UMUTLU BAKIŞLARDAN SIZAN ACI: “DAĞLARIN AÇIK YARASI”

Eğitimci Yazar Feride Turan, şair ve yazar Şakir Kurtulmuş'un “Dağların Açık Yarası" adlı şiir kitabını değerlendirdi.

UMUTLU BAKIŞLARDAN SIZAN ACI: “DAĞLARIN AÇIK YARASI”

"Dağların Açık Yarası” çok derindir, hiç kapanmayacağa benzer. Kadim bir yaradır üstelik. Üç günlük dünyada “Ortadoğu’nun kanı çekilmiş damarlarındaki toprak kavgası” bitmez ne yazık ki. Bu coğrafyanın şiirlerinden dağ dağ acı sızar kaç vakittir bu yüzden. Acının coğrafyasında şiirin tam kalbindedir yara, kabuk bağlamaz asla.

“Dağların Açık Yarası” adlı kitabıyla Şakir Kurtulmuş kabuk bağlamayan bir yarayı deşer insanlık namına. Dağ dağ dizilen mısraları okundukça “Halepli bir yetim eli” dokunur yüreklere. “Gazze’de bir çığlık” gibi yükselir her dize birbirinin ardından. Yalnızlığın göç yollarında “kıyıya vuran” mülteci çocuğun cansız bedeni görünür ayıplı vicdanlarda. Ve “Kudüs’e dönük yüzünde” şairin kalbi acıyı tütsüler.

Şiirimizin haritasında aşinayız bu acıya. Gönül sınırlarımız alabildiğince geniştir çünkü. Yüreğini Mekke ve Medine’ye bölüştürüp üstüne bir tül gibi Kudüs’ü geren Nuri Pakdil, Mescid-i Aksa’yı düşünde gören Mehmet Akif İnan, Kudüs’e “Gökte yapılıp yere indirilen şehir” diyen Sezai Karakoç; aynı düşün peşine düştüler hep. Şakir Kurtulmuş aynı geleneğin devamı olarak “Dağların Açık Yarası”nda bu düşün peşinde yarasını açık tutar. Fakat onun şiirlerinde öncekilerden farklı olarak “renkli ve sessiz umutlar” mevcuttur.

“filistin’in bağrında yeniden doğuyor umut

çiçekle yol alan taşlar varmadan menzile

gaz bulutları içinde kaybolsa da bilinmez

oldurur mu öldürür mü

bu kuş yaralı demeyin”

Acının, kan ve gözyaşının coğrafyası Ortadoğu, 1960’lı yıllardan itibaren şiir haritamızda yer bulmuştur. “Ortadoğu” her şeyden önce, kendini dünyanın merkezine koyan Batı’nın verdiği bir isimdir. Bu noktadan hareket ettiğimizde, bu ismi veren Batı’nın bölge üzerinde planları olacağı elbette kaçınılmazdır. Fakat şiirimizde ifadesini bulan iç acıtıcı gerçek; Batı’nın söylediklerinden, yaptıklarından çok, Müslümanların suskunluğudur. Cahit Zarifoğlu, yaşadığı dönemde şahit olduğu bu suskunluğu şöyle dillendirmiştir:

“Beyrut’un gözyaşları şimdi,

Kudüs’ün yanı başında,

Müslümanlarsa uzakta,

Sanki başka,

Gelinmez bir dünyada”

Mescid-i Aksa düşleri içinde Mehmet Akif İnan’ın duyduğu da aynı hayal kırıklığının sesiydi:

“Gözlerim yollarda, bekler dururum

Nerde kardeşlerim diyordu bir ses”

Şakir Kurtulmuş da kendi dönemine ayna tutan dizelerinde tarihe not düşer ve vicdanlı yüreklere kazınmış bir fotoğraf karesini şiirine yansıtır. Sürü sürü İsrail askeri arasında gözleri bağlı, ama başı dik yürüyen bir çocuk vardır bu karede. Onun eğilmeyen başı ve cesareti; Kudüs’ün ışığı, umudu olacaktır şaire göre:

“elleri arkadan bağlı 14 yaşında bir gerillanın

dik duruşu kaldı

gözleri bağlı ufka bakışı kaldı bir

tarihe not düşüldü taşlar hep ah yazılı

cesaretinizle yeniden taşlar yerinden oynadı

kalbimin üstünde bir avuç güneş

kudüs ışığı, kudüs güneşi”

Şakir Kurtulmuş’a göre umut vardır bu yarada. Hem de “çocuk gülümseyişlerinde umut sınırsız”dır. “Kudüs’e dönük yüzünde” şairin kalbi acıyı tütsülerken diğer taraftan Kudüs’ün ışığı kalbinin üstünde “bir avuç güneş”tir. “Dağların Açık Yarası” kitabında umut, çoğu zaman güneş metaforuyla doğar sayfalara:

“güneş yeniden doğacak

 biliyorum bu sabah yeniden

 dağların açık yarasından

güneş gülüp gelecek”

