslümanlar galip geldi. Hendek Savaşı hariç, sonraki bütün çatışmalarda Müslümanlar galip geldiler.
Fetih
İntikam Değil, İade
Müslümanlar zamanla hem iman hem güç bakımından olgunlaştı. Mekkeli müşriklerin anlaşmaları bozması üzerine, Kâ'be’yi asıl sahibine ve kuruluş gayesine kavuşturmak için Mekke’ye yüründü. Bu büyük iman ve kararlılık karşısında müşriklerin direnecek hâli kalmadı ve Mekke fethedildi (H. 8, Ramazan 20 / Ocak 630).
Genel Af Ve Ahlâkî Üstünlük
Fetihten sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarihî bir eman fermanı yayınladı: Hiç kimseye dokunulmayacak, intikam alınmayacaktı.
Kendilerini yurtlarından çıkaran, yıllarca zulmeden müşriklere rağmen Müslümanlar en küçük bir intikam duygusuyla hareket etmediler. Mekke barış içinde teslim alındı (İbn Hişâm, es-Sîre; Taberî Tarihi).
Kâbe’nin Aslına Döndürülmesi
Ardından ilk yapılan iş, Hz. İbrahim’in tevhid üzere inşa ettiği Beytullah’ı putlardan temizlemek oldu. Çünkü Kâ'be, şirk için değil; yalnızca Allah’a ibadet için vardı. Kirletilen mekân aslına döndürüldü, emanet sahibine iade edildi. Mekke fethi sırasında Kâ'be’nin içinde ve çevresinde rivayetlere göre yaklaşık 360 put bulunuyordu; en büyüğü Hübel’di. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) elindeki asâ/değnekle putlara işaret ederek “Hak geldi, bâtıl zâil oldu. Bâtıl gerçekten zâil olmaya mahkûmdur” (İsrâ, 17/81) âyetini okudu; putlar birer birer devrildi. Hz. Ali (r.a.) bazı rivayetlerde omuzlara çıkarak damdaki putları indirmiştir (Buhârî, Meğâzî, 48; Müslim, Cihâd, 87; İbn Hişâm, es-Sîre; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Put” maddesi).
Günümüz İtirazları Çarpıtma
Ve Tarih Bilinci Eksikliği
Bugün ise “Kâ'be’deki putlar niye kırıldı, onların inancına niye saygı gösterilmedi?” diye feveran edenler var. Ne gariptir ki, bu itirazı dile getirenlerin büyük kısmı meseleyi tarihinden, bağlamından ve inşa amacından tamamen kopararak konuşuyor. Oysa bir mekânın nasıl ve hangi gaye ile inşa edildiğini bilmeden yapılan bu itirazlar, sağlıklı bir düşünmenin ürünü değildir.
İbadethanenin Hukuku ve Ahlâkı
Bir ibadethane, Allah’a ibadet için yapılmışsa; o mekânın şirk unsurlarından temizlenmesi bir “tahammülsüzlük” değil, bizzat kuruluş amacına sadakattir. Üstelik putperestler defalarca uyarılmış, iyilikle tebliğ edilmiş; buna rağmen hem Kâ'be’yi kirletmiş hem de Müslümanları yurtlarından etmişlerdir. İşgal altındaki bir mabedin özgürleştirilmesi ve aslî hüviyetine kavuşturulması kadar meşru bir şey olabilir mi?
Tevhidin Zaferi
Müslümanlar güç kazandıktan sonra Mekke’yi fethederek hem işgali sona erdirmiş hem de Kâ'be’yi putlardan arındırmıştır ve müşriklerin haksız tasallutundan kurtarmıştır.
Bu, ne bir intikamdır ne de zorbalık. Bu, tarihin ve inancın emrettiği şekilde bir haksızlığın giderilmesi; kutsal bir emanetin gerçek sahibine iadesidir.
Netice-i Kelam:
Mesele Net, Tartışma Yapaydır
Elbette insanlar birbirlerini inançları konusunda uyarabilir. Ancak baskı, zulüm ve işgal söz konusu olduğunda; üstelik kutsal bir mekân aslî amacının dışına çıkarılmışsa, buna müdahale etmek hem ahlâkî hem de vicdanî bir zorunluluktur. Kısacası mesele son derece açıktır:
Kâ'be putlar için değil, Allah içindir.
Putlar sonradan yerleştirilmiş geçici kirlerdir; tevhid ise Kâ'be’nin varlık sebebi ve değişmez kimliğidir. Bunun dışındaki bütün itirazlar ya tarih bilgisizliğinden ya da bilinçli bir çarpıtmadan ibarettir. Hakîkati görmek istemeyenler için söylenecek söz tükenmiştir fakat hakikati arayanlar için bu tablo hem berrak hem de son derece öğreticidir.

