Tarih: 19.03.2022 19:14

Urfa’da komiser Kemal, Mardin’de komutan Cumartesi

Facebook Twitter Linked-in

Yıl 1980’nı yılbaşını asla unutmam.

Neden?

Çünkü 1980’nin yılbaşında; Kesire ve Abdullah Efendi Lübnan-Beyrut’ta sımsıcak dairelerinde keyif çatarken; başta Kemal Pir, Halil Ataç, Mehmet Sevgat, Suphi Karakuş, Seyfettin Zuhurlu, Sedat Bilici, ve sayıları 20’yi bulan PKK üst düzey kadroları FDHC (Filistin Demokratik Halk Cephesi) saflarında Velid Canpolatların köyüne yakın Şuf Dağlarında eğitim görüyorduk.

Eğitimim daha yarımken Abdullah efendi beni çağırdı.

Yanıma –hiç tanımadığım- Zatullah Yurtaş’ı vererek ülkeye yolladı.

Şahin Dönmez yakalanmış. Çözülmüş ve yeni örgütlenme biçimiyle Abdullah beni Geçici PKK/MK koordinatörü olarak atamıştı. Ben, Zatullah’ın yanına da Resul ALTUNOK, Yaşar ORGAN ve Selahattin ÇELİK’i vererek yeni PKK/MK’sı olacaktık.

Evet evet.. Aynen öyle.

PKK’ye daha kurumsal olarak üye bile olmayanlar Abdullah’ın MK’sı oluyor ve olabiliyordu.

Yola çıktık.

Lübnan- Suriye girişinde –sınırda- yakalandım.

Dokümanları Zatullah vermiş ve ona ‘’Sen benden ayrı dur’’ demiştim.

El Muhabarat şefini oyuna getirip Miraç Ulaç ve ACİL örgütündenim diyerek karakolda bırakılmamı sağlamıştım.

Murşidpınar sınırına geldik.

Kolombo Mahmut refakatçimizdi.

Onların köyünde kaldık.

Ninesin üstüne dokümanları monte ettik ve İstasyondan –tereyağından kıl çeker gibi- geçiş yaptık.

Cemil Bayık’la Büyük Şevran köyündeki baskında Cemil’i kurtararak yakalandım.

Suruç karakolunda –sırf üstümde çıkan- Batman kimliğimden dolayı sorgulandım.

Kaçakçıyım, diyordum ve askeriye içine aldım.

Urfa’da KOMİSER KEMAL vardı.

‘’Ben’’ diyordu Komiser Kemal ‘’Apocuların özel sorgucusuyum. Sen çok önemli bir adamsın. Ama hakkında bilgim yok. Elimden kurtulamazsın’’

En son Komiser Kemalin elinden kurtulmak için. ‘’Özgürlük Yolu Örgütündenim’’ dedim. Ve sevindi. ‘’Hah şöyle. Öyle ucuz kurtulmak yok’’ demişti.

Ve Urfa’da ‘’Aşkın Yolu’’ olmuştum.

Komiser Kemal öyle diyordu.

‘’Özgürlük Yolu=Aşkın Yoludur oğlum. Olacaksan Apocu olacaksın. Vuracaksın. Kıracaksın tamam mı?’’

Mardin’e götürdüler.

Mardin’de ise karşıma KOMUTAN CUMARTESİ çıktı.

Adın?

-Şükrü Gülmüş, dedim.

-İmkansız. Biz seni gökte ararken yerde bulduk. Sen Şükrü Gülmüş kimliğini kullanan bir başka PKK’lısın..

-Hayda bir hafta boyunca işkence gördüm. Şükrü Gülmüş olduğumu kabul ettirmek için.

Kardeşim Alaattin Gülmüş’ü getirdiler.

-Bu abin mi lan?

Alaattin de direndiğimi ve adımı söylemediğimi sanıyor. Ona işaret ediyorum. ‘’Beni kabullen’’ diye.

Yok Alo kabul etmiyor.

En sonunda;

-Abim Şükrü Gülmüş’e benziyor.

-Ha s… lan. Ya abindir ya değildir, dediler.

Ve KOMUTAN CUMARTESİ devreye girdi.

Yıllar yıllar sonra yani 42 yıl sonra bu Komutan Cumartesinin Hasan Atilla Uğur olduğunu anladım.

Peki nasıl ve Hasan Atilla Uğur’un elinde kimler geçmişti.

Ben onunla nasıl tanışmıştım.

Şimdi oraya geleceğiz.

Devam edeceğim.

17 Mart 2022

MARDİN TUGAYINDA KOMUTAN CUMARTESİ

Mardin Bölgesi’nde Polis Memuru Mahmut Aksin’ın vurulmasından dolayı aranıyordum.

Yakalanan ve bizimle ilişkisi olan her taraftar, sempatizan ve ilgili olanlar mutlaka benim ve kardeşim Alaattin’in adını vermiş.

Biz Gülmüş kardeşler Mardin sorgulamalarında ‘’Vurun abalıya’’ olmuştuk. Gelen üstümüze ifade vermişti. Ve ben daha dışardayken bunu biliyordum. Aranıyordum onun için de hem tebdili kıyafet yapmış hem de zaten bölgeden alınmıştım.

Mahmet Karasungur MAK (Merkezi Askeri Konsey) komutanı olarak yanıma Kercewêrenli Sabri’yi vererek bir SPG (Silahlı Propaganda Birimi) oluşturmamı istemişti.

Ben tabancanın dışında silah ne görmüş ne kullanmıştım.

Viranşehir’den dört taraftar buldum. Her birine ve Sabri’ye birer otomatik silah verdim. Bana da bir tabanca kaldı.

Arkadaşlarım bana ‘’Reşat Hoca senin niye tabanca bize otomatik verdin?’’dediklerinde ben de onlara; ‘’Siz eratsınız ben sizin subayınızım. Subayın piyade tüfeği kullandığı görülmüş mü? ‘dedim

Ve Sabri’yi SPG’nin askeri komutanı, yardımcım yaptım.

Viranşehir’den Mardin’e geçtim. Görevimi devretmeme rağmen halk bilmiyor ve beni eskisi gibi sorumlu biliyordu. Ben de bu avantajı kullandım. Üstü açık bir jip aldım. Bir bidonda mazot doldurdum. Jipin arkasına atıp direksiyona geçtim. 
Grubu aldım jibe ve Kercewêren köylerini dolaşıyordum. Görevimiz Viranşehir ve çevresinden Bucak’a gidecek yardımları engellemek, silahla dolaşıp propaganda yapmaktı. Gece asla köylerde kalmıyor ama jiple her tarafı geziyorduk.

Bir başka sefer jiple Mardin’e geldiğimde Hayri Durmuş ve Ferhad’ın yakalandığını duydum. Canım çok sıkıldı. İki arkadaşı da çok seviyordum. Hem Parti ve hem bölge için iki önemli kayıptı.

Durumdan vazife çıkardı.

Onları Tugay’dan almak istedim.

Onun için de daha önce ölüm kararını aldığımız ve devletle kesin ilişkisi olduğuna inandığımız bir adamımız vardı. Küçük Emin (Aslan)’a durumu açtım. ‘’Şu adamı bulabilir misin? Dedim.

‘’Emin kolay istersen bu gece evine aniden gidelim. Elimizde.’’’’

‘’Tamam’’ dedim ve gittik adamımızı bulduk. Ona yekten ‘’Bak senin hakkındaki kararımızı biliyorsun?’’’

‘Evet’’ dedi.

‘’Şimdi bir işimiz düştü sana. Eğer bunu yaparsan hayatın kurtulur ve bu sefer biz sana minnettar kalırız’’’ dedik. Adamın gözlerinin içi parladı.

‘’Emriniz olur.’’
‘’Senin Tugay komutanlığıyla işlerini biliyoruz. Git onunla konuş. Ellerinde Mehmet Hayri Durmuş ve Ferhaf Kurtay adında arkadaşlarımız var. Onları bıraksın ve ona ne kadar para istiyorsa misliyle vereceğini söyle.’’

Adamımız ‘’Bu iş kolay. Oldu bilin’’ dedi ve bize söz verdi. Biz de ayrıldık.

Emin’le beklemeye başladık.

Haber geldi Tugay komutanından.

‘’Sen manyak mısın be adam bunlar PKK/MK üyesi. Ve Mehmet Hayri Durmuş denen adam resmen savunma yapıyor, ve en ufak bir farklı şey de söylemiyor. Sana bunların bırakılmasını kim söyledi? Bu iş seni de beni de aşar. Şimdi seni tutuklarım kalk ve siktir ol. Bir daha ne sen sordun ne ben duydum bu adamları. Dua etki ortak hukukmuz var. Yoksa seni de sana bunları bırakmalarını söyleyenleri de onların yanına getirmeden durmazdım ‘’ diyor. Ve adam limon sarısı olmuştu korkudan.

Biz Emin’le ayrıldık adamın yanından.

Yapılacak bir tek şey kalmıştı.

Hayri ve Ferhad’ı Diyarbakır’a kaldırırken baskınla almak…

Onun da Merkezi var. İzni var ve planlaması var.. Öylece kaldı. 
BURASI NERESİ SENCE ŞÜKRÜ HOCA?

Suruç-BüyükŞevran’da yakalanırken öğretmenlik kemliğimde tahrifat yapıp, Mehmet’e karışmadan Şükrü’yü Şirin, Gülmüş’ü de GÜNEŞ yapmıştım. Aklımca sadece Mardin Bölgesinde aranıyordum. Genelde aranma emirim yoktu. Eh ben de Mardin’de temkinli olurum, diyordu.

Anacak kimliğimdeki tahrifat ince kontrolle ortaya çıkmıştı. Gerçek adım biliniyordu.

Beni Urfa’dan Mardin’e götüren polisler bir ara kafama vurdu. ‘’Eğil lan eğil..’’ başımı koltular arasına koyduklarında bir polis:

‘’Söyle bakalım Şükrü Hoca sence biz şimdi nerden geiyoruz.’’ Ben de yön şaşırtmak için; ‘’Sanırım Diyarbakır içinden’’ dedim. Polis ‘’Ha s… yavşak. Oğlum senin Kızıltepe’nin içinden geçiyoruz. Seni önce Mardin Merkez polis karakoluna teslim edeceğiz. Urfa bitti. Şimdi Mardin başlıyor’’ dediler.

Emniyet amirinin karşısındaydım.

‘’Sen misin Şükrü Gülmüş?’’

‘’Evet.’’

‘’Yalan atma yavşak. O pala bıyıklı, göğsü kıllıydı. Doğru boy olarak senin kadardı. Nerde o pala bıyıklar o göğüsteki kıllar peki?’’

‘’Kestim.’’

‘’İşlemleri yapın. Tutanakları tutun ve Tugay’a teslim edin. Onlar zaten bekliyor beyefendiyi.Vechiye çevrilmesi gereken bir davası var.’’

KIZILTAPE TUGAYINDA 20 GÜN

Ben Suruç-Büyük Şevran köyünde 1980’nin Şubat başında yakalandım. Takriben 6-8 arasıydı. Ondan sonra en uzun işkence süremi Mardin’de tamamladım.

Gördüğüm işkenceler daha çok mevsimlikti.

Herkes gibi falaka, tekme-tokat. Her türden kaba işler. En çok kıştan yaralanarak dışarı çıkarmak, soğuk su dökmek ve en ilginci kafamı bir ranzaya bağlayıp kafamda sabaha kadar su damlatmalarıydı.

Bir seans vardı ki o çok farklıydı.

Ogün hangi gündü? Tam olarak bilmiyorum. Ancak gelen üst düzeyli bir subay bana:

‘’Bundan sonra her Cumartesi seninl eben ilgileneceğim. Benim adım Komutan Cumartesi. Dayak yok. İşkence yok. Tüm ihtiyaçların karşılanacak. Hatta gözlerini de açacaksın. Seninle iki medeni iki insan gibi konuşup sohbet edeceğiz’’ demişti.

Kafamda planlar yapıyordu.

Ve ‘’Aman ha aman dikkatli ol. Bu boş bir adam değil. Sorgucu. Ve beynini patatırcasına konuşacak, seni konuşturacak ve anlatımlarından seni tanımaya anlatımlar arasında çelişkiler bulmaya çalışacak. BU kaba işkenceden daha beter’’ dedim.

‘’Söyle!!’’

Bu bayat bir sorgu.’’Sen sor ki söyleyeyim. Durduk yerde en iyi savunma ve direnme. Bilmiyorum, demek ve sorulanlara kısa net cevaplar vermek.’’

Ben onların sorduklarından neyle suçlandığımı, neyi bilip bilmediklerini çıkarıyordum. Bir diğer avantajım tek başıma yakalanmıştım. Beni tanıyan yoktu ve hakkımda bilgi yoktu. O zaman da kendime güvenle ‘’Bu Komutan Cumartesi hafif gelir’’ kararına vardım.

Polis Mahut Aksin Olayı en önemli sorgu maddesiydi.

Ama ben hayat hikayemi anlatırken: Benim hiçbir siyasi oluşumla alakam yok. Öğretmenlik maaşı yetmiyordu. Askerliğimi yaptıktan sonra Kaçakçılık yapıyordu. İki seferlik Suruç kaçak seferi üç maaş ediyordu. Ekonomik nedenlerden dolayı Öğretmenliği bıraktım. Ve ben demokrat bir Kürd öğretmenim. Kürdlüğümü uzun bir süreden beri savunuyor. Ekonomik geri kalmışlık, Kürd insanın kendisini ifade edememesinden dolayı bir savunma tarzı tutturmuştum.

Bölgede elbette PKK’yi ve eylemlerini duydum. Bildirilerle Polis Mahmut Aksini vurduklarını okudum. Ama illegal bir örgütün iç işleyişini nerden bileceğim, diyordum.

Hatta Komutan Cumartesi ile İdealizm ve materyalizmi tartıştı bir seansta. Mahsus Tanırı inancında ikna olmadığımı Darwin teorisi bana saçma geliyor, dediğimde Komutan Cumartesi’nden bir .‘’Aferin’’ almıştım.

PKK, Öcalan ve illegal işlere gelince tabanlarımı hafifçe yukarı kaldırıp titriyordum. ‘’üşüdüm, acıktım, sıkıştım vs’’ diyerek kaytarıyordum.

Bir defasında kızdı Komutan Cumartesi ‘’Lan oğlu kimi kandırıyorsun yavşak esas mesellere gelince kaytarıyorsun. Bu numaraları yutmam ben’’ dediğinde;

‘’Ama komutanım hani ihtiyaçlarım karşılanacak ve medetini ölçüler olacaktı. Siz dediydiniz ya…’’ diyordum.

Bir ara çok fena işkenceye başladılar. Askıdaydım.

‘’Söyle lan söyle Apo’yu hiç gördün mü?’’

İşte o anda zıvanadan çıkar gibi yaptım.

‘’İndirin lan indirin. Bu ne ya.. Elbette gördüm. İndirin nefes alayım anlatacağım her şeyi anlatacağım’’ dedim. İnandılar. Beni indirdiler.

‘’Çay verdiler. Sigara tuttular.’’

Çayı üç yudumda kafaya diktim. Cigarayı da ‘’Aslında uzun yıllar bırakmıştım ama içeceğim artık’, deyip onu da üç dört çekişte bitirdim.

Rahatladım. Dinlendim.

‘’Eeee anlat bakalım Apo’yu nerde ve nasıl gördün? Neler konuştunuz?’’

Derin bir nefes aldım.

‘’Aydınlık aydınlık gazetecinde gördüm. Yalnız tipi hoşuma gitmedi İticiydi. Gıcık aldım Onun hakkındaki bilgileri da okumadan attım’’ dediğim an; benimkiler nışadır sürülmüş gibi üstüme saldırdılar.

‘’O… çocuğu bizimle kafa mı buluyon! Gidin bunun karısını getirin. Anam avradım olsun gözlerinin önünde onu becerem. Bu puşt bizimla dalga geçiyor’’

Xecê..

Xecê aklıma geldi.

Sahi onu getirirler mi?

Niye getirmesinler oğlum. Dik dur. Renk verme. Ve saldırıya geçtim.

‘’Ne benim karım.. Xecê’yi getireceksiniz ha. Ve ona gözlerimin önünde tecavüz edeceksiniz. Aha ben de size söylüyorum. Gidin getirin. Adesini ben vereyim. Eğer sağken Xecêm tacavüz ederseniz bana da her şeyi yaparsınız. O o kadar temiz, asil ve inançlı bir insanki: onu öldürdükten sonra Cesedime tecavüz edersiniz. O sizi de kendisini de parçalar…

Ve bir açıdan ‘’gerçekten getirseler; Xecê yaşadığımı anlar ve beni bu halde görürse kesinlikle bu tugayı başlarına yıkar çığlıklarıyla…

Bekleme başladım.
Hücreme aldılar.

Ankaralı bir asker; kulağıma fısıldadı.

‘’Sen yiğit bir adamsın. Bu puştlara koz verme. Verdiğin an artık insiyatif senden çıkar.’’ Dedi.

Bu sözü çok sevdim. Moral oldu.

Ama tam tesrine kızdım:

‘Hadi oradan sende. Ben bir şey bilmiyorum. Benim bu illegal işlerle alakam yok’’ dedim garip asker.

KOMUTAN CUMARTESİ İLE SON SEANS

Komutan bana;

‘’Eh benden günah gitti. Doğruları anlatsaydın, seni hakime çıkartır ve bıraktırırdım. Ama sen inat ettin ve konuşmuyorsun. Oğlum bak kafanı boka bulaştırmışsın. En az 24 yıl temiz alırsın’’ deyip usullünce kafama bir tokat vurdu.

‘’Komutanım!’’

‘’Ne var lan?’’

‘’Komutanım alyansım alyansımı parmağımdan çıkardılar. Geri vermediler. O eşimden kalma yadiğar.’’

‘’Küm aldı lan bunun alyansını? Bulun verin. Adam yatacağı yılları düşünmüyor, alyansın peşine düşmüş’’

Ertesi gün iki konvoy askerle Mardin’den Diyarbakır’a yola çıktım. Tabanlarım delik, çepte yok metelik ve alyans da gitti.

Ben de askerler:

‘’Lan hemşo bir sigara versen!’’ dedim.

Askerin biri sigara tuttu. Biri sigaramı yaktı. Dumanlaya dumanlaya Sultan Şeyhmus’den Diyarbakır’a gidiyoruz.

….

18. 03. 2022, Almnaya-Essen

 

Kaynak: ocakmedya.com




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —