Türkiye’de devam eden ve biraz duraksayan yeni süreç Rojava’da yaşanan gelişmelerden sonra gözleri yeniden Türkiye’ye çevirdi. Çünkü süreç önemli ölçüde Rojava’daki gelişmelere bağlanmıştı. Sonunda oradaki süreç de büyük oranda, Türkiye’nin istediği yönde sonuçlandı. Artık Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan atak beklenirken inkâr ve asimilasyon dönemi enstrümanlarından biri olan “Zazaların Kürtlüğü” tartışması tekrar gündeme geldi veyahut getirildi. Sosyal medyaya hararetli bir biçimde yansıyan bu tartışma, Ankara’da bazı fotoğraf kareleriyle daha da alevlendi. Bu suni tartışmalardan hareketle tarih boyunca hem endonim hem de egzonim açıdan kendini Kürt olarak adlandıran Zazalara ilişkin tartışmayı hatırlamak, bugünü anlamak için de yararlı olabilir.
Zazalar yaklaşık bin yıldır bugün hayatlarını idame ettikleri topraklarda yaşamaktadır. Bahse konu topraklar Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de hüküm sürdüğü topraklar olduğu unutulmamalıdır. Mezkûr devletlerin kendi tebaalarına dair çeşitli kayıtlar tuttuğu da bilinen bir gerçektir. 1515’te Kürdistan coğrafyasının ve Kürt mirliklerinin Osmanlı hâkimiyetine dâhil olması referans alındığında, her iki devletin 500 yılı aşkın bir zamandır kendi vatandaşlarına ilişkin kayıtlar tuttuğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla, bu yazının ve bir süredir belirli aralıklarla gündemleştirilen tartışmanın konusu olan Zazaların ne oldukları ile ilgili Osmanlı ve Cumhuriyet kayıtlarında çok sayıda kaydın mevcut olduğu unutulmamalıdır. Bahse konu resmi kayıtlarda padişahlardan cumhurbaşkanına (Atatürk de dahil), seyyahlardan askerlere, bakanlardan milletvekillerine, mülki amirlerden mahalle muhtarlarına dek bütün Türkler, Zazalardan Kürt ya da Ekrad-ı Zaza, dillerinden Lisan-ı Ekrad-ı Zaza ve Zazaların yaşadıkları coğrafyadan da Bilad-ı Ekrad (Kürt Beldeleri) şeklinde söz etmekte, yanı sıra Zazaların yaşayışları, dinleri, mezhepleri, kültürleri, nüfusları ve ekonomileri hakkında teferruatlı bilgilere yer vermektedir.¹
Egzonimden Endonime
Zazalara ilişkin dış adlandırmalar (egzonim) haricinde iç adlandırmaların (endonim) da bu tartışmada dikkate alınması bir zorunluluktur. Çünkü en nihayetinde kimlik, bir bireyin, grubun, topluluğun veyahut milletin “kim” olduğunun cevabıdır. Bu veriden hareketle Zazaların, kendilerini Kürtlük şemsiyesi altında -hepsi de Kürtlükle doğrudan ilişkili olan- Kırd, Kırmanc ve Dımıli; Kurmanci konuşan Kürtleri de Kurmanc veyahut Kırdasi şeklinde adandırdıkları gerçeğini de not etmek gerekiyor. Daha açık bir ifadeyle, Zazalar kendini tanımlarken Kırd ismiyle Kürtlüğün merkezinde konumlandırmakta, diğer Kürtleri ise Kırdas ya da Kurmanc olarak ifade etmektedir. Kırdas kelimesi Kurd asa/asıg Kurd kelimelerinden; muhtemelen Kurmanc da aynı yaklaşım ile üretilmiştir. Bu da kelimenin Kurdmend kelimesinden Kurmanc’a dönüşmesi ile oluşmuştur. Kurdmend de Kırdas gibi Kürt gibi ya da Kürde benzeyen anlamına gelmektedir. Kendini Kürtlüğün merkezinde hissetmek, Zazalarda egemen bir duygudur ki bundan mahrum olanlar ya sonradan Zazalaşanlarda ya da özellikle korku ve şiddet iklimi ile inkâr ve asimilasyon nedeniyle miraslarını devralamamış olanlarda görülmektedir. Son tahlilde, Zazaların hafızaları üzerine yapılan sözlü tarih çalışmalarında da aynı sonuçlar elde edildiğini kaydetmek gerekir.²
Peki tüm bu gerçeklere rağmen, neden devlet bu tartışmalara sessiz kalmakta hatta tartışmaları farklı şekillerde desteklemektedir? Bunu anlamak için Zazalık tartışmasının kısa bir tarihini hatırlamak bize yardımcı olacaktır. Bilindiği üzere, Zazalara ilişkin ilk çalışmalar Avrupa’da yapılmış olmasına karşın oldukça geç bir tarihte Türkiye’de karşılık bulmuştur. Avrupa’da üretilen çalışmalar dilsel çalışmalar iken, söz konusu çalışmalar politik ve ideolojik kalem darbeleriyle buraya etnik bir tartışma olarak aktarılmıştır. Değişen siyasal koşullar, Zazalar ile ilgili tartışmaların farklılaşsa da aslında her zaman aynı minval üzere ilerlemesine neden olduğunu göstermektedir.
1. Alman oryantalistler
Alman oryantalistler 18. yüzyıl, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren Zazalar üzerine çalışmışlardır. Almanların konuya ilişkin motivasyonları, Alman romantik milliyetçiliği ve sömürgeciliktir. Bilim paradigması olarak da dönemin egemen bilimi olarak oryantalizmi kullanmışlardır. Nitekim Zazalar üzerine yapılan çalışmaların çoğu 1850-1940 arasında yapılmıştır. O tarihlerde Almanya’da devlet kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere çalışmayı esas alan uygulamalı oryantalizm ekolü (angewandte orientalistik) hâkimdir. Alman oryantalistleri Zazaları, Almanların Avrupa’da benzersiz ve üstün oldukları savını desteklemek üzere yapılan Aryanlık mühendisliği nesnesine dönüştürmüşlerdir.
Almanlar oryantalistleri, diğer Avrupalı oryantalistlerin aksine, kendilerini Doğuya ait görürler. Bu nedenle Alman milli kimliği occidental değil, oryantal olarak inşa edilmiştir. Elbette bunun için de veri gerekmiş ve bu kapsamda çok sayıda araştırma gezisi yapılmıştır. Sözgelimi Schlegel Hindistan, Friedrich Carl Andreas İran, Oskar Mann ve Albert Von Le Coq daha çok Kürdistan’ı gezmiş; dil, kültür, inanç ve diğer konularda Doğu ve Kürtlere dair bilgi toplamışlardır. Ayrıca Friedrich Müller, Peter I. Lerch, A. Houtum-Schindler, Albert Von Le Coq, Karl Hadank, Friedrich Carl Andreas, Oscar Mann, Wilhelm Strecker ve Otto Blau, Friedrich von Spiegel gibi araştırmacılar gözlem, derleme ve gramatik çalışmalar yapmışlardır.³
Alman oryantalistler Zazacaya ilişkin çalışmalarında iki temel tartışmayı gündeme getirmiştir. Birincisi, Zazacayı dil ve lehçe bağlamında tartışmak. İkinci tartışma ise Zazacanın İranî diller içindeki yeridir. Bu konuda ilk çalışmayı yapan Friedrich Müller, Zazacanın fiil çekimlerinin Kuzey İran dillerine benzediğini ileri sürer. Daha sonra Friedrich Carl Andreas da Zazacayı Kuzey İran dilleri ile ilişkilendirir. Oscar Mann ise “bilinenin aksine” ifadesiyle yeni bir keşifte bulunduklarını iddia eder ve yaygın kanaatin aksine, – yaygın kanaat, bütün Batı literatüründe Zazaca, başta Kurmancca olmak üzere diğer kürdi lehçelerle birlikte Kürtçe içerisinde kabul edilmektedir.-, Zazacayı Kürtçenin lehçesi olarak değil, bir Kuzey İran Dili olduğunu iddia etmiştir. Fakat Mann, bu konuda herhangi bir analiz yapmamıştır; bu görüş sadece bir iddia olarak kalmıştır. Günümüzde Jost Gippert ve Ludwig Paul gibi bazı Alman araştırmacılar bu iddiaları çalışmışlardır.⁴
Zazacanın Kürtçenin dışında değerlendirilmesi Almanların bilgi ihtiyacının bir sonucudur. Çünkü Karl May’ın⁵ eseri nedeniyle Kürtlük, Alman kafasında olumsuz bir imge olarak durmaktadır. Oysa Almanların üstünlük iddiasını güçlendirecek bir ilişkiye ihtiyaçları vardır. Bu nedenle Zazaca, Kürtçe dışına çıkarılmış ve Almanların göç yollarından olan Kuzey İran’a yerleştirilmiştir. Bu şekilde eski İran dillerinin özelliklerini taşıyan bir dil ile ilişkileri sağlanarak kadimlik ihtiyaçlarına hizmet ettirilmiştir.
2. Kemalist Araştırmacılar
Almanlardan sonra Kemalist araştırmacılar Zazaları araştırma konusu yapmışlardır. Çünkü Zazalar, Koçgiri (1921) ve Şeyh Said (1925) isyanları ile birlikte Kemalistlerin dikkatlerini üzerlerine çekmiştir. Bu çerçevede Hasan Reşit Tankut ve Nazmi Sevgen gibi asker kökenli Kemalistler saha araştırmaları için görevlendirilmiştir. Bu isimlerle, Zazalara yönelik yapılacak askeri harekatlarda kullanılmak üzere bilgi üretimi yapılması amaçlanmıştır. Hasan Reşit Tankut, Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler⁶ adlı çalışması ile 1937-1938 Dersim’e müdahale öncesi devlet için bilimsel bilgi toplamıştır. Bahse konu kitabı oluşturan raporlar, 1925 Şeyh Said İsyanı ile 1938 Dersim Harekâtı arasındaki dönemde kaleme alınmıştır. Raporlarında Tankut, Zazaların yaşadığı coğrafya, dilleri, dinleri, mezhepleri ve etnik özellikleri gibi konularda görüşlerini yazmakta ve önerilerde bulunmaktadır. Zazalar hakkında üretilen bu bilgiler, askerî hizmetler için kontrol mekanizmaları oluşturmak ve stratejiler geliştirmek amacıyla kullanılmıştır. Raporlarda ekseriyetle Ziya Gökalp’in Zazalara ilişkin saptamaları kullanılmış, Zazalar Kürtlük içinde değerlendirilmiştir. Tankut’un çalışmasında Zazaların Türkleşmesinin önündeki engellere sıklıkla vurgu yapılmıştır.
Kemalistler tarafından hazırlanan ikinci çalışma ise Jandarma Albayı Nazmi Sevgen’in yaptığı çalışmalardır. Sevgen, çalışmalarını 1937’de yani askeri harekat sırasında yapmıştır. Zazalar üzerine kaleme aldığı eserinde, Zaza toplumunun kökeni, dili ve inanç yapısı gibi konular ele alınmıştır. Eserde Zazalar; etnik kimlik, dil ve mezhep/inanç (özellikle Alevilik–Kızılbaşlık) bağlamında incelenir. Sevgen, Tankut gibi Zazacayı Kürtçeyle ilişkilendirerek değerlendirmiş, Zazaları Kürt topluluklarıyla bağlantılı bir unsur olarak ele almıştır. Sevgen, yaptığı araştırmalar ve Osmanlı arşivlerinden edindiği belgelere dayanarak dönemin ideolojik ihtiyacına hizmet edecek metinler ortaya koymuştur. Bununla birlikte Sevgen, Kürtlerin Turani bir kavim olduğunu fakat Türklüklerini unuttuklarını ifade etmekten de geri durmamıştır. Ona göre Kürt şubelerinden olduğu söylenen Zazaların Dersim bölgesine ne zaman yerleştiklerinin bilinmediği, fakat Moğollardan kaçıp Dersim dağlarına sığınan Harzemli Türkler olduğu ihtimalini dillendirmektedir. Sevgen, aslında Zaza ya da Kurmancların yerli Kürtlerle kaynaşmış, dillerini karıştırmış, asıllarını unutmuş Turanî kavimler olduğunu ileri sürmektedir.⁷ Bu yaklaşım Tankut’ta da görülmektedir. Her iki örnek de bu dönemde üretilen bilginin, askeri müdahale ve “Kürtlere karışmış” olduğu iddia edilen Turani kavimlerin “tekrar Türkleştirilmesi” için üretildiğini ortaya koymaktadır.
3. 1960 Darbesi ve TKAE (Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü)
1938’den sonra başlayan büyük sessizlik döneminde konu ile ilgili herhangi bir araştırmaya rastlanmamaktadır. Çok partili hayata geçtikten sonra tekrar siyasette görülmeye başlayan Kürtler için 1960 askeri yönetimi bir tedbir düşünmüştür. Bu defa zor aygıtları ile beraber bir ikna aygıtı da geliştirilmiştir. Milli Birlik Komitesi’nin aldığı karar doğrultusunda 21 Ekim 1961 tarihinde Ankara’da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve “ihtilâl’in kudretli albayı”, Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenmiştir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurmuştur.⁸
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1925-1938 arasında yapılan Türklüğünü unutmuş Türklerin yeniden Türkleştirilmesi araştırmalarını sistematik hale getirmiştir. Nitekim TKAE misyonunu, Türklüğünü unutmuş Türklerin yeniden Türkleştirilmesi olarak belirlemiştir. Enstitü, genel hatlarıyla 1960’lardan 1990’ların ortalarına kadar düzenli bir şekilde dönemin politik ve ideolojik ruhuna uygun olarak Kürtlerle ilgili Türkleştirme faaliyetlerinin ve bilgi üretim merkezlerinin başında yer almıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren bir devlet politikası olarak Kürtlerin Türkleştirilmesiyle ilgili 1960-1995 arasında çok sayıda kitap yayınlamış ve bünyesinde kurulan Türk Kültürü Dergisini çıkarmıştır.⁹ Enstitünün yayınları içinde özellikle Almanların Zazalara ilişkin bilgileri ilk kez yer almaya başlamıştır. Fakat dil ile bilgiler bağlamından koparılarak etnisiteye transfer edilmiştir. Enstitünün çalıştığı konular, aşağıdaki çalışmalardan da açık bir biçimde görülmektedir:
*Abdülhalûk Çay, Ortadoğu‟da Yaratılmak İstenen Sun‟î Millet, Türk Kültürü, s.220, 1981, sh. 21-29
*M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kürtlerin Kökü Oğuzların Boğduz İle Becen Boylarındandır, Türk Kültürü, s.6, 1963, sh.29-53
*Şükrü Kaya Seferoğlu, Milli Bütünlüğümüzü Parçalama Gayretleri, Türk Kültürü, sh. 223-224, 1981, sh.76-83
*H. Kemal Türközü, Kürt’lerin Türklüğü Hakkında Mülahazalar, Türk Kültürü, s.225, 1982, sh. 51-54