Şairin umutla yürüyen şiirinde güneş; “rüzgâr” ve “yetim ay” ile el ele tutuşarak besler “umut doğuran hüznü”. Doğdu mu ayırıp kayırmadan her şeyi ve herkesi ısıtan, aydınlatan, sarıp sarmalayan güneş; edebiyat geleneğimizde sıklıkla kullanılan bir mazmundur. O, göklerin ve gönüllerin sultanı olarak sevgilinin ta kendisidir. Bu sevgili bazen göz kamaştırıcı güzelliğiyle ulaşılmaz bir kadındır, bazen de gönül dostlarının her biridir, Hz. Mevlana’nın “Karanlığa doğru yürüme, güneşler var.” dediği. Bazen de Yunus Emre’nin ifade ettiği gibi “aşk bir güneşe benzer” ve  “iki cihan güneşi” Hz. Muhammed’dir (SAV). Şiir geleneğimizin devamı niteliğinde Şakir Kurtulmuş da umudun simgesi olarak zikrettiği güneşi aynı zamanda “merhametiyle gelen bir gönül sultanı” bilir:  

“sessizce kentin sahiline

fakirleri doyurarak gelir

garipleri, kimsesizleri

ısıtarak gelir güneş”

Gelince karanlıkları dağıtan güneş umutların arasında durur. Nitekim önceliği gariplere, kimsesizlere, fakirlere vererek gelen bir güneş söz konusudur burada. Kitapta umudun arttığı, mistik bir duyguyla ruhu sardığı yer  “Güneş Yeniden Doğacak” adlı üçüncü ve son bölümdür. Şefaatini dilediği Hz. Peygamber’i hatırlatarak bu umudun kaynağını da gösterir şair bize. Umudunu artıran aşkı ve âşığın kendini her zaman eksik görme mahcubiyeti mısra mısra dökülür şairin gönlünden.

“senin isminle yücelen sevda ile

varlığınla ruhum

mağaranın sızısına

kalbine uzanan yolculuğa hasret

biçareyim.

şefaatine mazhar olma duasıyla

mahcubum efendim”

Şairin ümidi bu kadar gündemimize getirmesi; onun güzel, rahatlatıcı bir duygu olmasının ötesinde başka bir anlam taşımaktadır. Yûsuf Sûresi’nde yer alan “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” ilahi kelamına göre ümit bir inanç çizgisidir ayrıca. “Dağların Açık Yarası”nda umudun, baharın ve aşkın mayası ise şiirdir.

“şiirle maya tutar şiirle

çiçekler bahara

içimiz esintilerde

gök aşkı içimizde

sürekli umut”

Öyle ki sevgili şiirle vücut bulur, şiirin ta kendisi olur. Kalp diliyle başlayıp biten bu şiirler erken gelen bir aşk gibidir, okuyanı hazırlıksız yakalar. İmgeler sır dolu bir tabloyu resmeder Şakir Kurtulmuş’un şiirlerinde. Bu tablodaki sevgilinin elleri, yeni kâğıda düşmüş bir şiirin mısraları gibidir. Gözleri ise, sürüldüğünde yaraları iyileştiren gül kokulu bir ilaçtır. Bu tabloda gün, sevgilinin gözleriyle başlayıp gözleriyle biten bir zaman dilimidir. Gece ise Yûsuf’un armağanıdır âşıklara. Âşıklar geceye bırakırlar, Yûsuf güzelliğindeki kalplerini. İmge sağanağı içinde bir bakmışsınız ki yağmur, göğün elleri olmuş. Yüzüne düşünce ellerinden tutar şair yağmurun. Güneşin parmaklarını ise gönlüne basar bu tablonun içinde:

“alıp gönlüme basarım

titrediğinde güneşin parmakları

sararım avuçlarımda

üşümesin diye”

“Dağların Açık Yarası” kitabıyla Şakir Kurtulmuş; aşka, iyiliğe, güzelliğe, hayra ve barışa kapı aralar. İnsanlığın iyilik potansiyeline dair umutlu bir bakış atar ancak ne var ki bu bakıştan acı sızmaktadır. Çünkü iyiliğin emredildiği, kötülükten sakındırıldığı bir inanç çizgisine rağmen maalesef iyilik; kimsenin giymediği eski bir palto gibidir şaire göre. Yalnızlığın duvarına çivilenmiş eski bir palto… İnsanlık giymez bu paltoyu. Şair buna rağmen yüreğini savuran deli rüzgârlara kapılıp tıpkı umudu gibi sürdürür şiirini:

“dağların açık yarasından

acı sızıyor umutlu bakışlardan

yüreğimi savuruyor deli bir rüzgâr

sisli havada yıldızlardan kırpılmış bir rüzgâr

adın, vazgeçemediğim

toz zerrecikleri içinde örülü iyilik duvarında yazılı”

Şakir Kurtulmuş’un “Dağların Açık Yarası” kitabındaki mısralar; umuda dair yetim düşlerin peşine düşmüştür. Dağ gibi yüreklere düşmüş bir avuç güneştir burada umutlar.

Acı sızsa da umutlu bakışlardan vazgeçmemek ümidiyle...