Tarih: 02.08.2021 17:42

Yangınlar, Göçler ve Salgınlar

Facebook Twitter Linked-in

Yeni Pencere'den M. Murat Muratoğlu yazdı;

Son birkaç haftadır aşırı iklim olayları gezegenin her köşesinde zuhur ediyor. Seller, heyelanlar, aşırı yağışlar, sıcak dalgaları ve yangınlar bunlardan bazıları. İklim felaketinin tam ortasında olduğumuz bu günlerde artık kimsenin inkar edeceği bir şey kalmamış gibi duruyor. Son yılların en yüksek sıcaklıkları yaşanıyor ve gezegenimiz hem metaforik hem de literal bir şekilde kaynamaya başlıyor.

Bu sırada Afganistan’dan Suriye’ye ve Libya’ya daha pek çok uzak ülkede emperyalist saldırganlığın uzantısı olan işgaller ve savaşlar, iç savaşlar ve jeopolitik krizler sürüyor. Güney Amerika’da, Afrika’da ve Asya ile Ortadoğu’da pek çok insan daha iyi bir gelecek ve sağkalım umuduyla kuzeye göç ediyor.

Kovid-19 salgını ise bu sırada tüm gezegenimizi sarmaya devam ediyor. Aşıya erişimde Kuzey’in zengin ülkeleri zorlanmaz iken tedarikçilerin muhtemelen tahsilat endişelerine bağıl tercihleri ve yoksul ülkelerin iç politik sorunlarının bir bütünü olarak aşılama programları bir “Aşı Apartheid”i ile ilerliyor. Oysa gezegenimizin bütün bir sistem olarak var olduğu ve bulaş zincirinin insanlar olduğu gerçeği ortada iken bu sağlık krizi “Aşı Milliyetçiliği” ve “daha az dayanışma, daha çok izolasyon” ile sonuçlanıyor. Yine şirketlerin faaliyetinin bu derece insan hayatı üzerinde etkili olduğu “korpotokratik”(şirketokrasi) sosyal formasyonlarımızda şirketlerin “patent” hakkı geçici olarak bile sorgulanmıyor. Herkes güvende değilse kimsenin güvende olmadığı bir salgında tüm toplumsal ve jeopolitik hiyerarşilerimiz tek tek ortaya dökülüyor.

Gezegenimizin egemenleri (egemen sınıflar) biriktirdiği kir ve irin ile yüzleşmek şöyle dursun bu krizlerin hepsini yeni imkânlar yaratacak ve kârlılık oranlarını artıracak fırsatlar olarak görüyor ve bunu her türlü toplantılarında dile getirmekten çekinmiyorlar. Büyük sıfırlanma ya da “Yeni Normal” gibi ikrarlar BM’nin ve uluslararası etkisi olan pek çok organizasyonun internet sitelerinden hollerine yazılıyor ve konuşuluyor. Memleketimize tasallut etmiş olan Yeni Osmanlıcı post-emperyal hizip de bu rant kavgasından kendince nasiplenmeye çalışıyor.

Hâl böyleyken neoliberal toplumsal ilişkilerin iyice oturmasıyla haklara sahip vatandaşlardan hizmet sağlayıcı devletten hizmet alan “tüketicilere” dönüşen insanlar maruz kalan ve maruz kalırken de hayıflanan-söylenen pasif varoluşlara dönüşüyor. Bireyci dünya görüşü toplumu her köşesine, söylemine siniyor. Öyle ki toplumu, toplumsal sistemleri ve hatta bahsedilen herhangi bir bireyin çevresini dışsallaştırıp “iyi insanlar ve kötü insanların” tercihlerinin bir sonucu olarak görmek bir normali oluşturur oldu. Böylece kamusalın sistematik tasfiyesi devam ederken pek az insan ne olduğunun hatta mevcut tahakküm rejimine “neoliberalizm” dendiğinin ya da şirketlerin ve bazen hükümetlerin hayatlarındaki en küçük kararları bile onlardan önce aldığının farkına varabiliyor.

Bu kadar edilgen ve parçalanmış bir mevcutta bile yine insan türünün kendi içinden neşet etmiş zalimlere karşı direnişinin örnekleri ise çok şükür mevcut. Brezilya’da Topraksızlar’dan Hint Çiftçi Sendikalarına ya da Filistin Halkı’nın boyun eğmez mücadelesine kadar veyahut da memleketimizde KANAL’a, madenlere karşı direnenlerden işyerinde sömürüye direnenlere küresel ve yerel pek çok örnek olmasına karşın bu mücadelelerin ortak erekliliği ve bütünsel bir hedefi olmaması mücadeleyi kırılgan ve tepkisel yapıyor.

Bölünmenin ve parçalılığın(atomizasyon) bu radde arttığı bir çağda ortaklaşmanın, birleşmenin, ortak ereklerde buluşabilmenin imkânlarının aranması gerekiyor. Aksi takdirde yeryüzünden eşit ve adil bir geleceğin imkânı kalmayacaktır.

Allah yeryüzünde ilahlık taslayanlar karşı ezilenlerin elinden bir dersi ve zaferi Kasas Suresi’nin 4-5. ayetlerinde anlatıyor:

“O ülkede Firavun kendini büyüklük duygusuna kaptırmış ve ülke halkını kastlara, sınıflara ayırmıştı. (Öyle ki,) onlardan bir kısmını iyice hor ve güçsüz görmek istiyor (ve bunun için de) erkek çocuklarını öldürüyor, (yalnız) kadınlarını sağ bırakıyordu: çünkü o, gerçekten de, (yeryüzünde) bozgunculuk çıkarmak isteyen kimselerdendi.

Fakat; Biz istiyorduk ki, yeryüzünde hor ve güçsüz görülen kimselerden yana çıkalım, onların dinde öncüler olmasını sağlayalım, onları(yeryüzüne) varis kılalım.”*

Ezilenlere emanet edilmiş yol buradan da anlaşılacağı üzere açıktır. Hakikati eşitlik, adalet ve kardeşlik çemberinde birleştirmek bu yolun esasıdır.

 

*Muhammed Esed’in mealinden alınmıştır.

Kaynak: Yeni Pencere




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —