Zıplamayın, okuyun

Yusuf Ziya Cömert'in yazısı;

Zıplamayın, okuyun

 

Eğer nasıl aranacağını bilirseniz, ‘meymenetsiz’ kelimesi ile sağcılık ve solculuk arasında lügavi bir irtibat bulursunuz.

‘Yemin’ ‘sağ’ anlamına geliyor.

Neredeyse dünyadaki bütün kültürlerde ‘sağ’ iyi bir şeydir.

‘Sağduyu’ dediğin zaman iyi bir şeyden söz etmiş olursun, ‘uğur’lu bir şeyden.

‘Sağ’la başlamayı tercih edersin; işin devamı güzel gelsin diye.

‘Sağlık’ın ‘sağ’lık olmasında, ‘sağlam’ın ‘sağ’lam olmasında dahi bu geleneğin tesiri vardır.

Yemen’e niçin Yemen denir?

Çünkü Mekke’de yüzünüzü doğuya çevirdiğiniz zaman Yemen ‘sağ’ınızda kalır.

‘Sol’unuzda kalan yere de ‘Şimal’ denir. Çünkü ‘şimal’ sol demektir.

‘Meymenet’le ‘Yemin’ akrabadır.

Arap dilinde kelimenin değişik hallerine, fiilin kökünü oluşturan üç harfi muhafaza ederek ulaşırsınız.

‘Yemin’deki üç harf, Ya, Mim ve Nun’dur.

‘Meymenet’in kökü de bu üç harftir.

Anlamını, sağ, salim, sağlıklı, uğurlu olma hali olarak verebilirsiniz.

Meymenetsiz ne olur o zaman?

Sağlıksız, uğursuz.

Meymenet’in tam karşı tarafında ‘meş’emet’ diye bir kelime vardır.

Ashabu’l Meymene, Ashabu’l Meş’eme, Kur’ani tabirlerdir.

Kimisi sağcılar, solcular diye tercüme eder bu tabirleri, kimisi iyiler kötüler...

Meymenetliler ve meymenetsizler diye tercüme edince de anlamdan çok uzaklaşmazsınız.

Arapça ve Türkçe üzerinden konuşuyoruz ama, dünya dillerinin belki de hepsinde durum aşağı yukarı böyledir.

Peki bugün kullandığımız politik anlamdaki sağcılık-solculuk ne?

Meymenetle, meymenetsizlikle alakası var mı?

Ben meymenetsiz sağcılar biliyorum. Ve meymenetsiz olmayan solcular...

Tam tersini de biliyorum.

Çelişki mi bu?

Değil.

Çünkü politik sağcılık ve solculuk Fransız İhtilali’nden sonra kurulan parlamentodaki oturma düzeninde ortaya çıkmış.

Başkan’a göre sağ tarafta oturanlar sağcı, sol tarafta oturanlar solcu.

Yani biraz zorlamayla, diyebilirsiniz ki (laf taa Çetin Altan’a kadar gidecek) bir marangozluk meselesi!

Adamlar belki sağ tarafa oturmak istediler. Fakat başkanın soluna denk geldi!

Sağda oturanlar monarşi taraftarları, burjuvalar, muhafazakarlar, solda oturanlarsa özgürlük taraftarları, halkçılar...

Bu tertibe göre, sağcılar baştan meymenetsiz!

Siz olsanız ne tarafta oturmak isterdiniz? Sağda mı, solda mı?

Ben olsam solda otururdum.

Parlamentonun başkanı da bana ‘solcu’ derdi.

Anlaşılıyor değil mi, dinlerdeki, kültürlerdeki sağcılık-solculukla politik sağcılık-solculuk’un bir alakası olmadığı?

Ama tabii alaka kurmak isteyenler olmuştur.

Türkiye’deki sağcılık, dini anlamdaki sağcılık kavramını epeyce istismar etmiştir.

Sağcılık, Türkiye’deki ‘İslamcılık’ın içine de bol miktarda enjekte edilmiştir.

Türkiye’deki ‘İslamcılık’ın iflah olamamasının (bir başka görüşe göre de iflah olmasının, yani her yola gelmesinin) temel sebebi bu sağcılıktır.

***

Daima, ‘büyüğümüz, öğretmenimiz’ diye andığım...

Türkçenin büyük şairi...

‘Diriliş’ düşüncesinin mimarı...

Benim bildiğim, şimdiye kadar hiçbir dünyevi gücün, politik veya maddi otoritenin önünde eğilmemiş olan Sezai Karakoç...

Diriliş Neslinin Amentüsü’nde Kur’an-ı Kerim’deki ‘sağcılık-solculuk’ kavramına atıfta bulunuyor.

“Batılı anlamda sağcılık, solculuktur benim gözümde” diyerek ‘politik sağcılık’ın yerini belirliyor.

Bizim, kerametleri kendilerinden menkul solcular üstlerine alınıyorlar.

Kerametleri kendilerinden menkul zira adları solcu, özgürlüklerle, haklarla irtibatları sağcılardan çok farklı değil.

Yani herkes kendine müslüman!

Zıp zıp zıplıyorlar.

Okumuşlar mı Sezai Karakoç’u?

Hiç zannetmiyorum.

Sayın sağcılar ve sayın solcular.

Zıplamayın, okuyun.