Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


İsmail Hakkı Güleç


21. ASRIN CAHİLİYESİ - (1)

İsmail Hakkı Güleç'in yeni yazısı


 

 

       1987 yılında Malatya'ya gitmiştim. Malatya'da İslami kitaplar satan, Malatya'nın manevi okulu diyebileceğimiz talebe Kitabevi var idi... 

       Kitaplara göz atarken, gözüm bir anda 20.Asrın cahiliyesi adlı kitaba odaklanmıştı... 20.Asır ve cahiliye kavramlarını yan yana görünce pek de anlam verememiştim... 

         Nasıl oluyordu da 20.asır ilim, fen, bilim, teknoloji ve bilginin bu kadar çoğaldığı ve her yerde kitapların olduğu, bilgiye ulaşmanın çok kolaylaştığı bir zaman diliminde 20.asırda cahiliye olabiliyordu...!

        Ki okuma yazma oranları, ülkemizde yüzde doksan dokuzları bulmuşken, hala neyin cahiliyesi diye kendi kendime bayağı bir şaşırmış, hayret etmiştim...

        O kitabı almaya karar verdim... O yıllar, benim tevhidi düşüncemin yeni yeni oluştuğu yıllardı... 

       Olayları çok da derinliğine bilmiyor, İslami kavramları Kur'an'da geçtiği şekliyle değil de, duyduğum ya da gördüğüm şekliyle anlamaya veya algılamaya çalışıyordum... 

       Kitabı aldıktan sonra, yazarına baktım Mısırlı şehit Seyit Kutub’un kardeşi merhum Profesör Muhammed Kutup olduğunu gördüm... 

      Muhammed Kutup hem İslam'ı, İslam kültürünü, İslam dünyasını iyi bilen ve insan psikolojisi üzerine de çok ciddi çalışmaları olan bir fikir, düşünce ve dava adamıydı... 

       İslam uğrunda, abisi şehit Seyyid Kutup gibi, O'da birçok bedeller ödemiş, İhvanı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemaatının içinde büyümüş büyük bir mücadele ve dava adamı idi... Batıyı da çok iyi biliyordu... 

      Ondan dolayı da, bu kitap okunur dedim ve başladım okumaya... Kitabı okudukça cahiliyenin okuma yazma ile birebir ve doğrudan çok da ilişkili ve ilintili ve de ilgili olmadığını gördüm... 

       Cahiliye; eğer okuma yazma bilmemek olsaydı, İslam Mekke'de geldiği zaman, Kur'an ayetleri inmeye başladığı dönemde, Mekke'nin az sayıdaki okuma yazma bilenlerinden birisi de Ebu Cehil'di... 

 

      Ebu Cehil, cahiliyenin ya da cahilliğin babası Hz. Peygamber (as) O'na bu ismi vermişti... O'na bu ünvanı bu lakabı uygun görmüştü... 

      Neden okuma yazma bildiği halde ya da çok az sayıda okuma yazma bilen insandan birisi olduğu halde, Ebu Cehil’e, cahillerin babası, önderi, abisi, lideri, rehberi lakabı verilmişti..?

      Bu gerçekten düşündürücü idi..! 

       İşte o kitaptan ve daha sonra Kur'an ayetlerinden de öğrendiğime göre cahiliyenin, okuma yazma bilmemek olmadığını, meşruiyetini, mevcudiyetini ve mensubiyetini İslam'dan ve Tevhid'den almayan, Rabbimizi tanımayan her inanç, anlayış, düşünce, dünya görüşü, kültür, grup, toplum, birey, din, gelenek ve de yönetim, ne olursa olsun hepsinin bu kapsama girdiğini ve cahiliye vasfına haiz olduklarını gördüm...

       Yani, insanlığın ilk başladığı Hz. Âdem ve Hz. Havva döneminden daha sonraki Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve son olarak da Hazreti Muhammed Aleyhisselam dönemlerinde bu cahiliyeyi görüyoruz... 

      Hatta, insanlık ilim, bilim, teknoloji, fen ve tıp konularında ilerledikçe, cahiliyesi yani Rabbini bilme, yaratanını tanıma inanç, duygu ve düşünce ve de fıtratından daha da uzaklaşıyor... 

      Tanrı tanımaz, ateist bir konuma sürükleniyor... 

        Bu durum, İslam dünyasında böyle olduğu gibi, özellikle de gelişmiş ülkelerde, toplumların neredeyse yüzde sekseni, doksanı hiçbir dine veya tanrıya inanmıyor ateist oluyorlar... 

       İslam dünyasında ise, bu ateizm olarak değil, daha çok deizm cahiliyesi olarak karşımıza çıkmaktadır... 

       Yani insanlar, Allah kâinatı ve insanı yarattı, ama kendi haline bıraktı! karışmıyor! şeklinde Allah'a inanıyorum ama, Allah'ın hükümlerine uymaya gerek yoktur...! Ben, kafama, keyfime, zevkime, aklıma ve çevreme göre bir hayat yaşamak istiyorum şeklindeki batıl ve sapkın bir inanç oluşmuş durumdadır... 

      İşte insanlık, ilk cahiliyede olduğu gibi, bugün de birçok kötülüğü, küfrü, zulmü, kaosu karanlığı, hurafeyi, bidatı, haramı, günahı, isyanı, sapıklığı ve de fıtrata aykırı olan her şeyi, özgürlük adı altında, her türlü iğrençliği, kirliliği, kötülüğü meşru görmeye ve haz ve hız peşinde giderek bunu da biraz da hızlandırmaktadır... 

       İşte bugün cahiliye, bütün dünyada hakim olduğu için, insanların çoğu aç, bir dilim ekmeğe muhtaç, günlük gıdasını, ihtiyacını karşılayamayacak durumda, temiz suya ulaşamaz gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz ve de günlük bir öğün ekmek bile bulamazken, dünyanın bazı bölgelerinde ise, tam tersi insanlar obeziteden, aşırı kilolu olmaktan ve çok tüketip hatta yediklerinin iki ya da üç katını da çöpe attıklarını görmekteyiz...

      Yani cahiliyede daima zıtlıklar söz konusudur... Daima ifrat ve tefrit vardır... Aşırılıklar söz konusudur... Cahiliye, fıtrata aykırıdır... Bir yanda israf, bir yanda ihtiyaç... İsraf, ihtiyacın çok üstünde yapıldığı zaman, ihtiyaç sahipleri ihtiyaçlarını gideremiyor ve israf sonucu her şey daha kullanılmadan çöpe gidiyor... 

      Tüm cahiliyelerde olduğu gibi 21.asrın cahiliyesi de, kulların kullara kul olduğu, kulların kullara egemenlik ve hakimiyet yetkisi verdiği, kulların kullara hükmettiği bir idare sistemine sahiptir... 

      Yine cahiliye de, Egemenlik kayıtsız şartsız yaratanın, Hakimiyet Allah'ın değildir ya bir kişinin, ailenin ya da toplumun temsilcilerinden oluşan meclislerin olmaktadır...  

       Yoksa, Allah’ın izin vermediği şeyleri, kendilerine dinden şeriat kılan/kanun yapan ortakları mı var? Şayet (azaplarının kıyamete erteleneceğine dair) kesin bir söz olmasaydı elbette, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır. (42/Şûrâ Suresi, 21)

          (Allah’ın (cc) izin vermediği şeyleri şeriat hâline getiren, haram-helal, yasak-serbest şeklinde kanunlaştıranlar, Allah’a (cc) şirk koşulan ortaklardır. Çünkü kanun yapma, şeriat belirleme ve yasama Allah’ın (cc) en belirgin sıfatlarındandır. (bk. 12/Yûsuf, 40; 18/Kehf, 26) ) 

       Bunlar da çıkarmış oldukları yasaları, Allah'ın helal, haramlarına ve Kitabına göre değil, kendi arzu, istek çıkar, menfaat ve keyiflerine göre çıkarmaktadırlar... 

         Cahili sistemler, Kur'an buna cahiliye veya tağut da demektedir... Bu konuda özellikle de Maide Suresi 50. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır... 

 

       “Yoksa cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanmış bir kavim için kim Allah’tan daha güzel hüküm sahibi olabilir?” (5/Mâide Suresi, 50)

      Allah’ın (cc) hükümleri dışında kalan her yasa, kanun, düzen ve toplum “cahiliye”dir. Böylesi düzenlere razı olan ve imani bir tavırla reddetmeyen toplumlar, cahiliye toplumlarıdır. Şunu unutmamalı: Cahiliye bir zaman dilimi değil, bir zihniyet meselesidir. Bir yerde İslam/Tevhid varsa, mutlaka karşısında cahiliye vardır. Yasalarını Allah’tan almayan, hayatı İslami ölçülerle okumayan, bilgisi vahye dayanmayan her insan/toplum cahiliye ehlidir...

          Rabbimiz (cc) bize, cahillerden olmamamızı ve her türlü cahili inanç, ibadet, kültür, gelenek, toplum, rejim ve de sistemlerden uzak durmamızı, kendimizi bu tür tüm cahili ve beşerî kötülüklerden koruyup kollamamızı emretmektedir... (Devam edecek..)

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR