Yeryüzü Sofraları

R. İhsan Eliaçık, adilmedya.com’da “Yeryüzü Sofraları” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Yeryüzü Sofraları

Yeryüzü Sofraları Türkiye’de 2011 yılından beri yapılıyor. 2011 yılında ilk kez lüks otellerde yapılan iftarlara karşı protesto mahiyetinde doğmuştu. Beşiktaş’ta büyük bir otelin önünde ilk olarak yerlere sofralar serilmiş, gazete kağıtlarının ve kilimlerin üzerinde peynir, ekmek, hurma, suyla oruç açan insanlar ortaya çıkmıştı. Bunların içerisinde biz de vardık ve ben orada bir konuşma yapmıştım. Bunun daha yıllarca süreceğini, halkımız tarafından benimseneceğini söylemiştim. 

Daha sonra yeryüzü sofraları aynı yıl içerisinde Gezi Parkı’nda, 3 kez her Cumartesi buluşarak devam etti. 2013 Haziran’da Gezi olayları oldu ve hemen sonrasında Temmuz’da Ramazan başladığı için bu kez Yeryüzü Sofraları İstiklal Caddesi’nde kuruldu. Gezi’nin hemen sonrası olduğu için çok büyük bir kitle tarafından sahiplenildi. Adeta kitleselleşti ve o gün bugündür her yıl Ramazan’ın ilk günü Galatasaray Meydanı’nda olmak üzere, diğer günlerde İstanbul’un ve Türkiye’nin değişik yerlerinde yapılıyor. Mahiyeti itibariyle Ramazan’ın özünü, ruhunu esas amacını hatırlatır mahiyette gerçekleşiyor.

Malumunuz oruç her dinin dindarları tarafından yapılagelen bir aç kalma, Kur’an’daki tabiriyle nüsuk ritüelidir. Esasında gerçek anlamda oruç, hak yememektir ve bir ömür boyu tutulur. Ekmek ve su yiyerek açılan ve bunları yememe üzerine kurulan oruç işin ritüeli ve şeklî kısmıdır. Asıl bununla insanlara verilmek istenen hak yemek, saldırganlık, yalan söylemek, insanlara kötülük yapmak, kalp kırmak, incitmek gibi davranışlardan uzak durmaktır. Eğer bir kimse bunları yapıyorsa tuttuğu orucun da aslında bir anlamı yoktur. 

Bu amaçla her yıl Ramazan ayında  yapılan Yeryüzü Sofraları bize bazı şeyleri hatırlatıyor. Bunları birkaç madde halinde şöyle sıralayabiliriz. Yeryüzü Sofraları sponsorsuz, hiyerarşisiz, flamasız ve bayraksız yapılan sofralardır. Öncelikle bu sofraların bir sponsoru yok. Yani birisi tarafından başkalarına yedirilen bir yemek değil. Halkın kendi İftariyeliklerini getirdiği diğerleri ile beraber karışıp bir halk sofrasına dönüştüğü bir sofra. Yoksa ne bir belediye, bakanlık, dernek, kurum veya kuruluş, ne de bir zengin tarafından masrafları karşılanarak yedirilen bir yemek, verilen bir İftar değildir. Böyle olduğu için ‘’sponsorsuz’’ diyoruz. Yeryüzü Sofraları’nın sponsoru halkın kendisidir. Halkın kendi yiyeceğini getirip sofraya koyması, diğer getirilenlerle beraber onları paylaşması, bölüşmesi gerekiyor. Bu on iki yıldır böyle oluyor. Buradan insanlara bir şeyler gösterilmeye çalışılıyor. Özellikle oruç tutanlara ve hatta tutmayanlara bir mesaj verilmeye çalışılıyor.

İkincisi yeryüzü sofraları hiyerarşisizdir. Bir protokolü, lideri, merkezi, örgütü, örgütleyicisi yoktur, tamamen kendiliğindendir. Eğer halk kendiliğinden bu sofraları yapmazsa Türkiye’nin hiçbir yerinde Yeryüzü Sofraları olmaz. Mahallelerden halkın kendi kendine yaptığı ve sahiplendiği, gidip oraya oturduğu için devam ediyor. Gelen kişinin bulduğu yere oturması gerekiyor. Ön taraf, arka taraf, geri taraf, ileri taraf, protokol diye bir merkezî hiyerarşi yok. Aynen camide safa durmak gibi. Nasıl ki camide ön sıraya geçip burası protokol diye duramazsanız, Yeryüzü Sofrasında da aynı şekilde nerede boş yer bulduysanız oraya oturacaksınız. Ayrıca sofralar yere serilerek yapılıyor. Biri üste, biri altta, diğeri koltukta bir diğeri yerde oturmuyor. Bir gazete kağıdı, bir kilim veya bir rulo kağıt seriliyor ve onun etrafına karşılıklı olarak yere temas edecek şekilde, masa sandalye olmaksızın yerde oluyor. Biz buna Yeryüzü Sofrası diyoruz. Yerde ve yeryüzünün her yerinde açılabilecek olan sofra anlamında söylüyoruz.

Üçüncüsü flamasız ve bayraksız olması. Bu sofralarda herhangi bir şekilde flama, bayrak, nereye ve kime ait olduğu, hangi partiden, dinden, mezhepten, milletten, ulustan, kavimden olduğunu ifade eden herhangi bir flama ve herhangi bir bayrak olmaması gerekiyor. İnsanların sadece insan sıfatıyla oraya gelmesi ve bütün aidiyetlerinden sıyrılmış olması gerekiyor. Yeryüzü Sofrası adı üzerinde bir sofra, yeryüzü iftarı değil, yeryüzü sofrası yani içinde iftar açanların da olduğu ama oruç tutmayanlarında oturduğu, oturabileceği sofra demektir. Sınırsız ve sınıfsız herhangi bir sınır konulmuyor. Bu sofraya oruç tutanlar gelebilir ama oruç tutmayanlar gelemez, inananlar gelir ama inanmayanlar gelemez, Müslümanlar gelir ama olmayanlar gelemez, beyazlar gelir ama siyahlar gelemez, Türkler gelir ama Kürtler gelemez diye bir ayrımın olmadığı, zenginler, yoksullar, şu veya bu mahalleden olanlar, sınırın ve sınıfın olmadığı ve insan olan herkese açık olan bir sofra.

Bu aynı zamanda çok eski bir kültür. Rivayete göre, Hz. İbrahim bir yemek verir ve yemeğe sadece kendisine inananları, kendi Peygamberliğini kabul edenleri ve Allah’a inananları çağırır. Allah tarafından bu sofra kabul edilmez ve makbul olmayacağı söylenir ve kendisine denir ki ‘’Git ve Allah’ın bütün kullarını çağır, insan olan herkese sofranı aç.’’ Bunun üzerine Hz. İbrahim yoldan geçen herkesi kim olduğuna bakmaksızın sofrasına çağırır ve onlarla beraber sofrada yemek yer. İşte yeryüzü sofrası bu gelenekten, bu kültürden gelmektedir. Yere serilen sofra denmektedir ve bunun bizim kültürümüzdeki adı, Halil İbrahim Sofrasıdır. Halil İbrahim Sofrası yeryüzü sofrası demektir. Ayrım yapılmayan sofra demektir. İnsanların cinsiyetine, kimliğine, derisinin rengine, aidiyetine, dinine, mezhebine, ulusuna, kavmine, mahallesine, nereye ait olduğuna ve kim olduğuna bakılmaksızın beraber yemek yenilen sofra demektir.

Bir de Yeryüzü Sofrası Kur’an’da Maide suresinden geliyor. Maide sofra demektir. Maide suresinin sonunda bir anlatı vardır. O anlatıda yeryüzü sofrası yere serilen, gökten yere inen sofra tabiri geçmektedir. Buna Maide denmektedir ve Kur’an’da bir sureye isim olmuştur. Oradaki anlatıya göre Hz. İsa’ya havarileri yani arkadaşları şöyle söylerler; “Bize Rabbinden dileyip gökten yere bir sofra indirebilir misin?  Gökten yere bir sofra indirir mi?  O sofra ile yiyelim ve karnımızı doyuralım.’’ Hz.İsa’dan böyle bir mucize talebinde bulunmasını isterler. Hz. İsa’da Allah’a şöyle dua eder: ‘’Yarabbi bize öyle bir sofra indir ki, bizden öncekiler, şu andakiler ve bizden sonrakiler doysun ve senin varlığının bir alameti ve bizim içinde bir şenlik, şölen olsun.’’ Allah da O’na şöyle cevap verir: “Ben o sofrayı zaten indirip durmaktayım ya, görmüyor musunuz?’’ Burada denmek istenen şey şudur: Yeryüzünün her yerinde Allah’ın nimetleri vardır.  Allah nimetlerini bize zaten indirmiştir. Su, pınarlar, ağaçlar, meyveler, elma, armut, hurma vermiştir, her türlü sebze ve meyve yeryüzünde yerden bitmektedir zaten. Bütün bunlar insanlar için bir sofradır. Allah bütün bir yeryüzünü bize sofra kılmıştır. Gökten tepsi içinde sofra indirmeye gerek yoktur demek ister. Böylelikle mucizenin de ne olduğunu bize öğretmek ister. Demek ki mucize gökten inmez, yerde var olan şey zaten mucizenin kendisidir. Olağanüstü olan şey değil; olmakta olan şeyin kendisidir. Şu anda biz bir mucizenin içinde yaşıyoruz.  Yerler ve gökler zaten mucizevidir. Mucize insanı aciz bırakan şey demektir. Allah bizi bu mucizenin içerisinde yeryüzü sofrasında zaten yaşatıyor, yerdeki her şey Allah’ın kulları içindir demek istiyor.  İşte orada yere inen sofra, yere serilen sofra manasında, bütün bir yeryüzünün sofra olduğu ve insanlara has olduğu, hiç bir ayrım yapılmadan bu sofradan  yararlanılması gerektiği anlatılmak istenir.  

Peki Yeryüzü Sofrası sadece yemek, içmek, aç kalmak mıdır? Ramazan’ın kendisinde olduğu gibi Yeryüzü Sofrası’nda bir sosyal, siyasi, iktisadi ve ekonomik bir mesaj var mıdır?  Evet vardır o da şudur: Tıpkı yeryüzü sofrasına birlikte oturduğumuz gibi, toplumda da bu şekilde barış içerisinde bir arada yaşamalıyız. Tıpkı dindarla ateist, inananla inanmayan aynı sofrada oturup ekmeğini bölüştüğü gibi toplumda, yaşamlarımızda da halklar bu şekilde ekmeğini bölüşerek, barış içerisinde, dostluk ve muhabbet sofraları kurarak yaşamalıdır. Sosyal mesajı budur. Siyasal mesajı; tıpkı yeryüzü sofrasında hiç kimsenin dışlanmadığı gibi devletin sofrasında da hiç kimse dışlanmamalıdır. Eğer devlet bir sofraysa ve bu sofradan insanlara ikramlarda bulunacaksa, hiçbir ayrım yapılmamalıdır. Kimseye derisinin renginden, inancından, mezhebinden, ulusundan, milletinden, cinsiyetinden dolayı ayrım yapılmamalıdır. Devletin imkanları bütün herkese açılmalı, kimse dışlanmamalıdır. Müslüman olmayan, Türk olmayan, Sünni olmayan, erkek olmayan, şu fikriyattan, şu görüşten diye hiç kimse dışlanmamalıdır. Yeryüzü sofrası nasıl kimseyi dışlamadan, herkesi Halil İbrahim Sofrası gibi içine alıyor ise siyaset dediğiniz, devlet dediğiniz şey aynen böyle olmalıdır. 

İktisadi olarak da mesaj veriyor. Yeryüzü Sofrası’nın bir sponsoru, bir patronu yok, birisi para verip diğerleri onun verdiği parayla karnını doyuruyor değildir. Herkes kendi ürettiğini, kendi yaptığını, kendi evinden getirdiğini ortaya koymakta, diğerleri ile onu karıştırmakta ve herkes nasıl birbirini doyurmakta ise iktisadi hayatta böyle olmalıdır. Yoksullar zenginlerin gözüne bakmamalı, el açmamalıdır. Zenginler yoksulları doyurmamalıdır. Herkes üretmeli, evinden bir şey getirmeli, kendi becerisini ortaya koymalıdır. Başkasının becerisi, ürettiği ile bizim becerimiz, ürettiğimiz birbirine karışmalıdır ve birbirimizin ihtiyaçlarını bu şekilde karşılamalıyız. Burada da muazzam iktisadi mesajlar vermektedir. 

Yeryüzü Sofraları işte bu mesajları veriyor. 12 yıldır Türkiye’de sponsorsuz, hiyerarşisiz, flamasız, bayraksız, sınırsız, sınıfsız bir şekilde yerlere sofra serilerek yapılageliyor. Bütün bunların verdiği mesajlar tabi ki Ramazan’ın özünü ve ruhunu hatırlatıyor. Eğer Ramazan’da bu mesajlar alınamıyorsa, kuru kuruya aç kalınıyor, sadece yemek saatlerinin vakti değiştiriliyor demektir.

Hayırlı ramazanlar olsun.  

 

Kaynak: Farklı Bakış